02 Ağustos 2013

Ötekilerin tanışması: Biz’den Hepimiz’e

'Üç-beş Çapulcu'dan 'Marjinaller'e, 'Faiz Lobisi'nden 'Darbeciler'e uzanan illiyet rabıtasından yoksun saldırı ifrazatı ve 'az zamanda çok ve büyük yalan söyleme' rekor denemesi, kangörmüş, aksi, pişman bir çakaralmaz misali ters tepti

Gezi’den Sonra -2-

 

Gezi, birçok açıdan “sıçrama” kavramının etrafında okunabilecek zengin bir deneyim biriktirdi.

Sıfır dereceye ulaştığında buz olan ve hacmi yüzde on küsurlarda genleşen bileşim, sadece 1 derece artırımıyla, “su”ya geri döner. Suyun doksan sekiz derece daha, niceliksel sürekliliği vardır. Doksan dokuz dereceye ulaşan su, sadece 1 derece ısı artırımıyla buhara dönüşür.

İşte, bu 1 dereceler “sıçrama eşiği”dir.

“Bardağı taşıran son damla”, “Cinin şişeden çıkışı”, “Yetti artık/Edî bes’e/Ya basta”...

Diskurun tamamı, aslında, Gezi’yi anlamaya çalışırken kerteriz oluşturmaktadır. Bu “sıçrama” ânının oluşmasında, yan yana okumamız gereken çok sayıda faktör var. Sırayla bakmaya çalışacağım.

Gezi “sıçrama”sının “Karşı-Moderatör”ü Erdoğan’ın, özellikle başlangıç günlerindeki tayin edici rolünü de, “Kleopatra’nın burnu” metaforundan başlayarak, birkaç sıkıcı yazıya ayıracağım ama ma’lesef, herhangi bir Gezi yazısında, onsuz analiz yapabilmek pek mümkün değil.

“Sıçrama”yı başlatan 1 derecelik artırım, Erdoğan’ın “Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik. Yapacağız,” demesiyle fokurdamaya başladı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23390657.asp

Karşı-Moderatör’e ayıracağım birkaç sıkıcı yazıda açacağım; bu galiz dil, özensiz değil de özenin ne olduğunu bilmeyen üslûp, onun,  prompter’dan uzaklaştığı ve besbelli kendisini kompülsif baskılanma  altında hissettiği zamanlarından tanışık olduğumuz bir üslûp ve dildi.

28 Aralık 2011 Roboski katliamı sonrasında, “Paraysa, parasını verdik,” sözleri hâlâ kulaklarda çınlayan adam, asıl, bundan yaklaşık on dört ay öncesinde, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na yönelen bürokratik darbeye tepki veren tiyatroculara karşı kalbini açtı ve bir daha kapatmayı başaramadı.

Bu açık kalplilik, kürtaj, sezaryen, beyaz ekmek-siyah ekmek, 52 sünnî vatandaşım vb. sürerken, kalbin saffeti değilse de satveti, ısıyı derece derece yükseltti. Zaten meyyâl olduğumuz toplumsal/grupsal polarizasyon, giderek keskinleşti ve tehlikeli hâl almaya başladı.

İnsanlık kültürünün, bilinebilen en tehlikeli babalanmaları da (Sen kimsin… Sana mı soracağım…) eklenince, bizim gibi, üç buçuk darbeden hasarlılar, “Eyvah!” demeye başlamıştık ki, işte kavram şimdi tam yerini bulacak, SIÇRAMA gerçekleşti.

“Üç-beş Çapulcu”dan “Marjinaller”e, “Faiz Lobisi”nden “Darbeciler”e uzanan illiyet rabıtasından yoksun saldırı ifrazatı ve “az zamanda çok ve büyük yalan söyleme” rekor denemesi, kangörmüş, aksi, pişman bir çakaralmaz misali ters tepti.

Gezi, yalnız bir eylem üretmedi, kısa bir zaman diliminde, kuvvetli bir hayat bağı da üretti.  Muhteşem dört dergi ile Gezi’yi arşivleyen Tempo dergisinin kapak fotografına bakalım:

\

Bu beş adam, ötekileştirmenin tasfiye edildiği bir ânın kadrajında yer alıyor. Öcalan posterinin altında uyuyan TGB önlüklü genci de gördüm, LGBTT pankartını alkışlayan, ahlakî değerleri katı solcu grupları da… başlangıçta Gezi’ye sokulan pro-faşist bir grubun, olgunlukla elemine edilişini de.

