25 Eylül 2019

Terörün baş destekçileri, Kürtlere siyaset alanını kapatanlardır

Devletin/iktidarın şahinlerinin “Son teröriste kadar” zihniyeti, yaşanan dönemde “Son Kürde kadar”a evrilmiş durumda

Bir süredir yazamıyordum. Bir yandan yeni yayımlanan Köpekli Çocuklar Gecesi’ne yoğunlaşmıştım, öte yandan “söylemek istediklerimi benden çok daha iyi yazanlar, söyleyenler varken gereği yok”, ruh hali içindeydim. Ama asıl neden; bunca adaletsizliğin, keyfiliğin, yalan dolanın, lağım çukuruna dönüşmüş siyaset ortamının, toplumu saran cinnet halinin elimi dilimi felç etmesi, çığlığımı boğazımda düğümlemesiydi.

Son üç gelişme o çığlığı özgürleştirdi: Diyarbakır’da, evlatlarını arayan annelerin acılarını siyasal hesaplarına alet eden iktidarın oyunu; hukuken tahliyesi gereken Selahattin Demirtaş’ı içerde tutmak için oynanan ibretlik yargı oyunu; bir de FETÖ yargısının bugünlere armağanı KCK davasında Kürt siyasetçilerine ve aydınlarına kesilen hükümlerin Yargıtay’ca onanması…

Susmanın vicdan karası, yazmamanın yurttaşlık ayıbı, aldırmamanın demokrasi suçu olduğu noktadayız.

‘Son teröriste kadar’dan ‘Son Kürde kadar’a  

İktidardakilerin ve arkalarındaki derin devlet odaklarının amacı apaçık ortada: Kürt hareketine legal siyaset alanını kapatmak, HDP’yi bitirmek… Bir sürü yalanla, düzmeceyle, tetikçilerle, ajan provokatörlerle, algı manipülasyonlarıyla, en vahimi de tek adama bağlı yargı eliyle yürütülen HDP’yi kuşatma ve saf dışı bırakma operasyonu şu günlerde bütün hızıyla sürüyor.

Devletin/iktidarın şahinlerinin “Son teröriste kadar” zihniyeti, yaşanan dönemde “Son Kürde kadar”a evrilmiş durumda. Çünkü, sorun çözümlenmedikçe, Kürt halkının özgür ve eşit yurttaşlar olarak, kendi dilleri, kültürleri, belediyeleri, siyasetçileriyle bu topraklarda sulh sükûn içinde yaşamaları sağlanmadıkça, “son terörist”in anasının rahminde olacağını onlar da çok iyi biliyorlar. O zaman da çözüm; hakkını talep eden, boyun eğmeyen, zulme direnen, onurlu bir yaşam ve barış isteyen halkın tümünü siyasal açıdan “etkisiz hale” getirmekte görülüyor.

Bu oyun; hukuk, yasa ve vicdan tanımadan, siyasal etik diye bir şey umursanmadan gözlerimizin önünde oynanıyor. Ve ne yazık ki şoven milliyetçi, savaşçı, militarist önyargılarla, düzmece bir beka aldatmacasıyla, halklar arasına zehirli nifak tohumları ekerek, korkutma ve sindirme yöntemleriyle sürdürülen bu oyuna karşı gerekli refleksi ve cesareti gösteremiyoruz.

İktidarı lafla kıyasıya eleştiren, ağız dalaşına giren muhalefet, gücünü ve reytingini muhalif görünümlü yayınından alan az sayıda TV kanalı, bir avuç muhalif medya, iş gelip de HDP’ye, Kürt hareketine, komşu ülkelerin topraklarında yaşayan Kürtlere karşı sürek avına dayandığında, iktidarın destekçisi kesiliyor. Misâl: HDP, Kürt hareketi, sınır ötesi operasyonlar vb. söz konusu olduğunda, cehaletin, siyasal etik yoksunluğunun, yalana dayalı algı operasyonunun, tetikçiliğin doruğa çıktığı ana akım televizyonların “tartışma(!)” programları. Yalakalar, yandaşlar bir yana, aklı başında sayılan muhalif katılımcılardan bile “HDP Meclis’te temsil edilen yasal bir partidir, burada tek bir sözcüsü, cevap hakkı yok” veya “Şu şu Kürt siyasetçiye atfedilen terörle ilintili olma durumu asla ispatlanmamıştır” vb. diyenlere, HDP’yi demokrasi adına savunanlara da rastlayamıyoruz. En fazla söylenen, “Efendim madem öyle neden kapatmıyorsunuz”, ya da “Yargı karar versin” oluyor ki en tehlikeli pozisyon budur. Çünkü herkes, bizzat böyle konuşanlar da biliyorlar ki en tepeden en aşağıya kadar yargı bütünüyle emir komuta altındadır ve iktidar/devlet hangi adımın atılmasını uygun görüyorsa o adımı atacaktır.

