25 Kasım 2018

25 Kasım: Birlikte daha güçlüyüz!

Biz kadınlar buradayız, biz her yerdeyiz, bugün bizim günümüz, yarın da, ondan sonraki gün de…

2017 yılı verilerine göre, internette arama motorlarında en çok aranan sözcük feminizm.

Kadın hakları mücadelesinin adım adım ilerlediğinin gözle görülür kanıtı. Gün be gün daha fazla insan feminizmin aslında ne demek olduğunu öğrenmeye çalışıyor. Gerçeklikten uzak, sınırlı ya da tahrif edilmiş bir feminizm tanımının önyargı ve kutuplaşmaya sebebiyet verdiğini hesaba katacak olursak, ‘birlikte ilerleme’ yoluna taşlar koyan her basmakalıp algıyı kırmaya yönelik bir değişimin başlangıcı olarak görebiliriz. Feminizmin aslında ne anlama geldiğini öğrenmeye başlayanlar feminist ütopyanın adil ve güvenli bir dünya için büyük önem taşıdığını da anlayacaklar zamanla.

Eril sembol, kod ve algılarla kuşatılmış bir tarih anlayışı kuşaktan kuşağa aktarıldığı ve son derece olağanlaştırıldığı için biz kadınlar neye, niçin itiraz etmemiz gerektiğini bile sorgulayamaz hale geldik. Bu cinsiyetçi körleşme aslında kadının kendilik bilincinden mahrum kalmasına yol açtı. Toplumsal normlar, devlet aygıtları ve her türlü eril tahakküm ile inşa edilmiş bir kadınlık bilincine karşın kadının kendi kendisini silbaştan oluşturması gerekiyor, başka hiç kimsenin, hiçbir şeyin güdümüne girmeden. Böyle bir özgürleşme alanı da yine ancak kadının haklı mücadelesiyle mümkün. Susan değil konuşan kadın, ezilen değil hakkını arayan kadın, seçilen değil seçen kadın olmak için kadının kamusal alanda önceden belirlenmiş konumlandırmalar yerine kendi varlığını ötekileştirilmeye karşı çıkarak sürdürmesi lazım.

Peki bu, dünya düzeninin değişmeyeceğini savunan karamsarlar ya da statükocuların öne sürdüğü gibi, gerçekleşmesi imkansız bir ütopya mı?

Hayallerde bile olamayacak kadar güzel ama boşa kurulmuş, ezbere tanımlamalarla çerçevelenmiş harikalar diyarı mı? Hiçbir zaman şimdiye ait olamayacak kusursuz bir dünya tasavvuru mu? 

Ütopya, hiçbir zaman deneyimleyemeyeceğimiz uzak gelecek mi?

Hayır, değil. Başka bir dünya mümkün.

Buna her geçen gün daha çok inanıyorum. Kadınların dünya genelinde bir araya gelerek, imkansız görülen büyük değişim için verdikleri mücadele, öyle uzun vadede değil, sanılanın aksine çok daha yakın bir süreçte kalıcı ve köklü yasal düzenlemelerle birlikte adil ve eşit bir yaşamı gerçek kılacak.

Şüphesiz büyük değişim bireyin biricik yaşamındaki değişimle başlayacak.

İthaki Yayınları’nın yayımladığı Feminist Ütopya Projesi adlı çalışma yeni bir dünya düzeninin nasıl olması gerektiğine dair farklı türde, yaratıcı 57 metin içeriyor. Feminizme dair yanlış algıları kırmaya  ve eksik bilgileri tamamlamaya yönelik bir başucu kitabı bu. Öncelikle feministlerin erkek ve cinsellik düşmanı olmadığının altını çizmek lazım. Eşcinseller ve erkekler de feminist olabilir üstelik. Feministlerin frijit ya da bekar olduğuna dair yaygın fikrin gerçeği yansıtmadığını da bir kez daha belirtmekte fayda var. Feministler cinsiyetçi yaklaşımdan arındırılmış bir dünyada yaşamak için mücadele ediyor. Feminist Ütopya Projesi, böyle bir dünyada evlilikten iş yaşamına, cinsellikten çocuk yetiştirmeye, eğitimden sosyal ilişkilere kadar yaşamın kamusal veya özel her alanının nasıl yapılandırılması gerektiğini düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden yazılar, röportajlar, itiraflar, illüstrasyonlar içeriyor. Hepsi birer başkaldırı bildirgesi aslında. Böylesi bir kolektif toplum mühendisliğinde herkesi kendi feminist ütopyasını oluşturmaya çağırıyor. Sizin feminist ütopyanızda öncelikler, olmazsa olmazlar neler?

Kız ve erkek çocuklarınıza kadın erkek eşitliğine dair neler öğretiyorsunuz? Evinizde iş bölümü nasıl? Toplumsal üretime ne kadar katkıda bulunuyorsunuz? Tüketim kültürünün kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün yarattığı ideal beden algısını kırmaya yönelik ne yapıyorsunuz? Ayrımcılığa, cinsel istismara ve şiddete dur demek için neler yapıyorsunuz? Kadın dayanışmasına aktif olarak katılıyor musunuz?

