08 Eylül 2019

Susamayan yaratıcılık

"Susamam", Rap müziğin kökenine kadar hakkını veren bir protest üretim. Rap müziğin tanımında kafiyeli şiirsel anlatım, break-dance ve graffiti sanatı var

Bu yazı yazılırken arka fonda 18 Rap sanatçısının bir araya gelerek hazırladığı Susamam parçası çalıyor. Ben çok severim; Rap sevip sevmememiz bir yana, müzik yaratıcı bir ifade formudur ve bu müzik eseri, milyonların sevgisini bir gecede kazanması ile tanıdık olmadığımız bir şey başardı: insanları bir kez daha yaratıcı düşünce etrafında birleştirdi;

"Biz" çağındayız ne de olsa!

Diğer yandan; içinde bulunduğumuz düzene büyük bir "diss attı" 18 rapçi; diğer bir bakış açısıyla, yaratıcı üretim! Kuşkusuz popüler kültür tarihinde de yerini aldı. (Şimdi annem anlamayacak, açıklamalıyım: Diss atmak, İngilizce'deki disrespect/saygı göstermemek kelimesinin konuşma dilindeki kısaltılmışı. Küçümser ve aşırı eleştirel olmak anlamında kullanılan bir terim.)

Yaratıcılık kelimesinin tasarım işi ile ilgili basın bültenlerinden çıkarıldığı zamanları hatırlıyorum. O dönemde yükselen değerler doğrultusunda "yaratıcılık Allah'a mahsustur" düşüncesi incitilmek istenmiyordu belli ki. Reklam dünyası kendine "kreatif" kelimesini seçti, hayatını kurtardı. Zorlandığım zamanlar olmadı desem yalan olur; zira ben kişisel tarihimde yaratıcılıktan ve yaratıcı kelimesinden korkmayanlardanım. Allah'a şükür maneviyatım yerinde; Tanrı'ya olan inancım ile tasarım işlerini birbirine karıştırmıyorum o kadar!

Yaratıcı düşüncenin toplam yaşam kalitesindeki önemi, ilk öğretimden itibaren aşılanan yaratıcılık temelli eğitim anlayışı, iş dünyasına, ülke ekonomisine, sosyal yaşama etki eden yaratıcılık.. tüm bunlar yaşamımızı adadığımız meseleler. Dünyanın gelişmiş ekonomileri, büyük şirketleri bu değerlere verdiği önem ile yol alıyor. Bizler de bir avuç ilgili meslek erbabı, modacısından ürün tasarımcısına, mimardan grafik tasarımcısına bu alanlarda toplumsal bilinç yaratmaya çalışıyoruz. Bilinç talep demektir; daha iyi bir yaşam ideali için talepte bulunabilmek.


Gambialı Griotlar (1974)

Susamam, Rap müziğin kökenine hakkını veren bir protest üretim. Rap müziğin tanımında kafiyeli şiirsel anlatım, break-dance ve graffiti sanatı var. Temellerini 13. Yy'daki Batı Afrika Griot'larından aldığı belirtilen bir sanatsal ifade türü. Griot'lar aslında bizim halk ozanlarımızın Afrika kıtasındaki bir karşılığı. Kafiye ile şiirsel bir sözlü anlatım yapan kimselere Griot deniyor. Bu anlatımı destekleyen, Anadolu için nasıl saz ise, Afrika için baskın bir davul ritmi (beat). Amerika'daki Afro-Amerikan topluluğun sokaklarda kendi dertlerini kültürel bir iç güdü ile ritmik bir biçimde anlatagelmeleri ile rap müzik türü yaygınlaşıyor. Tabii her eğilim gibi bunu da yaygınlaştıran öncüler var. Özellikle New Yorklu DJ'lerin sokaktaki bu sözlü ritmik anlatım kayıtlarını alıp dönemin soul, caz gibi müzik türlerinin notaları ile harmanladığı performansları, Rap'in bir tür olarak ortaya çıkmasında etkin oluyor.


DJ Kool Herc (1970)

Genel bir kanıya göre, 70'li yıllarda Bronx'ta, DJ Kool Herc'in okul partilerinde sergilediği performanslar bugün Rap müzik türünün başlangıcı olarak gösteriliyor. 80'lere kadar DJ'lerin kendi performanslarını kayıt etmek gibi bir yönelimleri yoktu; bu müzik üretiminin bir tür (genre) olarak tanımlanması, 1982 tarihinde Melle Mel ve Ed Fletcher'in kâr amacı gütmeyen bir ortak kayıt olarak gerçekleştirdiği "The Message" isimli parça ile oluyor*.

