26 Eylül 2020

Bizde ne yok denirse vardır, ne var denirse yoktur aslında!

Osman Şiban’ın kan çanağı gözleri bize bakıyor. "Bizi attılar, attılar," diyor. Her gün atılıyoruz bir yerden. Bir gün helikopterden, bir gün meclisten, öbür gün evimizden, bir başka gün dilimizden…

Kan çanağı bir çift gözden ibaret kalır mı insan?

Siz hiç helikopterden atıldınız mı?

Sorsanız bu ülkede işkence yoktur kimileri için…

Usulüne uygun muhafaza altına alma vardır.

Orantısız güç yoktur mesela…

Gerekli tedbir ve müdahaleler vardır.

Bizde Kürt sorunu da yoktur kimilerine göre…

Zaten bizde ne yok denirse vardır, ne var denirse yoktur aslında.

Kime sorsanız ırkçı değildir mesela. Etnik ayrımcılık da yoktur zaten çoğunluğun gözünde. Kimine göre Türkler ve Kürtler kardeş kardeş geçiniyordur, araya nifak tohumu eken dış mihraklardır; kimine göre Kürtler sorun çıkarıp gerilim yaratıyordur, çatışmayı körükleyip tehlike arz ediyordur; kimine göre ise ne Kürtler vardır, ne Kürtçe diye bir dil…

Egemen diliyle halkın dili arasındaki uçurum, iktidarın gözüyle vicdanın gözü arasındaki bakış açısı farkı, Kürtlere yönelik ayrımcılığın kültürel değil politik bir sorun olduğunu görerek kapanabilir ancak. Kobani olaylarına ilişkin gözaltılar da ne gündem değiştirme uyanıklığı, ne Saray’a seçim arefesi hediyesi, ne de ittifak bozma girişimi olarak basite indirgenebilir. Kürtlerin varlığına tahammülsüzlüğün dışavurumudur, siyasi soykırımdır özünde.

Kürtlere yönelik inkâr ve imha politikaları üstenci bakış, farazi korkular, bilgi eksikliği ve/veya kirliliği vb. nedenlerle meşruiyet zemini kazandı çoğunluğun nazarında. Kürtlere yönelik yanlış algılardan biri de dağınık, göçebe, birlik kuramayan bir topluluk oldukları, bu yüzden ya dış güçlerin oyununa geldikleri ya da PKK’ya itildikleri. Kürtlerin makul şüpheli sayılması, sürekli suç ve terörle ilişkilendirilmesi nefreti pekiştirip yaygınlaştırdı.

Bu nefret, eğitim kurumları, askeriye, işyerleri, sağlık kuruluşları, meclis, sosyal medya vb. yerlerdeki hak ihlallerinde, aleni ya da örtük ayrımcılıkta korkunç suretini gösteriyor her gün.

Antalya Serik’te Kürtler ve Çingeneler giremez yazılı tabela asılmıştı mesela. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Sokakta Sanat Var etkinliği için davet edilen müzisyen Ronas Aram, grubunun ismi olan Rojband’ı etkinliği düzenleyen ajansa bildirdiğinde "No Kurdi" cevabı aldı daha geçen gün. Grubun Kürtçe ismini kabul etmeyen ajans, etkinlikte Kürtçe şarkıların söylenemeyeceğini belirtti. Mezopotamya Ajans’a konuşan Ronas Aram grubun Kürtçe ismine bile tahammül edilememesini aklının almadığını söyledi ve seçim zamanında siyasilerin kameralar önünde Kürtleri kucaklayan yaklaşımının kameralar arkasında değiştiğini ekledi sözlerine.

O Ses Türkiye’de Hayri Kasaç Kürtçe şarkı söyleme talebinin hep reddedildiğini söylemişti geçen sene.

Hatırlarsınız, 2016 yılının Ağustos ayında Recep Tayyip Erdoğan Parkı’nda Kürtçe şarkı söyleyen 12 çocuk darp edilmiş, haklarında örgüt propagandası yapmaktan dava açılıp ayrı ayrı cezalandırılmaları talep edilmişti.

Mehmed Uzun’un "Hâlâ öldürüyorlar mı, esmer yüzlü çocukları eşkıya diye?" sorusu geliyor aklıma…

Ali Boçnak Kürtçe mevlüt okuduğu için 2017’de KCK Operasyonları’nda gözaltına alınmıştı, yargılanıp ceza aldı. Kürtçe mevlüt okuması suç sayıldı. İleri yaşına ve hastalıklarına rağmen cezaevinde kalabileceği söylendi. Haksız yere konulduğu dört duvar arasında hayatını kaybetti.

Binali Yıldırım 2016’da "Çözüm mözüm yok, o fırsatı kaçırdılar," demişti. "Fırsatı kaçıran Kürtler" geçmişten bugüne devletin bakışını özetliyor aslında. İktidar gözü hep böyle baktı. Görece ve göstermelik özgürlüklere layık olup olmadıklarına göre kredi notu verip durdu Kürtlere.

Osman Şiban’ın kan çanağı gözleri bize bakıyor. 

"Bizi attılar, attılar," diyor.

Her gün atılıyoruz bir yerden.

Bir gün helikopterden, bir gün meclisten, öbür gün evimizden, bir başka gün dilimizden…

Yazarın Diğer Yazıları

Easttownlu Mare ve tavan araları

Evlat kaybı söz konusu olunca, ölümü kabullenmek yas sürecini sonlandırmayabiliyor. Mare'ininki gibi suçluluk duygusuyla boğuşan bir anne için, tıpkı Bay Carroll'ın mutfaktaki sorusuna hayır dediği gibi, hafiflemeyen sadece alışılan bir acı. Yası bitirmeyi sevdiğine sırt çevirmek, hatırasına ihanet etmekle eş tutar insan. Bir türlü çıkamadığımız tavan arasıdır yas

Anlatılan bizim travmamızdır

Travmaların kopuk parçalarını birleştirirken acıdan nemalanmadan kabuk kaldırmak zordur, anlatımda etik bir hassasiyet ve yüksek farkındalık ister. Fatma adlı dizi, tam da böyle incelikli bir yolu seçip tetikleyici olmaktan kaçındığı için ilgimi çekti

Gökkuşağını silemezsiniz!

LGBT'ler hep vardı ve var olacaklar. LGBT olmak hastalık değildir, anormallik değildir, sapkınlık değildir. LGBT ve Trans bayrakları legaldir. LGBT hakları insan haklarıdır.