13 Ocak 2020

Bekarlık Vergisi ve keyfimizin kahyası

Gençlerin iş imkanlarını, gelecek hayallerini ellerinden alan hükümet şimdi de 30 yaşını geçmemiş gençlerden her yıl vergi almanın peşinde

Birkaç gündür Bekarlık Vergisi yasa tasarısı haberleri dolaşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suni gündemler yaratma başarısı malum.

Hal böyle olunca, halihazırda ivedilikle çözülmesi gereken öncelikli mevzular varken, algı operasyonuyla gündemin başka yöne çekilmeye çalışıldığı kanaatindeydim ki, bir baktım şaka değil, ciddiymiş.

Daha dün Kanal İstanbul’un İstanbul’a ihanet olduğunu konuşmuyor muyduk? Kanalın iki yanındaki arazilerin Katarlılara satıldığına dair belgeler ortaya dökülmemiş miydi? Daha dün Ekrem İmamoğlu televizyona çıkıp kanalın yaratacağı çevre tahribatını etraflıca anlatmamış mıydı?

Daha dün Selahattin Demirtaş, hükümetin OHAL sürecindeki usulsüzlerini bir bir döktüğü, Cizre’de 120 kişinin diri diri yakıldığını söylediği savunmasını sosyal medyada paylaşmamış mıydı?

Daha dün Adem Yavuz Arslan’ın Şehitler Köprüsü’nde 15 Temmuz’da öldürülen sivillerin bazılarının vücutlarından çıkan kurşunların TSK’ya ait olmadığının ispatlandığına dair haberi bağımsız gazetelerde yer bulmamış mıydı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zamanlaması her zamanki gibi muhteşem. Belli ki işine gelmeyen konularda açıklama yapmak yerine gündemi ani bir manevrayla değiştirmeyi alışkanlık edinmiş. Bekarlık vergisiymiş. Belli ki Kanal İstanbul için parası çıkışmayacak. Belli ki sarayın günlük harcamalarına kaynak bulamıyor. Belli ki gençleri işsiz güçsüz bırakan mevcut durumu kendisi yaratmamış gibi faturasını gençlere kesecek.

Bu arada yeri gelmişken, madem gençlerin evlenmemesinden dem vuruyor. Evlenmek isteyen eşcinsel bireylerin önünü açsın evvela. Ama yok bu ülkede sadece heteroseksüel, Müslüman Türkler yaşıyor, gerisi teferruat değil mi?

Mevcut ailelere yönelik üç çocuk çağrısının özünde uzun vadeli ekonomik kalkınma için genç nüfustan medet umma kolaycılığı yatıyordu. İstihdam yaratmak adına nüfus artışını desteklemenin halihazırda genç nüfusu fazla olan bir ülkede akla yatkın hiçbir tarafı yok zaten. İş imkanı sunamıyorsanız genç nüfusu arttırmak demek işsizler ordusunu arttırmak demek. Gençlerin iş imkanlarını, gelecek hayallerini ellerinden alan hükümet şimdi de 30 yaşını geçmemiş gençlerden her yıl vergi almanın peşinde. Piyasaları bekarlık vergisiyle mi canlandırmayı mı umuyorsunuz? Enflasyonu tek haneli rakamlara bekarlardan talep edeceğiniz vergilerle mi indireceksiniz? Refahı arttırmanın yolu aile kurmaktan mı geçiyor?

Evliliğin kadını iyice köleleştirdiği, zorunlu hizmetçi rolüne hapsettiği kısmına henüz gelemiyoruz bile. Kadının sadece doğuran- varlık olarak görülmesinin geri kalmışlığımızın ana nedenlerinden biri olduğuna henüz gelemiyoruz bile. Kadınların evlenilecek kadın/eğlenilecek kadın diye tasnif edilmeden önce birey olarak değer görmesi gerektiğine henüz gelemiyoruz bile.

Aile olmanın önemini vurgulayıp idealize ettiği evlilik kurumunun aslında içi boşaltılmış kutsallığına güzellemeler yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a henüz “Aile mi ?Hangi Aile? Evlilik mi? Hangi evlilik?” diye soramıyoruz bile. Kocası tarafından sövülen, dövülen, öldürülen kadınların boşanmaya kalkışamadıkları evlilikler mi mesela? Sadece kan bağının bir arada tuttuğu aileler gibi mi mesela? Kız çocuklarının erkek çocukları kadar değer görmediği aileler mi yoksa? Çocuğunu istismar eden babaların serbest kaldığı aileler mi? Yoksa ek işte çalışmak zorunda kaldığı için çocuğuyla vakit geçiremeyen babaların eve gece yarısı girdiği aileler mi? Uyuşturucu bataklığındaki gençlerin annelerini dövdüğü aileler mi? Topluca intihar eden aileler mi?

Cinsiyet eşitliğini temellük edememiş, paylaşım ve dayanışma kültürü gelişmemiş, sevgi ve saygı gibi hayati önem taşıyan değerlerden giderek yoksun hale gelmiş, sadece biat anlayışıyla küçüğün büyüğe, kadının erkeğe tabi olduğu aileler mi?

Özel hayatın bir kez daha devlet eliyle tanzim edildiği şu günlerde gencecik bir kız kayıp. Tunceli Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. Sınıfta okuyan 21 yaşındaki Gülistan Doku’dan bir haftadır haber alınamıyor. Cumhuriyet Gazetesi’nden Mehmet Kızmaz’ın haberine göre Gülistan’ın yakın arkadaşı ile ablası Aygül Doku’nun beyanları şaibeli bir durum olduğunu gösteriyor. Gülistan’ın Rus uyruklu erkek arkadaşı Zaynal Abarok tarafından darp edildiği bilgisi mevcut olduğu halde Abarok evde ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılıyor. Onun da nerede olduğu belli değil. Gülistan’ın son olarak minibüse bindiğinin görüntüsü var, indiğinin görüntüsü yok. Gülistan Doku nerede?

Acı bir haber almak istemiyoruz artık.

Kadın cinayetlerinin önüne geçememiş bir hükümetin Bekarlık Vergisi gibi uygulamalarla evliliği teşvik etmeye çalışmasını, daha doğrusu gençleri evlenmeye mecbur bırakmasını istemiyoruz.

Gençlerin evlenmek için önce can güvenliğinin sağlandığı, eğitim hakkından yararlanabildiği, iş bulabildiği, satın almada güçlük çekmediği, şiddet görmediği, dilinden, dininden, etnik kökeninden, dış görünüşünden ötürü aşağılanmadığı, dışlanmadığı, ötekileştirilmediği bir Türkiye’de yaşaması gerektiğini biri Cumhurbaşkanı’na söylemeli.

Sonrası mı? İsteyen evlenir, isteyen evlenmez. Onu da gençlerin paşa gönlü bilir. Kimse kimsenin keyfinin kahyası değildir.

Yazarın Diğer Yazıları

Ne hayat eve sığıyor ne ölüm kalbe

"Hayat bu işte, kader böyle" diye diye kendi yapıp etmelerinin sorumluluğunu taşıyamayanların yüzü hangi aynaya sığar?

Bize her gün 8 Mart

Kadın olmanın sınavını her gün veriyoruz. Söyleyeceklerimiz de yapacaklarımız da bir güne sığmaz

Toprağın sarsıntısı kadar güçlüdür kalbin sarsıntısı

21. yüzyılda depremin zararlarını asgariye indirememek mi daha acı, ayrımcılığın kökünün kazınamaması mı, bilmiyorum