11 Mayıs 2019

Her şeyin çok güzel olabilmesi için…

Her şeye hazırlıklı olabilirsek her şey gerçekten güzel olur

Bir o taraftan bir bu taraftan aldığı darbelerle hırpalanmış, gelecek umudunu yitirmiş, kavga gürültü arasında boğulmuş Türkiye insanının huzura, barışa, yarınlara güvene, en çok da umuda ihtiyaç duyduğu bir dönemde beklenmeyen bir ışık yandı. Yıllardır nal toplayan, kitlelerle bağını, kendine güvenini yitirmiş muhalefet, AKP-MHP-Devlet bloğuna karşı küçümsenmemesi gereken bir seçim başarısı elde etti. Bu bir yerel seçimdi, %51- %49 oranlarında fazla bir şey değişmemiş gibi görünse de, bir yandan Türkiye’nin kalbinin attığı büyük kentlerin yüzde 49’luk kesime geçmesi, öte yandan tüm ayak oyunlarına, engellemelere ve tehditlere karşın doğuda, güneydoğuda Kürt seçmenin “ben hâlâ buradayım” demesi, atmosferi tümden değiştirdi, psikolojik üstünlük muhalefete geçti.

Başarı cesaretlendirir

“Yenil, bir daha yenil, daha iyi yenil” deyişi, yenilgilerden yılmayıp ders çıkartmayı anlatsa da, gerçekte cesaretlendirici, umutlandırıcı olan başarıdır.

31 Mart seçimlerinden bu yana iktidar bloğunun, hakim olduğu ve denetiminde tuttuğu bütün kurum ve araçlarla yasayı, hukuku, sandık demokrasisinin son kırıntılarını çiğneyerek yürüttüğü saldırı karşısında “Her şey çok güzel olacak” sloganı dalga dalga kitlelere yayılıyorsa bu, hasret kalınmış başarının yarattığı coşku yüzünden ve umut ihtiyacındandır.

Başarı sadece coşku yaratmaz, umut verir, cesaretlendirir. Nitekim, uzun süredir kendi mahallesine çekilmiş, iktidara lâf yetiştirmekten öteye gidemeyen muhalefetin sesinin kendi mahallesini aşabilmesi de; sanatçıların, yazar-çizerlerin, aydınların seslerini çıkartmaları da başarının sağladığı cesarettendir. Ve korku gibi cesaret de bulaşıcıdır. Ancak, sonuca varmak için coşkuyla gelen cesaretin kalıcı olması, sebatlı ve akıllı adımlarla sürmesi gerekir. Sloganlarla, ajitasyonla kitleler diri tutulur, harekete geçirilir ama zafer bununla kazanılmaz.

Bir çiçekle, her şey çok güzel olmaz

31 Mart seçimlerinde İstanbul’da bir çiçek açtı. O gün bugün, İstanbul’un özel konumu ve önemi yüzünden iktidarın belden aşağı vuruşlarına sahne olan sert bir mücadele İstanbul üzerinden sürüyor.

“İstanbul’da açan çiçek” derken, belediye başkanlığını kazanan Ekrem İmamoğlu’nu değil, alınan sonucu kastediyorum. “Bir çiçekle her şey güzel olmaz,” derken de -coşkuya, sevince su katmayı göze alarak- kof iyimserliğin tuzaklarına dikkat çekmek istiyorum.

Seçimlerin yenilenmesine doğru gidilirken muhalefeti bekleyen tehlike, özellikle CHP açısından, seçimin mutlaka kazanılacağı iyimserliğinin ve her şey güzel olacak coşkusunun rehavetine kapılmaktır. Başka türlü söyleyecek olursam, YSK kararına öfkeden de doğan coşku havasının aynen süreceğini, coşkunun oya tahvil olacağını sanmaktır.

İmamoğlu, hayallere kapılmayan gerçekçi bir kişiliğe sahip görünüyor. Sağduyusuna, neye nasıl yaklaşmak gerektiği konusundaki basiretine güveniyorum. Ancak, taban ve teşkilatın havası kişileri her zaman etkileyebilir. Hele ki o kişi kurtarıcı siyasal figür olarak yüceltilip başarının sembolü olarak görülür, ona bel bağlanır ve o da buna inanmaya başlarsa…

İkinci, hatta birincisinden de önemli tehlike, bu aşamada Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı adaylığını aşan siyasî yıldız kimliğine büründürülmesidir. Yine kişiden bağımsız konuşacak olursam: İnsan psikolojisi, özel durum ve koşullarda coşkuya kapılıp, kitleler karşısında kendini ajite ederek kendi özünden farklı bir kimliğe bürünmeye yatkındır. İmamoğlu’nun başarılı, yetenekli, akıllı, en önemlisi vicdanlı biri olduğunu; benim endişelerimin muhasebesini kendisinin de yaptığını düşünüyorum. Yine de, siyaset çarkı insanı övütür, kendine yabancılaştırır.

