12 Ocak 2022

Enes Kara, ah keşke...

Cehennem korkusuyla baskı kurularak hayatı cehenneme çevrilen daha kaç genç var? Kendi canlarına kıydıklarında mı haberdar olacağız varlıklarından?

İntihar ölenin kara kutusunu açıyor bir anda. Söyleyemediklerini duyuyoruz, gizlediklerini öğreniyoruz. Onu ölüme götüren çaresizlik ardındakilere miras kalıyor böylece. Keşke diyorum, Enes Kara intihar mektubu yerine yardım mektubu paylaşsaydı bizimle. Kimsenin ona el uzatmayacağına, hayatını zindana çeviren koşullardan kurtulamayacağına kesinkes inandı demek.

Keşke haberimiz olsaydı da ona bir çıkış yolu bulabilseydik, biraz olsun yaşama sevinci verebilseydik. Nefes aldığımız sürece çözüm vardır.

İntihar da bir tür yardım çığlığı belki. Ama duyulduğunda geç kalınıyor işte.

"Aileme söyleyemiyorum çünkü her şeyi yapma potansiyeli taşıyorlar," diyor Enes Kara.

Çaresizlik ölümü kurtuluş gibi gösterebilen kesif ve keskin bir duygu.

Arkadaşları, Enes Kara için Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde anma töreni düzenledi.

Umudun zerresi bile diri tutar insanı. Ama dayanma gücü tükendiyse, bir imkâna tutunma ihtimali kalmadıysa, bir de çocuk yaştan beri isyanın yanlışlığı belletilmişse, üstelik itirazlarını dışlaştırma fırsatı tanınmamışsa... O karanlık eşiğin kıyısına geliverir insan.

Bazı tercihler bıçak sırtıdır, ne yana dönsen keser.

İnsanı her şeye zorlayabilirsiniz ama baskı altında yaşamaya zorlayamazsınız. Tüm çarelerin bittiği yerde ölümü çare görebilir.

Üstelik yakınları onu anlamaktan fersah fersah uzaksa...

Cemaatin katı kurallarıyla daraltılmış hayatındaki sıkışmışlığı ailesine anlatmış da anlaşılamamış değildi Enes Kara.

"Aileme söyleyemiyorum çünkü her şeyi yapma potansiyeli taşıyorlar," cümlesi yankılanıp duruyor zihnimde.

Dünyaya getirmek, büyütmek, okutmak kutsal aile müessesinin temel kuralları gibi görünse de, kan bağını can bağı haline getiren aslında kendin olabilme fırsatı tanıyan ebeveynlere sahip olmaktır. Anne- baba kimlikleri biyolojik temasla edinilir. Ama hakkını vermek için çocuğu kendi malın gibi değil, birey olarak görmek gerekir.

Kendini ifade edemediğin yer evin değildir.

Her şeyi yapma potansiyeli taşıyanlar da ailen değildir aslında. Kâğıt üzerinde kalan rollerle sahici ilişkiler kurulamaz.

Enes Kara'nın çaresizlik sacayağından biri, belki onu içten içe öldüren, buydu: Ailesiyle birbirini anlamaya dayalı etkin bir iletişim kuramaması. Konuşma zemininden yoksun kalan biri nereye kadar ayakta durabilir?

Babası "İçine kapanık biriydi" demiş. Her içine kapanık intihar mı ediyor? Hayır, elbette. "Manevi olarak ahiretine faydası olsun istedim," demiş. Ahiretinden önce bu dünyadaki hayatını düşünecekti. Oğlunun isteklerini kendi isteklerinden üstün tutacaktı. Ailelerinin dayattığı yaşam biçimlerinden ötürü kendi kararlarını alamayan farklı yaşlardan çok kişi var. Ebeveyn tahakkümüne boyun eğerek yaşıyorlar maalesef.

Çaresizlik sacayağının ikincisi ise günlük hayatına katı kurallarla hükmeden cemaat. Görünen o ki, Enes cemaate ailesinin zoruyla girmiş ve oradaki katı kurallara uymak zorunda kalmış.

Acaba hayatındaki hangi kararı hür iradesiyle aldı Enes, ölümden başka?

İleride hayat kurtaracak bir doktor adayı kendi hayatına kıyıyor. Geleceğe dair olumlu beklentisinin bulunmaması kendi karamsarlığı mı? Değil. Mektubunda gelecekte iş hayatındaki olası tabloyu satırlara dökmüş, esir kampından farksız cemaat ortamında bir gününün hür iradeyi yok sayan rutinini anlatmış.

Cehennem korkusuyla baskı kurularak hayatı cehenneme çevrilen daha kaç genç var? Kendi canlarına kıydıklarında mı haberdar olacağız varlıklarından?

Başka Enes'lerin ölmeyi seçmeden özgürce yaşamaları için ne yapılacak?

Bunu çaresizlik sacayağının üçüncü ayağına sormak lazım.

İnsan hayatı koltuk sevdasından, iktidar hevesinden, oy toplama stratejilerinden daha önemli zira.

Enes'in kendi kararıdır diyen sorumlular bilsin ki, onun mezarını elbirliğiyle kazmışlar aslında. Her birinin parmak izi var.

Çünkü birbirimizden sorumluyuz son nefesimize kadar.

Yazarın Diğer Yazıları

1 Mayıs 1977: Bir tanığın gözünden...

Kırk beş yıl geçse de dehşet ve acı taptaze. O gün meydandaki herkes hedefti, o kurşunlar herkese atılmıştı

Savaşın sonunu sadece ölüler görür

Sözcüklerden başka aracımız yok silahlara karşı. Barış diline kulak tıkayanlara inat koro halinde haykırmamızın elle tutulur gözle görülür sonuçlar doğurmama ihtimaline rağmen başka çaremiz de yok

İptal kültürü 101

İbrahim Tatlıses'ten ödülü geri alınmadı maalesef. Ama bu tepki unutulmaz umarım