23 Mayıs 2012

Riya’yı bırakın! Hepiniz askercilsiniz

Birbiri içinde, sarmaş dolaş süren iki tartışma geçtiğimiz haftanın gündemine damgasını vurdu: Uludere katliamında...

Birbiri içinde, sarmaş dolaş süren iki tartışma geçtiğimiz haftanın gündemine damgasını vurdu: Uludere katliamında kimin/ kimlerin sorumlu olduğu dalaşı, 19 Mayıs’ta resmî kutlamaların kaldırılması/yasaklanması tartışmalarına karıştı. Çok farklı görünen iki konunun buluştuğu nokta, toplumun ve devletin iliklerine işlemiş savaşçı, militarist (askercil) ruhtu.

Tankların, topların, askeri birliklerin rap rap geçtiği; asker-sivil omzu kalabalıkların şeref tribününe ciddi suratlar, abus çehrelerle bardak gibi dizildikleri; erlerden sadece giysileri farklı okul çocuklarının askeri nizamda yürüyerek tribünleri selamladıkları; gençlerin birbirlerinin omzuna basarak etten kuleler yapıp tepesine bayrak diktikleri, rüküş ve özenti giysiler içinde rondlar, danslar yaptıkları; kızların etek boylarının iktidarın boyuna göre uzayıp kısaldığı o ruhsuz, yapay gösterilerden hiç hoşlanmadım. Sadece bizdekilerden değil, Sovyetler Birliği’ndekilerden de... Komünizm zamanında Moskova’da, Kızıl Meydan’da yapılan Ekim devrimini kutlama törenlerini ilk kez izlediğimde, Kremlin’in duvarları önündeki tribünde fötr şapkaları, donuk yüzleri, birörnek koyu renk paltolarıyla sıralanmış politbüro üyelerinin önünden geçen tankları, füzeleri, tepeden tırnağa silahlı askerleri ve yine askerî nizamda yürüyen sendikaları, işçileri, bindirilmiş kıta edalı sivilleri gördüğümde buruk bir duyguya kapılmış, hayal kırıklığına uğramıştım. Baskı ve sömürüden kurtulmuş özgür insanların yepyeni bir dünya, sınıfsız bir toplum kurmak için yola çıktıkları; şiddet tekeline sahip devletin ve onun savaş aygıtının sönümleneceği barış ve özgürlük toplumunu yaratacak devrim böyle kutlanmamalıydı. İçimde “bu uygulamada bir yanlış var” düşüncesinin ilk filizlendiği anlardan biridir o resmigeçit. Benzerleri, daha da beterleri Nazi Almanyası’nda, faşist Mussolini İtalyası’nda vardı ve kendini bu rejimlerin antitezi ilan etmiş sosyalist sistem aynı görüntüyü ve aynı ruhu yansıtıyordu: Askercil- totaliter ruh...

Bizim bütün ulusal bayramlarımızın resmî kutlaması, o totaliter askercil ayinlerin kötü birer kopyasıdır. Neyin kutlandığı, ne için sevinmek, kucaklaşmak gerektiği, neyin hatırlanmasının, içselleştirilmesinin istendiği çoktan unutulmuştur. Bir yanda yürekten gelmeyen, âdet yerini bulsun, mahallenin raconu bozulmasın diye tekrarlanan içi boş hamasi nutuklar, öte yanda resmi ideolojinin beyin yıkamasıyla körüklenen klişe papağan söylemlerinin beslediği marazî vecd hali, tabloyu tamamlar.

Bu yüzden, 19 Mayıs kutlamalarının resmî olmaktan çıkarılması, halkın bayramı ruhuyla kutlanması kararını destekliyorum; o askercil ve totaliter, tek tip robot görüntülerinin sona ermesinden memnunum. Ulusal Bayramlar Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğin, züccaciye dükkânında gezen fil misali, geniş kesimlerin hassasiyeti hiçe sayılarak aceleyle yürürlüğe sokulması; çelenk koyma, saygı duruşu, vb. yasağı gibi anlamsız, budalaca, maksadı aşan abukluklar; resmî törenlerin yerine, hepsi savaşla, çatışmayla ilişkili oyunların, yarışmaların, -ne alâkası varsa-  kung fu, güreş karşılaşmalarının, mehter gösterilerinin konulması ise madalyonun öteki yüzü. Bayramları sivilleştirmek, halka mal etmek istediklerini iddia edenlerin hayallerindeki ve çevrelerindeki “muhafazakâr-dindar-kindar gençlik” dışında gençliği tanımadıklarının ve tanımaya niyetli olmadıklarının göstergesi.

 

Fetihçi savaşçı ruh yaşadıkça...

 