Rap müzik sever ve dinler bir kişi olarak açıkçası, bu kelimenin nereden geldiğini araştırmamıştım. Rapso kelimesinden geldiğini öğrendim. Rapso, Karayip bölgesinin Afro-Amerikan kültürüne ait bir Tirinidad müziği imiş. Ritmik ama sözlü anlatım ağırlıklı bir Calypso türünden ortaya çıkmış; zamanla ucundaki ek atılmış ve dönüşen versiyonlarına Rap denir olmuş. Bu türdeki ilk kayıt olarak belirtilen Lancelot Layne imzalı Blow Yay isimli parça şuradan dinlenebilir:

Rap müzik, tüm bunlardan da anlaşılabileceği gibi hikâye anlatıcılığının notalarla birleştirilmiş hali. Tasarımın da bir hikâye anlatım formu olduğunu savunan pek çok görüş var. Tasarımın sadece üründen, estetikten ibaret olduğunu düşünmek artık epey geri kalmışlık. Tasarım bir kritik aracı, sosyal bir dönüştürücü. İyi tasarım demek en iyi hikâyeleri anlatabilen demek. O hikâyenin içine sizi çekebiliyorsa, bir ürün, bir hizmet, bir anlayış, işte orada uzun soluklu ve nitelikli bir tasarım anlayışından bahsedebiliriz.

Tasarımı hikâye anlatıcılığı ile buluşturan nokta, öncelikli olarak bu mesleğin empati yapabilme özelliği. Tasarımın çözüme ulaştığı problemler kullanıcıların kendi deneyimlerinden ve algılarından yola çıkılarak tanımlanıyor. Sonrasında ise tasarlanan ürün veya hizmet, kendi hikâyesini anlatmaya başlıyor. Kullanıcısını bu hikâyenin içine entegre edebilen tasarım başarıya ulaşıyor.Tasarımın hikâye ile buluştuğu bu en kritik nokta aynı zamanda o ürün veya hizmetin pazarlanmasındaki ana arterleri de belirliyor; hikâye kendini ne kadar kabul ettirebilirse, o kadar yaygınlaşıyor; böylece yeni bir fikrin kendini kabul ettirmesi de o kadar başarılı oluyor.


İstanbul vapurlarında bir kabak soyucunun hikâyesini kim bilir kaç kez dinlemişsinizdir. O ürünü sattıran seyyar satıcının anlattığı hikâyenin ta kendisidir

Yaratıcı bakış açısı, problemleri fark edip bunları tanımlayarak kendi araçları ile ortaya koymak demek. Ortaya koyduğunuz yeni meta, yaratıcı bir üretim. Bu ister bir Rap parçası olsun, isterse bir saç kurutma makinesi, ikisi de yaratıcı insan beyninin ortadaki bir soruna gösterdiği tepkimenin usa yansıması ile oluşturulan bir değer.

Genellikle yaratıcı potansiyelin ortaya çıkması için, insanların özgürlüklerinin sınırsız olduğu, bağımsız kararlar verebildiği koşulların olması gerektiği vurgulanır. Grubert, Inglehart, Putnam, Sternberg, Wei-Ming gibi siyaset bilimi, psikoloji veya ekonomi alanında çalışan pek çok düşünür bu bağlamdaki görüşlerini ifade etmişlerdir. Rus psikolog Nikolay Danilevsky "Büyük Kültürlerinin Dinamiği" isimli çalışmasında şöyle diyor: "Potansiyel olarak, yaratıcı olan bir grubun medenileşmesi / gelişmesi için, o grubun ve tüm alt gruplarının siyasi olarak bağımsız olmaları gerekir."

Bu çalışmaların tümünde tanımlanan yine de demokrasi değil; oligarşi veya aristokrasiler altında da yaratıcılık boy göstermiştir, burada kastedilen insanların yaşamın çeşitli yönlerinde sahip olduğu, düşünce ve yargılarının yasal sorumluluklarını üstlenebildikleri türden bir özgürlüktür. (Törnqvist 2004)

Diğer uçtaki pek çok çalışma da yaratıcılığın aksine zor koşullar altında tetiklendiğinden bahseder. Lebuda'ya göre "Disiplin değiştirici yaratıcı üretimler zorlu koşullar ve ihtiyaçlar altında ortaya çıkar." Roberson'un 2010'da ortaya koyduğu üzere sosyal karışıklık dönemleri yaratıcı düşüncenin ve üretimin tetiklendiği zamanlardır. Emery, Henzen, Perkins gibi isimler de çeşitli baskılar, hayal kırıklıkları ve yoksunluklar karşısında yaratıcılığın arttığını ortaya koyan çalışmaları sunmuşlardır.