Kız bebeklerin pembe erkek bebeklerin mavi kıyafetler giymeden büyüdüğü bir dünya düşünelim. Tayt giyen erkekler ve kravat takan kızlar alay konusu olmasın mesela. Eril kodlarla dolu eğitim sistemi, öğretmen-öğrenci ilişkisinden müfredata kadar sil baştan tasarlansın. Ses çıkartmak sakıncalı görülmesin, herkes sözünü hiçbir baskıya maruz kalmadan söyleyebilsin. Her tür farklılık kabul görsün. Rıza ve hazza dayalı cinsel ilişki meşrulaşsın. Siyasetten spora bilimden sanata kadının fiziksel ve zihinsel açıdan yetersiz olduğuna dair önyargılar tuzla buz olsun.

Karmaşık, zor hatta imkansız gibi görünen bu değişim için Feminist Ütopya Projesi’nde işlevsel önerilerle dolu, zihin açıcı röportaj ve yazılar var. Genç bir annenin günlük çalışma rutinini saat saat gösteren program, çalışan anne olmanın zorluklarını apaçık gösteriyor. Çoğu işyerinde kreş bulunmamasının yarattığı sıkıntıların yanı sıra uykusundan feragat etmeyen bencil babaların çocuk büyütmede hiçbir sorumluluk almamalarının kadını sadece anne rolüne mahkum edip iş yaşamından nasıl uzaklaştırdığını ve serbest piyasa ekonomisinin kadının toplumsal rolünün azaltılmasındaki etkisini aşama aşama anlatıyor. Oyuncakların bile cinsiyetçi bir toplum yaratmada nasıl bir işlev yüklendiğini gösteren ezber bozan bakış açılarını okumak kadının gölgede bırakılmadığı bir dünyanın nasıl olması gerektiğini etraflıca sorgulamaya sevk ediyor.

Ayrıca kadının ücretli ve sigortalı işgücü olarak toplumsal rolüne de değinen yazılardan biri feminist ütopyada boş zamanın ne kadar olacağı ve nasıl kullanılacağı sorusunu gündeme taşıyor. Bireyin sadece kendine ait kılması gereken bu boş zaman günümüz çalışma koşullarında nasıl sağlanacak? Ve daha da önemlisi, birey bu boş zamanda neler yapacak? Kısaca, ne yapmak için daha çok zaman istiyoruz?

1979’dan 2007’ye bir kişinin yıllık çalışma süresi 181 saat arttığı gerçeğini göz önünde bulundurursak,  Kathi Weeks Çalışma Sorunu adlı kitabında zaman yaratma konusundaki tavsiyelerine kulak vermekte fayda var. Sosyal devlet olmanın koşullarından biri de bireye ne kadar boş zaman tanındığıyla alâkalı. Bunun için geliştirilen Evrensel Temel Gelir fikri 70’ li yıllardan bu yana birçok ülkede uygulanıyor. Temel gelir, ekonomik istikrarsızlıklarda vatandaşa bir sosyal güvenlik ağı sunuyor. Sistemin nasıl işlediği etraflıca anlatılmış kitapta. Bunu bir anlamda ‘ücretli boş zaman’ olarak da düşünebiliriz sanırım.

Feminist Ütopya Projesi adil ve eşit bir dünya için makro ve mikro düzeyde kadın mücadelesini genel saptama ve yorumlardan öteye geçerek öznel bir dille tek tek mercek altına alıyor. Vazife addettiğimiz, olağanlaştırıp günlük yaşamımızın sıradan bir ritüeli haline getirdiğimiz, sorgulamayı bir kez olsun aklımızın ucundan geçirmediğimiz ne çok düşünce ve davranış kalıbı varmış meğer. Verili düzeni alaşağı edip yerine yenisini kurmak kolay olmayacak elbette. Tozpembe bir ütopya hayali değil bu şüphesiz.  Fakat pes edenler ya da pes etmeyi düşünenler feminist ütopyanın bir peri masalı olduğu fikrini aklından çıkarsın. Ve neyi değiştirmek istediğine dair bir öncelik listesi yapmaya başlasın hemen!

Çünkü hepimiz bir ifade biçimi bulup kendimizi anlatmak zorundayız. Öyle ki, bu ifade biçimi bile bize öğretilenin, dayatılanın dışında kendimize özgü olmalı. Yok sayılmaya karşın her geçen gün daha çok görünür olmak için…

Bugün 25 Kasım. Mirabel Kardeşler’in mücadele mirasını sürdürmeliyiz.

Biz kadınlar buradayız, biz her yerdeyiz, bugün bizim günümüz, yarın da, ondan sonraki gün de…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Notre-Dame yangını ve insanlık abidesi

Yüreği dağlananlara, göz yaşı dökenlere, hiç değilse içi burkulanlara ne mutlu!

İnsanlar ölür, sözcükler yaşar

Bir sözcüğe sığar bazen hayat, bazen de sözlükteki hiçbir sözcük yetmez tek bir duyguyu anlatmaya

Kadının adı Sibel

Sibel, erkekleri kötülemeden de bir kadın hikayesi anlatılabileceğinin kanıtı