21 Kasım 2019

Başkaldıran insan

Bütün protestolarda ben ahlaki talepleri görüyor ve hayra yormak istiyorum

İran gene karıştı. İran yönetimi başka bir ülkeye bakıp, "ne kadar zam yaparsak yapalım, halk kabul eder nasıl olsa!" diye düşünmüş olabilir. Yanıldılar. Şaka bir yana, bu kez durum daha ciddi görünüyor.

Yalnız İran mı? Dünya kaynıyor. Bütün kıtalarda sokaklara dökülenler, itirazlar, protestolar, güvenlik güçleriyle ya da karşıt gruplar arasında çatışmalar... Sıradan deyimle, sanki biri düğmeye basmış gibi.  Keşke bir komplo teori uzmanı açıklasa da dünyayı kimin karıştırdığını, zihnimiz rahatlasa (!)... Bizim basınımız dahil olmak üzere bu gelişmelerle ilgili haberlere, yorumlara bakıyoruz. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Yoksa tarihin insana kurduğu yeni bir komployu mu seyrediyoruz?

Elbette, ülkeleri ayrı ayrı incelemek, birbiriyle karşılaştırmak, ortak nokta var mı yok mu, ondan sonra belirlemek gerekir. Bu kadar ayrıntılı ama bilimsel bir çözümleme çalışmasına henüz rastlamadım.

Ben, kaba bir bakışla, protestolarda ekonomik, siyasal, kültürel taleplerin birbirine karışarak dile geldiklerini, genel olarak bir "yeter artık" sesinin yükseldiğini görür gibiyim. Genellikle toplumsal protesto hareketleri ekonomik gerekçelerle başlar, ardından diğer konular da hızla gündeme gelir. Bu kez, bazı ülkelerde siyasal gerekçelerin de insanları sokağa döktüklerini görüyoruz. Bu çerçevede, Hong Kong'daki krizin özel önemi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Çin distopyasını açıkça reddeden bir muhalefet hareketi söz konusu. Çin'in sunduğu müreffeh ama buyurgan yönetimli toplum modeli beni ürkütüyor. Brave New World aklıma geliyor. Türkçede Cesur Yeni Dünya demişiz.

Asıl cesur olanlar sokağa dökülenler elbette. Yönetimlerin çeşitli tehditlerine aldırmadıkları gibi vaatlerine de kanmıyorlar. Genel olarak, yönetimlerden, siyasetçilerden, siyasetten bıkkınlık gelmiş gibi bir hava izleniyor.

J. M. Coetzee'nin Yaz Vakti (Summertime) romanından şu bölüm geliyor aklıma: "Coetzee'ye göre, biz insanlar siyasetten asla vazgeçemeyiz, çünkü siyaset, daha aşağıdaki duygularımızı sahneye çıkarılacağı bir tiyatro olarak fazlasıyla uygun ve fazlasıyla çekicidir. Daha aşağıdaki duygularımız kindir, hınçtır, garezdir, kıskançlıktır, kana susamışlıktır, vb... Başka bir deyişle, siyaset cennetten kovulup yeryüzüne düşmüşlüğümüzün bir belirtisidir ve bu düşmüşlük halini ifade eder."

Siyasetin mahiyeti konusunda Coetzee'ye göre daha hoşgörülü olsak da birçok ülkede insanların siyasete bakışının eskilerin ikrah dedikleri duyguyla açıklanabileceğini görüyoruz. Kitleler, siyasetçilerin "sizi temsil ediyoruz" numarası yapıp malı götürdüklerini düşünüyorlar. Bu nedenle, genel olarak protestolarda kötü yönetime itirazın ötesinde ahlaki suçlamalar etkili oluyor.

Albert Camus, "Siyasetin yerine ahlâkı getirmek gerekir" der, Baş Kaldıran İnsan başlıklı anıtsal yapıtında. Bu kitabı yeniden okumanın tam zamanıdır. Albert Camus, baş kaldıranların mevcut sisteme hayır derken, olası yeni bir sisteme evet dediklerini anlatır. Dolayısıyla baş kaldırı yıkıcı değil yapıcıdır, aslında. Elbette, yeni sistemin belirli bir tanımının yapılabilmesi kaydıyla. Bu da yapılması zor bir tanım değil. İktidar koltuğuna çöreklenmeyeceksin. Halk sıkıntıdayken sen lüks yaşamayacaksın. Kamu servetini ihaleler yoluyla yandaşlarına dağıtmayacaksın. Nepotist olmayacaksın. Palavra atmayacaksın. Saydam olacaksın. Verdiğin sözleri tutacaksın. Tutarlı olacaksın, vb. vb... Herkes biliyor bunları, ama yapacak siyasetçi bulamıyor. Sorun orada. Siyaseti ortadan kaldıramayacağımıza göre, siyaseti ahlâklı, saydam, siyasetçiyi hesap verir kılmak, "küçük dağları ben yarattım" havasından çıkarmak gerek. Halka yönetildiğini değil, yönettiğini hissettiren siyasetçiler gerek.

Bütün protestolarda ben bu ahlaki talepleri görüyor ve hayra yormak istiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Koronavirüs doymuyor kurbana

BM iki gün önce bir rapor yayımladı. Bu rapor, umarız, kürüsel bir tehdite karşı küresel işbirliğinin sağlanması yolunda uyarıcı olur

Korona'yı kura kura...

Bir de, "Biz dünyadan daha iyi durumdayız. Bilmem kaç ülke bizden yardım istedi. Bizim gibi Koronavirüs'e kafa atan yok" söylemleri, üst yöneticilere yağ çekmeler yok mu? İyice sinirleniyor insan. Ne diyelim? Daha kötüsünü görmeyelim diye dua etmekten, herkes gibi önlem almaya çalışmaktan başka bir şey gelmiyor elimizden

Korona'dan korunmak ve ötesi

"Tabiî olarak kendimiz için bütün lâzım gelen şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alâkadar olacağız"