HDP neden hedefte?

Böyle bir soruya gerek bile yok aslında. 2015 Haziran seçimlerinde Meclis’e 80 milletvekiliyle girerek AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyen de, “Seni başkan yaptırmayacağız” diyen de HDP’dir. Demirtaş’ta ifadesini bulan “ortak vatan” kavramı, demokratik güç birliği ve barış diliyle, terörle arasına mesafe koyan bu partiyi Tayyip Erdoğan hem siyasal hem de kişisel hasmı, düşmanı olarak görüyor. Öte yandan, Cumhur İttifakı’nın ortağı ve motoru olan; şoven Türk milliyetçiliğinin, savaşçı, yayılmacı, asimilasyonist devlet zihniyetinin taşıyıcısı/ sözcüsü MHP, AKP’nin ve Erdoğan’ın şahsî iktidarını sürdürebilmesinin olmazsa olmazı.

Son yerel seçimler, HDP’nin Kürtlerden ibaret olmayan oy gücünü ve Türkiye partisi olma potansiyelini açıkça gösterdi. Çoktandır gündemde olan Kürt siyasal hareketini şu veya bu şekilde bitirme planı tam gaz uygulanmaya başlandı. İYİ Parti’yi Cumhur İttifakı’na çekme çabaları (ki ne yazık ki ideolojik ve siyasî açıdan yeri orasıdır) sadece 50 artı 1’i garantilemek için değil, derin devlet zihniyeti destekli iktidarın Kürt siyasî hareketini tasfiye planı için de gerekiyor.

Siyaset alanını kapatmak ‘Dağ’ın yolunu açmaktır   

Devletin de, gelmiş geçmiş iktidarların da bunca zamandır, bunca kan dökülmesi pahasına bir türlü kavrayamadıkları (veya kavrayıp da işlerine gelmeyen), halklara özgür siyaset alanı kapatıldığında terör yöntemlerinin devreye gireceği, terörist denilen yapıların güçleneceği gerçeğidir. PKK’nin Türkiye Partisi olan bir HDP’den, hele de “ortak vatan” ve barışçı çözüm diyenlerden hoşlandığını mı sanıyorsunuz?  

Demokratik, barışçı çözümlere son verildiği yerde silahlı çözüm heveslileri güçlenir. Hele de umutsuzluk içindeki gençler, hatta çocuklar yasal bir dam, yasal bir amaç bulamadıklarında gözlerini dağlara dikerler. Diyarbakır’da HDP’nin önünde devlet desteğiyle oturan ve dünyanın en haklı talebini yükselten analara yenileri katılır. O analara, “etkisiz hâle” getirilen çocuklarının kemiklerini, ölülerini, mezarlarını arayan (ve ne yazık ki hiçbir kapıda oturmalarına izin verilmeyen) anaları, bir de kendi bekaları ve çıkarları peşinde olanların yabancı topraklarda ölmeye gönderdikleri şehit çocuklarımızın analarını ekleyin. Hepsi aynı zihniyetin, aynı siyasetin kurbanıdır.

Kürt hareketine legal siyaset alanını kapatmak, çözüm yerine imha siyaseti uygulamak; dağın, silahın, terörün ekmeğine yağ sürmektir.

Teröre destek, terörle ilinti, terör propagandası, vb. suçlamalarıyla aslında terörle en küçük ilişkisi olmayan binlerce insanın hapse tıkıldığı; bir Ahmet Türk’ün, bir Demirtaş’ın (bunlar yüzlercesini ifade etmek için saydığım sembol adlar) terörle ilintili gösterilip mahkûm edildiği bu ülkede, terörün en has destekçileri Kürt hareketini şeytanlaştıran, Kürtlere siyaset alanını kapatanlardır. PKK’nın hâlâ yaşayabilmesinde, çocukların-gençlerin hâlâ dağlara çıkıp savaşa şiddete teslim olmalarında, bu siyaset ve zihniyetin payı büyüktür.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Deprem vergilerimizin nereye gittiğini soranlara...

Halkın satın alma gücünün düşmesinin, en önemli ama en fazla suskunlukla geçiştirilen neden, savaşçı militarist siyasetin yol açtığı yıkımdır

Eril iktidarın ana ve kadın cinayetleri

Erkeklerin kadınlara yönelen şiddetiyle devletlerin/iktidarların şiddeti ve cinayetleri, her yerde birbirini üreterek, güçlendirerek, besleyerek sürer

Demokrasiye ve Kürtlere karşı 19 Ağustos darbesi

Son kalıntısı serbest görünümlü seçimler olan demokrasi sona erdirilmiş, özlenen barış umudu tüketilmiştir