10 Ocak 2014

Gündem Randevuevi’nden çıkış yolları

Yolsuzluk operasyonlarına ilk reaksiyonu, operasyonları yürüten Yargı ve Emniyet görevlilerini askıya almak olan Yürütme ile neyi, nasıl konuşabiliriz?

“Anayasa’nın 138. Maddesi bu memlekette ölmüştür.”

Tercümesi, “Bu memlekette (Türkiye’de) hukuk sistemi çökmüştür” de olabilir... kısaca “Türkiye’de sistem çökmüştür,” denilebilir... ya da “Türkiye,  herkesin herkese her şeyi yapabileceği fütüristik kaos eşiğini geçmiştir” de denilebilir.

Fevkalâdenin fevkinde ürpertici bir devlet sözü bu. Devlet sözü, çünkü bu cümleyi sarf eden kişi, devlet protokolüne göre “2 Numara”. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 3 Ocak’ta gazetecilerle yaptığı kahvaltılı söyleşide, Yasama-Yürütme-Yargı sacayağının bütünüyle ortadan kalktığını ifşa etti.

Neydi bu 138. Madde:

“MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

“2 Numara”nın beyanına uygun hale getirirsek ne oluyor bu 138. Madde:

“MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsız değildir; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm veremezler.

Bir ya da birçok organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat verebilir; genelge gönderebilir; tavsiye ve telkinde bulunabilir.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulabilir, görüşme yapılabilir veya herhangi bir beyanda bulunulabilir.”

Fevkalâdenin fevkinin fevkinde bir süratle, bütün “olmaz”ların oldurulduğu kaotik bir zaman diliminin tam içinden geçmeye çalışıyoruz bugün. Her gün doğruları anlatarak, sistem çökerticileri hizaya getirmeye çalışarak bu kaos jölesinin içinden çıkamayız.

Yolsuzluk operasyonlarına ilk reaksiyonu, operasyonları yürüten Yargı ve Emniyet görevlilerini askıya almak olan Yürütme ile neyi, nasıl konuşabiliriz?

Roboski Katliamı ile ilgili takipsizlik kararı veren Askeri Yargıdan nasıl bir beklentimiz olabilir. “Vur emri”ni verdiği belirtilen Genelkurmay Başkanı’nın bu kararı nerede, kim(ler)le verdiği bu kadar ayan beyanken, bu jölenin içinde daha ne kadar çırpınabiliriz.

Babasına meşin yuvarlak aldırmış mahallenin şımarık çocuğu, her topa ben vuracağım diye diye oyunun içine ettiğinde, mahallenin fakir ama namuslu çocukları ne yaparsa, bizim de onu yapmamız lazım. O kabak çocuklar, aralarında beşer onar kuruş toplayıp, bakkaldan bir lastik top alır, meşin yuvarlaklıyı da evine gönderir ya, işte tam sırası.

“Sivil Anayasa Girişimi”ni yeniden ve bu kez güçlü bir iradeyle gündeme getirebiliriz mesela. Güçlü bir yurttaş hareketiyle, Sivil Anayasa mutabakatını taahhüt eden siyasi parti ve girişimlerin tabanda gövdelenmesi için çalışabiliriz.

Keskinleşmiş kutupları bir arada yaşamaya ikna edecek yeni bir “yaşama dili” üzerinde de çalışabiliriz. Gezi Direnişi esnasında bunun etkili bir ışığı yakılmıştı. 4 Haziran’da, cinsiyetçi, homofobik sloganların silinişi hepimize ilham vermeye yeter.

Hukukçuların yapması gereken güncel iş, her zeminde meslek haysiyetlerini korumak olmalıdır. Üstelik hukuk beynelmileldir. Bu “Yevmiyeli Hukuk” dönemine palyatif çözümler aramak yerine, kalıcı ve bütünlüklü bir ilkesel tavrı, dünyanın her demokratik ülkesindeki meslektaşlarından alacakları güçlü destekle ve her zeminde ortaya koymalıdır Türkiyeli hukukçular.

Emniyet-Sen, belki tam da bugün için kuruldu. Sabah yolsuzluk operasyonu yapan polislerin akşamüstü görevden alındığı, teşkilatlarının tasfiyesine niyet edildiği atipik/anormal bu dönemde, belki 12 Eylül rejiminin paramparça ettiği sendikal hareketler de, dayanışma içerisinde yeniden gövdelenebilir.

İnanamayarak, isyan ederek, feryat ederek, “bu kadarı da olamaz”lardan tesbih dizerek geleceğimiz en son yer burası. Önümüzdeki günler enikonu fenalıklara gebe.

Kötü kehanetten hep kaçındım, dilimi temiz tutmaya çalıştım ama öngörülerim hiç de hayra alâmet değil.

Evvela, bu basit bir iktidar içi kavga değil. Bu, Erdoğancılar ile Hizmetçiler arasındaki bir kavga hiç değil. Global bir anaforun içerisindeyiz. Bu anafordan Sivil veya Askeri Darbe çıkmasını önlemek için de kendi gündemimizi bir an önce oluşturmak zorundayız.

Görebildiğim tek çıkış ışığı, demokrasi, toplumcu ekonomi, temel hak ve özgürlükler, haysiyetli barış için “proje tüneli”nden geliyor.

“Gündem Randevuevi”ne tıkılıp kalmayalım. Çünkü ilk bombalanacak yer orası.

 

orhanalkaya@gmail.com