06 Kasım 2022

Hasta-hekim mahremiyeti nereye kadar?

Şöyle bir senaryo hayal edelim: Alkolik erkek hasta bir hekim tarafından tedavi ediliyor ve bu tedavi seanslarına eşi ile birlikte iki yıl devam ediyor. Aradan geçen zamanda ikilinin ilişkileri bozuluyor ve kadın boşanmaya karar veriyor. Mahkemeye başvurduğunda da "Benim eşim alkolik, inanmazsanız tedavi eden hekime sorun" diyor ve hekimi tanık olarak gösteriyor

Hastalarla ilişkilerde edinilen bilgilerin hekim ve hasta arasında bir sır olarak kalması gerektiği herkes tarafından biliniyor artık. Nitekim hekimlerin tıbbi deontoloji ve meslek etiği bakımından uymakla yükümlü oldukları kuralları düzenleyen Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 4. Maddesinde: "Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez" deniliyor. Burada tam anlaşılamamış bir durum "kanuni mecburiyet". İlginç bir nokta da 1960 yılında yayınlanmış olan bu tüzüğün hiç değişmeden halen yürürlükte olması.

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etik Kuralları'nın "Sır Saklama Yükümlülüğü" başlıklı bölümünde: "Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir" denilmekte.

Şöyle bir senaryo hayal edelim: Alkolik erkek hasta bir hekim tarafından tedavi ediliyor ve bu tedavi seanslarına eşi ile birlikte iki yıl devam ediyor. Aradan geçen zamanda ikilinin ilişkileri bozuluyor ve kadın boşanmaya karar veriyor. Mahkemeye başvurduğunda da "Benim eşim alkolik, inanmazsanız tedavi eden hekime sorun" diyor ve hekimi tanık olarak gösteriyor.

Bunun üzerine mahkemeden hekime "tanık" olarak çağrıldığını bildiren bir çağrı geldiğinde hekim ne yapacak? Mahkemenin karşısında bir kişi davacı veya davalı olabilir. Bunun dışında kişi tanık veya bilirkişi de olabilir. Bilirkişilerin tanık olarak mahkemelere çağrılması sık rastlanan bir durum değil, görüşlerini rapor olarak sunarlar, ama tanıklık yaygın. Hatta halk arasında "şahit" yazılmak korkusu vardır. Tanık yazılmamak için olay yerinden uzaklaşılması önerilir. Pek de haksız sayılmazlar zira mahkeme tanık olarak çağırmışsa gitmek zorunlu.

Gelelim yukarıdaki sorunun cevabına. Hekim mahkemenin davetine uymak zorunda, ancak burada hastanın kendi onayı olmadan kişisel bilgileri açıklaması etik bir suç. Hekim mahkemeye tanıklıktan çekilmek isteğini belirtmeli ve mahkeme hekime açıklama zorunluluğu getiremez. Eğer hastanın kendi onayı varsa durum elbette değişiyor.

Bu konu ile ilgili bir yasa maddesi de var: Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Sır nedeniyle tanıklıktan çekinme" başlıklı 249. Maddesinde "Kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler" ibaresi yer alıyor.

Aynı yasanın bir başka maddesi ise "Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder" diyor ama devamında "Belgeyi ibraz zorunda olanlar, tanıklıktan çekinmeye ilişkin hükümlere göre, belgeyi ibrazdan veya bu konudaki tanıklıktan çekinebilirler" demeyi de ihmal etmiyor.

Özetle, hekimin hastasının rızası olmaksızın bu bilgi ve belgeleri paylaşmasının meslek etiğine ve deontolojiye uygun düşmeyeceği, bu talebin karşılanmasının sır saklama yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracağı ortaya çıkıyor. Bu durumu tam olarak anlamamış hekimler maalesef "Mahkeme çağırdı gitmem gerek" diyerek, bilerek veya bilmeyerek, suç işlemiş oluyorlar.

Ülkede bu sır saklama konusu çok da önemsenmiyor. Etik ihlalleri kimseyi rahatsız etmiyor. Özel hastaneler kendilerinde tedavi olan ünlülerin sağlık bilgilerini toplumla paylaşmayı bir reklam aracı olarak kullanmaya devam ediyorlar.

Bunun tam tersi bir durum ise bizi yönetenlerin sağlık durumunu bilmeye hakkımızın olup olmadığı. Bizim adımıza önemli kararlar alan yöneticilerin sağlığı toplumu ilgilendirir mi? Öyle ya, savaşa, barışa, önemli ekonomik kararlara yön verirken doğru karar verebilme yetisine sahip olup olmadığını bilmek toplumun hakkı değil midir? Öte yandan, "Yönetici de bir insandır ve onun sağlık verileri de her insan gibi koruma altında olmalıdır" görüşü de desteklenebilir.

Hukuksuzluğun bu kadar yaygın olduğu bir ortamda etik tartışmalar geri planda kalabiliyor ama sağlıklı bir toplum hukuk kadar etik davranışları da benimsemeli. Hekimler kendi etik değerlerine büyük ölçüde uyuyorlar ama politikacılar için bunu söylemek imkansız.

Yazarın Diğer Yazıları

Sağlık kontrolünün yan etkisi: Endişe

Tüm araştırmalar gösteriyor ki bulgu vermeyen, tesadüfen bulunan safra kesesi taşlarının en az yüzde 80'i ömür boyu hiç sorun çıkarmadan sessiz bir şekilde duruyor. Bazı meslektaşlarımız "kansere döner veya patlamaya hazır bomba" diyerek hastaları ameliyat olmaya ikna etmeye çalışıyorlar ama neyseki sayıları az

"Check-up" ne kadar gerekli?

Bu taramaların özellikle yüksek riskli kişilere, koruyucu hekimlik hizmeti alamamış olanlara ve birinci basamağa ulaşamayan kişilere yapılması önerilmiş. Bizde ise uygulama tam tersi: Ancak yüksek gelir grubunda olanlar bu taramaları yaptırabiliyor

TTB seçimleri yaklaşırken; en güvenilen kurumlar arasında

TTB ve tabip odaları topluma yakın olma oranı en yüksek meslek odası ve hükümetin odaya en az etkili olduğu meslek odası olarak belirlenmekte