19 Mayıs’ta militarizmi gerilettiklerinden, bayramları özgürleştirdiklerinden söz eden iktidar çevreleri, hararetle savundukları, bizzat katılıp en ateşli söylevleri verdikleri başka kutlamaları, günleri, anmaları özgürleştirmeyi, sivilleştirmeyi, militarizmden arındırmayı akıllarına bile getirmiyorlar. Gelişigüzel birkaç örnek: 29 Mayıs’ta İstanbul’un fethi, 559 yıl sonra, yine atın üstüne oturtulmuş çakma Fatih figürüyle, Haliç’e kaydırılan kayıklarla okul müsameresi kıvamında kutlanacak. Fetih nutukları atılacak, Türklerin ne biçim cengâver oldukları, şehri küffardan iman gücüyle nasıl kurtardıkları ballandırılarak anlatılacak. Eğitimde en büyük proje olarak gururla sunulan teknoloji kullanımına dayalı projenin adı da Fatih projesi zaten... Bir başka örnek, hiç işgal görmemiş olanlar da dahil, Anadolu şehirlerinin kurtuluş günü törenleri. Beş yaşında çocukların ellerine oyuncak tüfekler tutuşturulup, sırtlarına asker giysisi geçirilerek meydanlara salındığı, kimilerinin kahraman Türk askeri kimi zavallıların da hain düşman askeri (bazen Ermeni çeteci) rolünde birbirlerine hücum ettikleri, öğrencilerin resmi zevatın önünden rap rap geçit yaptığı, valinin, kaymakamın gözü yaşlı kahramanlık nutukları attığı, düşmanı nasıl ezdiğimizin anlatıldığı ve mutlaka Ata’ya çelenk konan kurtuluş günleri. Daha vahim bir örnek, Sarıkamış  kırımının geçtiğimiz yıl İçişleri Bakanı’nın öncülüğü ve katılımıyla, sıcak yün başlıklarının alınlıklarında kızıl şehadet bantları taşıyan süslü püslü, sıcacık giyimli gençler tarafından şehitlik yüceltmesi, kahramanlık nutukları ve Bakan’ın hem Ermeni hem de Kürtlere gönderme yapan düşman lanetlemesiyle anılmasıydı.

“Halkı askerlikten soğutmak” diye bir suçun ceza yasalarında yer aldığı, vicdani red hakkının bölücü hainlerle eşcinsellerin ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne karşı saldırısı sayıldığı; şehitlik, vatan, millet edebiyatıyla insanları ölüme göndermenin gelmiş geçmiş bütün iktidarların buluştukları ortak payda olduğu bir ülke burası. Militarist zihniyetle mücadele gerekçesiyle Kemalist Cumhuriyet’in ulusal bayramlarındaki resmî düzeni ve zorlamayı haklı olarak değiştirmek isteyenler, savaşçı askercil zihniyetin diğer belirtileri ve uygulamalarıyla da aynı heves ve cesaretle hesaplaşabilselerdi, bu törenlerin “ilelebed” sürmesini savunan laik askercilliğin sivil alternatifi sayılabilirlerdi.

 

Ama yapamazlar, çünkü...

 

Cihat, fetih, savaş, şehitlik yüceltmesi; milliyetçi-mukaddesatçı sağın, ırkçı-Türkçü kesimin zihniyet ikliminin ve kimliğinin derin bileşenlerindendir. AKP ideolojisi ve siyaseti, bu zihniyetin 2010’lar dünyası ve Türkiyesi’ndeki neoliberal sosa bulanmış yansımasıdır. Sivilleşme adımlarının ve militarizm karşıtlığının sınırları, tıpkı demokrasi anlayışının sınırları gibi, milliyetçi muhafazakâr totalitarizmin ve otoriter biat kültürünün kodlarıyla çizilmektedir.

Peki, 19 Mayıs’ta AKP’nin getirdiği yeni düzenlemeye karşı çıkan CHP’ye, Atatürkçü, laik, ulusalcı kesime ne demeli? Onlar bu kadarına bile razı değiller. Militarizme karşı en küçük sivilleşme girişimi, askeri vesayete, darbeciliğe karşı her adım onların gözünde Cumhuriyet’in temellerine dinamit koymaktır, çünkü Cumhuriyet’i asker-sivil oligarşinin tapulu malı, kendilerini de bu malın sahibi sayarlar.

Bugün içinde debelenip durduğumuz dağ gibi sorunların özünü temelini araştırırsak, tümünün savaşçı, askercil, milliyetçi zihniyet ve ideolojiden kaynaklandığını görürüz. Diyaloğun, uzlaşmanın, pasifizmin, “erkekliğe yakışmaz” zaaf sayıldığı savaşçı eril kültür derinlemesine sorgulanmadan; muktedirlerin sıkı sıkıya sarıldıkları kutsallaştırılmış kavramların ardındaki riya ve sahtecilik açığa çıkarılmadan, militarizmin zihinlerden ve toplumsal dokudan silinmesi mümkün olmaz. Yine de bu yolda atılan her adım iyidir, kısıtlı ve biçimsel bile olsa... Gerçek değişim ve özgürleşme ise ezberleri, tabuları aşmış, geçmişe hapsolmadan geleceğe yönelen, yerele hapsolmadan dünyalılaşan “fikri hür, vicdanı hür” genç kuşakların direniş ve isyanlarının eseri olacak. Bir gün mutlaka...

ETİKETLER

oya baydar

Yazarın Diğer Yazıları

Demokrasi, özgürlük ve kötücüllük üzerine iki yazı - I: Kim bu kahrolası liberaller?

Liberal veya liberallik, bizdeki bazı çevrelerin, cehalet veya kötü niyetle kullandıkları anlamda bir küfür veya aşağılama değildir. Birine, "bırak o liberali" dediğinizde, aslında "bırak o özgürlükçüyü" demiş olursunuz

Devlete tasarruf önerisi: Yargı aparatını lağvedin

Bunca işsiz yargıcı, savcıyı, adlî memuru ne yapacağımıza gelince, tümünü Kanal İstanbul hafriyatında, inşaatında çalıştırırız, böylece maliyet düşer

Bu fotoğrafta Emine Hanım’la Meral Hanım da olsaydı keşke…

Bu fotoğrafa hepimiz bakalım. İlk duygularımızı tahlil edelim. Yüreğimize ferahlık, sevinç, umut mu yoksa öfke, tepki, düşmanlık mı doluyor?