08 Mayıs 2009

Elektrikler kesikti

Çocukluğunuzun nefis elektrik kesintisine hoşgeldiniz!

Eve gelmişim, bir telaş. Işıkları açıyorum. Cep telefonumu şarja takıyorum. Ev telefonumu şarja takıyorum. Televizyonu açıyorum. Kettle’ı çalıştırıyorum. Internete giriyorum. Depeche Mode’un son cd’sini koyuyorum. Termosifonu açıyorum. Saç kurutma makinesini çalıştırıyorum. Mutfak robotunu çalıştırıyorum. Mikrodalga fırını çalıştırıyorum. Bulaşık makinesini çalıştırıyorum...
Tak! Elektrikler gidiyor.
Aslında tak mak değil. Elektriklerin gitmesinin bir sesi yok. Ancak sessizliği. Kafamızdaki etkisinin sesi, tak!
Koskoca gözbebeklerim, sessizliğe alışmaya çalışan kulaklarım, konuşulamayan telefonlarım, sallanmayı bekleyen çay poşetim, ıslak saçlarım, ne katı sıvı arada kalmış meyveler, soğuk pizza, ne reklam, ne haber, ne müzik, ne dizi, ne reality show, ne internet. Karanlıkta kalakalıyorum.
Her insan evladı gibi, ışığa yöneliyorum. En çok ışık gökyüzünde. Müthiş bir dolunay yoldaymış meğer. Bu ay hiç farketmemişim. Yarın akşamı ajandama yazayım, “Kafanı kaldır.” Uzakta elektrik olan bölgelerin ışıklarına bakıp özeniyorum. “Bizim buralara ne zaman gelir acaba? Aa, aşağıdaki sokağa gelmiş. Yan dairedeki elektrik mi, lamba mı? Bir tek bizim apartmanda yok.” Kim konuştu?
Arkamı bir dönüyorum, sekiz yaşındayım. Bütün aile oturuyor. Kimse kimseyi görmüyor. Kibrit nerdeydi? Gaz lambasını yakmışız. Biri ayarını yapmış, onun bir ayarı vardır. Camı islenmesin. Alev titremesin. Olay huzurlu, telaş yapmasın.
Oda kibrit kokuyor. Biri lambayı alıp banyoya gidiyor. Uzaklaştıkça sönükleşen alev eşliğinde biri birşey söylüyor. Sıradan birşey. Hafif birşey. Kanepeyi el yordamıyla bulup oturuyorum. Çocukluğumda elektriklerin gelmesini beklediğim gibi, köşesine kıvrılıyorum. En sevdiğim oyun. Elektrikler gelsin diye on’dan geriye sayıyorum. Elektrikler gelmiyor. Başka bir çocuk üç’ten geriye sayıyor. Başka biri beş’ten. Ya gelirse. Ne acayip olur ama. Gelmiyor. Onlar yine sayıyor. Biri sesli sayıyor, biri içinden. Başka biri kısa aralıklarla parmağını şıklatıyor. Çocuklar birşeyi yirmisekizbin kere tekrar edebilir.
Karanlıkta kulağına gelen insan seslerine tüm duyularınla, tüm güveninle sarılıyorsun. Karanlıkta o sesler vücut olarak, mimik olarak, karakter olarak bütün vücuduna işliyor. Hiç biraraya gelip konuşmayacağınız şeyleri konuşuyorsunuz. Akrabaları çekiştiriyorsunuz. Arkadaşları çekiştiriyorsunuz. Kikirdiyorsunuz. Hayattan konuşuyorsunuz. Herşey duyuluyor. Kimseye bakmak zorunda değilsin. Hiçbir duruşun yok. Sadece iletişim kuruyorsun. Kimsenin bir sonraki sözünün ne olacağını bilmiyorsun. Öylece duruyorsun.
Kafamı kaldırıp dolunaya bir kala’ya bakıyorum. Elektriklerin gelmesine de bir varmış meğer. Tak! Ortalık ışık ve gürültü doluyor. Kalkıp bir telaşla herşeyi tek tek kapatıyorum. En son ışığı. Yine kanepeye kıvrılıyorum.
Gaz lambasının titrek ışığı geri gelmiyor. Televizyonu açabilirim, telefonla konuşabilirim, müzik dinleyebilirim, internete girebilirim. İmkansızlığın, elektriksizliğin dipdiri, nepnet, capcanlı iletişiminin yansımasına geri dönemiyorum. Elektrikler var. Sadece karanlıkta oturuyorum, biliyorum. Çocukluğumu özlüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Aşkım, Nur'um, Yengi'm

Gelişmiş bir deliydi bu, bana sorarsanız. 30 yaşlarında -veya 20’dir belki...

Bir şey soracağım, sen ağladın mı?

Canı istemeyen erişkin insanlar bilsinler ki son fırsat, çıksınlar sinema salonundan...

Hişt, beyaz yaka, bak bu da bizim en uzun gün

Yanağım sarkmasın diye sırt üstü uyumaya çalıştığım bir gecenin sabahıydı. Dolayısıyla firavun gibi altın sarısı ve elimde mızrakla gözlerimi açtım.