09 Ağustos 2020

Ne demeli; kör mü, görme engelli mi? Sağır mı, işitme engelli mi?

Haklarını talep etmek, geliştirilmesini istemek engellilerin en doğal tutumları olarak kabul edilmeli, seslerine ses verilmelidir

Engelliliğe dair kavramlar hep tartışmalı olmuşlardır. Gerek bizler arasında, gerekse toplumun hitabetinde durum böyledir. Bazı arkadaşlar görme özürlü, kimi arkadaşlarda görme engelli veya kör ifadelerini kullanmayı tercih etmişler ve bu tercihlerini kendi bakışlarıyla gerekçelendirmişlerdir. Bazı engelli arkadaşlar ise durumlarını tanımlamada sakat kavramını uygun görmüşler. Yeti yitimlerinden doğan sorunları "sakatlayan toplum" yaklaşımıyla toplumsal düzlemde tartışmaya açmışlardır. Sıfat olarak kullanıldığında yeti yitimine uğramış tüm bireyleri kuşatan "engelli" sözcüğüde sosyal model projeksiyonuyla sakatlayanın ya da engeleyenin toplumsal sistem olduğuna dikkat çekmektedir. Yani ortopedik, görme, spastik ya da diğer engelli bireyler hak temelli sosyal model anlayışları üzerinden sakatlayanın, engelleyenin sağlamcı normlara göre oluşturulmuş toplumsal sistem olduğunu ifade etmekte ve sorunun özünde politik olduğunu söylemektedirler. Bu söylemin pratikteki tezahürü yasal haklar mücadelesidir. Engelliler hak kaybına uğradıklarında sahip oldukları yasal haklarını dillendirerek ve gerektiğinde de yeni yasal haklar talep ederek yaşama katılmalarındaki dezavantajları ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. İstikrar, kapsayıcılık ve engellileri temsil eden dernek, federasyon ve konfederasyon vb. yapıların ne denli hak savunusu yaptıkları yönleriyle sorunlar içeren bu konu demokrasi kültürünün özümsenmesiylede yakından ilgilidir. Ancak engelli vatandaşların icazet, himaye, acıma duygularından uzak ülkelerine katma değer sunan onurlu bireyler olarak yaşamda yer alabilmeleri nedeniyle bu konu hayati önem taşımaktadır.

"Engelli derneklerinin demokrasi sınavı" başlıklı bir önceki yazımda bir yasal hak mücadelesi olarak Devlet Demiryolları'naki ücretsiz seyahat hakkının geri alınmasına değinmiştim. Günler bir hak mücadelesini daha gündeme getirdi. Bu aslında yılan hikayesine dönmüş 15 yıllık bir öykü. 2005 yılında çıkartılan ve kapsamı hayli geniş olan 5378 sayılı Engelliler Kanunu tüm toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesini yasal zorunluluk olarak tanımlıyordu. Toplu taşıma erişebilirliği ve yasanın erişebilirliğe dair diğer düzenlemelerinin 12 yıl içerisinde sonuçlandırılması gerekiyordu. Aradan 15 yıl geçmesine karşın engellilere yasada vaat edilen haklar gerçekleştirilemedi. Çevresel ve kamusal alanlara ilişikin düzenlemelerin temelden hatalı ve değiştirilemez kent plansızlıkları sebebiyle büyükçe bir bölümünün yapılamayacağı daha başından belliydi. Vaziyet kaldırımlara bol miktarda sorunlu rampa ve görme engelliler için sarı bant takip yolları yapılarak idare edilmeye çalışıldı. Trajediye bakınız ki, bir taraftan engellilerin erişebilirliği için düzenlenmeye çalışılan kaldırımlar bir taraftan da kafelerin kullanımına verilebiliyordu.

İfade ettiğim gibi toplu taşıma araçlarının engellilerce erişebilir olması 15 yıldır istenilen, beklenilen bir yasal talepti. Ancak geçtiğimiz günlerde çıkartılan bir ek yasayla erişebilirlik hakkının bir yıl daha ertelendiğini öğrendik. Engelliler, yine haklı itirazlarını kamuoyuna duyurmaya başladılar. Benim gözlemleyebildiğim ilk itiraz 600 engelli derneğinin temsilcisi olduğunu belirten Türkiye Sakatlar Konfederasyonu tarafından yapıldı. Konfederasyon Başkanı Yusuf Çelebi, basın açıklamalarında böyle hayati bir ertelemede niye gözardı edildiklerine, niye kendilerine söz hakkı verilmediğine sitem ediyordu.

Daha sonra Türkiye Sakatlar Derneği başkanı Şükrü Boraz'ın konuyu değerlendiren ve eleştiren bir metni ile karşılaştım.

Dileğim engelli derneklerinin bu demokrasi sınavlarını da meşru zeminlerde sürdürüp Türkiye ve engelliler camiası yararına olumlu sonuç alabilmeleri.

Güncel iki gelişme olarak devlet demiryolları ücretsiz seyahat hakkı ve toplu taşımadaki erişebilirlik hakkı üzerinden açıklamaya çalıştığım konu engellilik olgusunun bütünsel gerçekliği itibarıyla politik olduğudur. En kısa anlatımla, engelliler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşlarıdırlar. Vatandaş olmalarından kaynaklı yasal hakları vardır ve bu hakları talep etmek, geliştirilmesini istemek engellilerin en doğal tutumları olarak kabul edilmeli, seslerine ses verilmelidir.

Dünya sakat haraketine bakıldığında da sosyopolitik nitelik berrak bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Zaten engellilere dair adlandırma ve hitabet sorunlarının kaynağında dünya sakat haraketinin tarihsel gelişimindeki tartışmalar yer almaktadır.

Yazının girişinde geçen; "sağlamcı toplum ve normlar", "hak temelli sosyal model" ve "sakatlayan toplum" konseptleri dünya sakat haraketinin altmışlı yıllarda ABD ve İngiltere'de ortaya koyduğu kavramlardır. Orijinalleri ile yazmak gerekirse dünya sakatları daha onurlu bir yaşam taleplerini şu üç yaklaşım üzerine bina etmişlerdir; "disabling society" "ableist society" "ve "independent living".

(Devam edecek).

Yazarın Diğer Yazıları

Direnmek ve umut etmek

Mumla aydınlatılan o küçük mekânda bana acıyan vatandaşla şu an karşılaşsak acaba nasıl bir şaşkınlık yaşar ve bana neler söyler bilemiyorum. Fakat benim ona söyleyeceğim ilk sözler; "Umutsuzluk hastalıktır. Kördüm ama güzel günlerimin de olacağını umut ediyordum. Şiirler söyledim, zorluklara direndim, kendimi bırakmadım ve mutluluk sonradan geldi ve bugünlere ulaştım." olurdu düşüncesindeyim

Hakkı Baba'nın anısına saygıyla

Ben vefa duygusunu çok önemserim. Bu manada Hakkı Baba'yı, baba mizacıyla Atina Maraton sürecinde verdiği desteği unutmadım

Ölümcül maraton Kasumigaura

Alabildiğince zorlu, fizik kapasitemi hayli aşan o süreçleri nasıl göğüsleyebildim? Mantıksız inadımın kaynağında ne vardı?