İmamoğlu’nun başarısının anahtarı: yüksekten konuşanlardan, gürültüden patırtıdan, beka kılıflı nefret söyleminden, tehditten, gündelik yaşamın güçlüklerinden bıkmış insanlara, onların dertleriyle hemhâl, onların arasından biri olarak seslenmesi, kucaklayıcı olmasıydı. O sesin, Türkiye siyaset arenasının hırçın tonlarına bürünmemesi gerek.

Her şeye hazırlıklı olabilirsek her şey gerçekten güzel olur

İktidar bloğu İBB seçimlerini usulsüzlükler olduğuna, hakkının yendiğine gerçekten inandığı için değil, kendi adayı kazanamadığı için iptal ettirdi. Bunu bilmeyen yok. Böyle bir kafa, kazanmayı garantilemediği bir seçime razı olur mu? Üstelik dört koldan sorunlarla kuşatıldığı, ülkenin hiçbir sorununa çözüm bulamaz hale geldiği, düşüşe geçtiği, moral üstünlüğünü yitirdiği bir dönemde, ikinci kez yenilgi riski alır mı?

Görünen o ki, alıyorlar. Bunun anlamı; kazanmış görünmek için yapmayacakları hilenin, müdahalenin, ürkütmenin, baskının kalmayacağı. Daha da beteri, 7 Haziran-1 Kasım arasında, benzer bir seçim yenilemesi döneminde yaşanan kanlı olayların, provokasyonların yeniden sahneye konulması…

Peki o zaman, seçimi nasıl olsa kazandırmazlar diyerek karamsarlığa kapılmak mı gerek? Asla…

31 Mart seçimlerine giderken de böyle düşünenler vardı, ama kazanıldı. Evet kazanılanı geri aldılar ama iktidarın, pek önem verir göründüğü sandığa bile zerre güveninin, saygısının olmadığı, demokratik seçimlerin son kalesi YSK’nın vesayet altında olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu anlamda kazanan, demokrasi güçleri oldu.

Zaten Ekrem İmamoğlu ve İstanbul parti teşkilatı, çıkarılacak engeller, oynanacak Ali Cengiz oyunları karşısında pes edecek yapıda değil. Bütün mesele, onların ve bütün muhalefetin her şeyin çok güzel olmasını temenni ederken “her şey çok güzel olacak”la avunmayıp her şeyi güzel kılacak bir seçim stratejisiyle davranabilmelerinde.

Türkiye seçimi mi, İstanbul seçimi mi?

31 Mart’ta İstanbul’u Millet İttifakı’nın adayı kazandı. Bir yıpratma saldırısı olarak sürekli tekrarlanan HDP’nin ittifakın gizli ortağı olduğu yalandan ibaretti, ama HDP aday göstermeyerek İmamoğlu’nun kazanmasında önemli rol oynadı. İlerleyen günlerde, 31 Mart seçimlerinin ve İstanbul seçim yenilenmesinin anlamı genişledi. Şimdilerde, 23 Haziran’ın bir anlamda Türkiye seçimi olduğu konuşuluyor. Aday Ekrem İmamoğlu’nun konumu da bu bağlamda değerlendiriliyor.

23 Haziran’a doğru gidilirken ve sonrasında, Türkiye’de çok önemli siyasal çalkantıların, çok önemli gelişmelerin olacağını ben de düşünüyorum. Hatta İstanbul seçimi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, ardından zor günler yaşayacağımızı da biliyorum. Ancak, İstanbul seçimini ve İmamoğlu’nu bu bağlamda değerlendirmenin, bu yönde motive etmenin muhalefet açısından yanlış adımlara yol açacağından da korkuyorum. İmamoğlu’nu, CHP il örgütüyle birlikte İBB seçiminde uyguladığı strateji ve bizzat kendi kişilik yapısı başkanlığa taşıdı. Türkiye çapında demokrasi mücadelesi ise bundan çok daha fazlasını ister. Ondan, Türkiye demokrasisini kurtaracak süperman beklentisi yaratmak belediye başkanlığı seçimini de riske etmek anlamına gelir.

Böyle bir şey yok, nereden çıkardın, diyebilirsiniz. Benimki yersiz bir kuşku belki ama çok da temelsiz değil. Dünyada olsun, Türkiye’de olsun az örneğini görmedik…

Yazarın Diğer Yazıları

Kürt halkını küçümsemek, HDP’yi yok saymak…

Umdukları: Kürt seçmenin sopa-havuç siyasetine kanıp, “Bak iyi şeyler yapıyorlar” diyerek oyunu değiştirmesi, en azından sandığa gitmemesi

Bahçeli gücünü nereden alıyor?

Bulunduğu yere Bahçeli’nin desteğiyle gelmiş olan Erdoğan’ın, şu dönemde arkası güçlü olan ortağından bağımsızlaşması mümkün görünmüyor

Kim ki “ama” diyor, kim ki mahkûm etmiyor, suç ortağıdır

Şimdi Devlet’in niyetlerini gözden geçirmenin, tehlikenin bir an önce farkına varmanın ve yeni provokasyonları engellemenin zamanıdır