Toplumların siyasi atmosferleri yaratıcılık üzerinde etkilidir. Siyasi bağlamın kültür üretimi üzerinde etkili olduğunu Mark Runco, Theories of Creativity isimli kitabında anlatıyor (2014).

Amerikalı psikoloji profesörü Jay Seitz'a göre toplumun maruz kaldığı politik güç, kaynakların insanlar arasındaki farklı dağılımı, kişisel çıkara dayalı kapitalist yaklaşımlar, tarihsel faktörler de bireylerin yaratıcı düşüncelerini kısıtlayan faktörler arasında. Bütün bunlara kurumsal kontrol mekanizmaları, siyasi erk baskısı ve dini sansür eklendiğinde yaratıcılık üzerinde de ciddi bir baskı oluşuyor.

Yaratıcılığı etkileyen unsurlar arasında sosyal modu, yani zamanın ruhunu ilk dile getiren Simonton olmuş. Bu psikolog çeşitli tarihsel geçmişlere sahip 772 sanatçı ile yürüttüğü çalışmalarını 1984 yılında yayınlamış. Simonton'un 1990 yılında sürdürdüğü çeşitli çalışmalar da yaratıcılığın politik şartlardan doğrudan etkinlendiğini ortaya koyan bilimsel araştırmalar arasında.

Maslow'a göre yaratıcılık, bireysel ifadenin bir formu ve kişisel saygınlığın tezahürüdür (1963.) Buradan hareketle zorlu zamanlarda, protesto etmek ve toplumsal algıyı yeniden düzenlemek üzere duyguların ifadesi için, yaratıcı üretimin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Jamison, yaratıcılığı "zulme karşı içsel direnç göstermenin bir yolu" olarak tanımlamaktadır. Olumsuz deneyimler, psikolojik olarak yaratıcılığı tetikleyici güce sahiptir. Tarihteki pek çok yaratıcı atak bu türden olaylar sonrasında patlak vermiştir. Grevler, salgınlar, baskıcı rejimler, dini yaptırımların insanlar üzerindeki baskısı sonrasında insanlık her zaman yaratıcı fikirler etrafında kümelenmiş ve eşi benzeri görülmedik biçimde değişimlere sebep olmuşlardır.

Sorokin'in 1937-67 yıllarında yaptığı çalışmalar sonucunda ortaya koyduğu "Kutuplaşma Yasası"na göre, yaratıcı düşünce jenerasyonlar arasında da çeşitli tepkimelerle ortaya çıkabiliyor. Örneğin aşırı milliyetçi olan bir jenerasyon sonrasında milli eğilimler bakımından bu türden bir homojenliğe rastlanmıyor veya dini inanışların, baskıcılığın yüksek olduğu bir dönemin ardından gelen yeni nesil bu anlayışın tam tersi kutupta eğilimler gösterebiliyor.

1930'lardan günümüze dek yapılmış olan sayısız araştırma ve bilimsel çalışma gösteriyor ki, insanın iç güdüsel olarak sahip olduğu ve onun yaşamını sürdürülebilir kılan özelliklerinden biri yaratıcı üretim. İnsanlığın tüm uygarlığı bu dürtü ile şekillenmiş. Aşırı uçlardaki baskıcı kısıtlayıcı yönetim biçimleri altında, totaliter rejimler zamanında bile insanlığın yaratıcı üretim gücü bir an olsun eksilmemiş; aksine tetiklenmiş; yasaklar bana mısın dememiş, kazanan her zaman insanın özgün doğası olmuş.

Yaratıcı düşünce bir türlü susamamış.


 (*) Meraklısı için bu kayıt resmi olarak "Flash and The Furious Five" ismi ile yayınlanmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Mimari tasarım, sanat ve eleştiri

Kritik söz konusu olduğunda bizlerin dünyasındaki öncü isimlerden biri olan Prof. Dr. Celal Abdi Güzer'e sorularımı yönelttim

Tasarımda optimizm

İyimser bir dünya ideali bu türden bir düşünce tarzı ile başlıyor

Gelecek kaygısı ile dönüşen tasarım

Yeni ve gelişen dünyada, tasarımcının rolü siyasi söylem üreten aktivist, organizasyon şemalarını ve sistemleri yeniden tanımlayan girişimci, bağ kuran iletişimci, noktaları birleştiren katalizör ve gelecekteki yaşam biçimlerini tanımlayan kurgucu olarak değişiyor