Gezi efsanelerinden Davulcu Vedat bir anonima. Gezi’nin efsanelerinin hepsi, esasen öyle aslında: Kırmızılı Kadın, Siyahlı Kadın, Çarşı, Anti-Kapitalist Müslümanlar, Devrimci-Müslümanlar, V for Vendetta, Duran Adam, Çılgın Hemşire, Taksim Dayanışma, Platform… Yahut Dikmen, Kuğulu, Armutlu, Akkapı…

Üstelik, bu bağımsız bir yazı konusu olacak, tarihimizdeki, bilebildiğim en “bireyselci” (induvidualiste) toplumsal hareketin, kendisini birçok anonima ile ifade edebilmesi, başlı başına “sıçrama” analizi için yeterli olabilir.

Hastalıklı bir toplumsal gelenekten geliştiğimizi saklasam, kim inanır? Amipsi bir ayrışma yeteneğini bize kim ne vakit kazandırmıştı, bu da ayrıca ele alacağımız bir konu ve korkarım kuyunun dibi hayli derin.

Gezi süreci, bu geleneksel zaafımızı aşma yolunda ilk büyük “sıçrama”yı gerçekleştirdi. Zaafımız, bazı kritik zamanlarda, kendisini fena halde hatırlatmış olsa da, böyle derin bir hastalığın kısa ve heyecanlı, koşuşturmacalı bir poliklinik sürecinde tedavi edilebileceğini herhalde ummamıştık. Gezi, tedavinin yöntemini gösterdi –ki fazlası mucize sayılmak gerekir.

Mir’aç Kandili’ni kitlesel olarak ilk kez, inananı inanmayanı hep birlikte, ötekileştirilmeye karşı bir “sıçrama” heyecanıyla yaşadı. Ötekileştirilerek birbirinden uzak tutulanlar, birbirleriyle tanışmaya başladı.

http://www.radikal.com.tr/turkiye/gezide_kandil_simidi_dagitilacak-1136370

14 Haziran’daki Cuma namazı esnasında, meydanda namaz kılanların etrafında barikat kurarak saldırıya uğramalarını önleyenler, hemen peşi sıra tukaka ilan edilen sosyalistlerdi.

http://www.radikal.com.tr/fotogaleri/turkiye/gezi_parkinda_cuma_namazi-1136664

Neredeyse iki hafta Taksim’de hakim bir hayat bağı kuran Gezililer, şunları da kayda geçirdi:

Para olmadan yaşanabilir.

Cinsel taciz, lumpen kavgası, saygısızlık olmadan yaşanabilir.

Kavga etmeden tartışılabilir, konuşulabilir.

Kendisi gibi düşünmeyeni incitmeden konuşmanın dili vardır.

Korkmadan yaşanabilir.

Az buz deneyim değil Gezi. Bu deneyim, önümüzdeki geniş zamanda kendisini ifade edecek mecraları da oluşturacak. Zaten o yüzden değil mi, AKP’nin aklı başında gözükenlerinden Şahin, Gezi için, “Müebbetlik suç kapsamında,” dedi.

Gezi, cümlesini, Can Yücel’den mülhem, “müebbet muhabbete mahkûm etti” de, farkına varmak hesaplarını alt üst edecek.

Direnecekler.

Eski statükoyu yok pahasına devralanlar da direnecek, eski statükoyu yeniden tesis etmek isteyenler de.

Ne olsa cem’i cümlesi, Spiro’nun, Avram’ın, Boğos’un, Şexo’nun, Kara Mustafa’nın mülkünü zaptettiğinde ölmeyeceğini zannediyor.

Biz, mülkiyet hırsızlıktır, deriz… Mülk Allah’ındır diyenlere saygımız sonsuzdur. “Mal sahibi mülk sahibi / hani bunun ilk sahibi”, diyenlerle gönlümüz kardeştir ve “yarin yanağından gayri her şeyde / her yerde / hep beraber! / diyebilmek / için / on binler verdi sekiz binini”.

Merhabalaşmayı becerdik. “Biz” demiyoruz artık, “Hepimiz” diyoruz.

Evet, bu daha başlangıç.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ödemişli Terzi Sadık’ın hakyemez evladı

Neye inanırsa onu söyler ve bedeli neyse gülümseyerek öder

Yurttaş kimin umurunda, varsa yoksa referandum

AKP, ustalıklı olduğu kadar çaresiz bir rota tespit etti: Bu yerel seçim bir güven oylamasıdır!

SS: Susurluk’tan sonra

Bugün, yevmiyeli hukuk döneminde yaşanan ise, Susurluk’u aratan bir facia. 7 Şubat 2012’de başlatılan yevmiyeli hukuk, belli ki bir süre daha devam edecek.