08 Nisan 2020

Tekalif-i Milliye Emirleri ve elma ile portakalı kıyaslamanın yanlışlığı

Fiili işgale karşı bir Kurtuluş Savaşı veren muhalefet güçlerinin bu savaşı finanse etmek için başvurduğu yöntemlerle, kesintisiz 17 yıldır iktidarda olan bir yönetimin bir salgın ile ilgili olarak halktan talep ettiği yardım ve bağışları aynı kefede değerlendirmek ne kadar doğrudur?

Tekalif-i Milliye Emirleri’nin (Ulusal Vergi Buyrukları) tartışıldığı bugünlerde ortalık toz duman. Konu bazı ulusal TV kanallarında da tartışılıyor. Bu emirler bir yandan bugünlerdeki ulusal bağış kampanyası ile ilişkilendiriliyor, diğer yandan buna karşı çıkılıyor. 

Kısaca ortada bir bilgi kirliliği var. Doğruyu yanlıştan ayırmanın en sağlıklı yolu ise bu konudaki yapılmış bilimsel çalışmalara başvurmak.

Bu konuda Prof. Dr. Nezih Varcan’ın kitabını (1), Vedat Eldem’in makalesini (2) ve Dr. Serdar Şahinkaya’nın yazısını (3) öneririm.

Bu çalışmaların ilk ikisine ulaşmanın çok zor olduğunun farkında olarak, bazı alıntılar yaparak ilerleyeceğim. Çünkü bu çalışmalarda bugünkü tartışmalara ışık tutacak bazı bilgilere ulaşabilmek mümkün. 

İki ayrı hükûmet

İlk olarak bu emirleri yayımlayan ve hayata geçiren hükûmet, ülke yönetiminden resmen sorumlu olan Osmanlı Hükûmeti (İstanbul Hükûmeti ) değil, meşruiyeti kabul edilmeyen Ankara Hükûmeti idi.

Yani bu emirlerin yayınlandığı 1921 tarihinde ülkede iki ayrı Hükûmet vardı. Biri İşgal Kuvvetleri'nin güdümü altındaki ve son padişah VI. Mehmed Vahdeddin tarafından yönetilen İstanbul Hükûmeti.

Diğeri ise Mustafa Kemal tarafından yönetilen muhalif Ankara Hükûmeti. Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen ve sürdüren Ankara Hükûmeti "asiler tarafından kurulan bir hükûmet" olarak görüldüğünden yasa dışı ilan edilmişti.

Dolayısıyla fiili işgale karşı bir Kurtuluş Savaşı veren muhalefet güçlerinin bu savaşı finanse etmek için başvurduğu yöntemlerle, kesintisiz 17 yıldır iktidarda olan bir yönetimin bir salgın ile ilgili olarak halktan talep ettiği yardım ve bağışları aynı kefede değerlendirmek ne kadar doğrudur?

Nitekim bu karşılaştırmanın yanlışlığı Kurtuluş Savaşı'nın finansmanı için alınan diğer mali önlemlere ve uygulamalara bakıldığında daha net anlaşılıyor.

Sivas Kongresi

Öncelikle, 4-13 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nde bazı delegeler Amerikan mandasını savunurken, aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu diğer bazı delegeler savaşı sürdürebilmek için gerekli mali kaynağın ulustan sağlanması gerektiğini savunuyorlardı.

Mustafa Kemal bu Kongre’de yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

"Bu mesele gayet nazik bir meseledir; Hükûmet-i merkeziye bizim bu kargaşalıktan istifade için para topladığımızı ilan edip duruyor. Biz bunu Erzurum’da düşündük, fakat milletten para istemekten korktuk; bugün dahi korkarız; çünkü ahaliyi kendimizden soğutmuş oluruz. Onun için nizamnamemizde varidat cihetini hamiyete terk ettik; eğer milleti tenfir etmeyeceğinden emin iseniz, biz de iane ve milli vergi toplamak için bazı teşebbüsat ve teşkilata başlayalım".(4)

Kısaca Mustafa Kemal halktan bağış-yardım toplama çalışmalarının Osmanlı Hükûmeti tarafından yasadışı ilan edilerek engellendiğini, ayrıca bunun halk nezdinde nasıl karşılanacağından emin olmadığını vurguluyordu.

Kaynaklara el koyma

Bağış-yardım toplama konusundan bir çözüme ulaşamayınca bu kez Ankara Hükûmeti İstanbul’a yurdun çeşitli yerlerinden gönderilen mali kaynaklara el konulması yoluna başvurdu: 

"Oradaki askeri kumandanlara" Siz Kuvayı Milliye Kumandanısınız" diyoruz; binaenalyh oradaki memurin-i Hükûmet de onlarla beraber çalışmak mecburiyetindedir; çalışmazlarsa azledilirler; bu sebeple mal sandıklarındaki paralara vaz’ıyed ettiririz, İstanbul’a gönderilmesine mani oluruz; mücahidine sarf ederiz. Mesela Afyon Karahisar’ında Hükûmetin parası varmış; bunu Hükûmet-i askeriye vaz’ı-yed eder. Saniyen, zengin erbabı hamiyetten de para isteriz, bu suret münasipse hemen tatbik edelim".

Kısaca Mustafa Kemal Kuvayı Milliye komutanlarının bulundukları yerdeki mal sandıklarına el koyarak paraları almasını ve böylece bu paraların İstanbul’a gönderilmesinin engellenmesini öneriyordu. Ayrıca zengin yurtseverlerden para istenmesini de uygun buluyordu (Kongre de bu görüşleri kabul etti).(5)

Bununla da yetinilmedi, aşar ambarlarında bulunan ve Osmanlı Hükûmetine vergi olarak ödenen tahıl ürünlerine ve banka olan yerlerde bazı bankaların paralarına da el konuldu.

Ayrıca, 1920 tarihinde Mustafa Kemal, Osmanlı Bankaları, Duyun-u Umumiye ve Reji İdarelerinin yapacağı işlemler ve gönderecekleri paraları denetim altına alarak, bu kuruluşların İstanbul’a para göndermesini yasakladı.

Asıl kaynak vergiler

Gerçekte Tekalif-i Milliye ve diğer bağışlar Kurtuluş Savaşı'nın finansmanının küçük bir kısmını oluşturuyordu. Bunu Eldem’in çalışmasından da görebilmek mümkün.

Eldem, İstanbul Hükûmeti’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarında vergiden daha çok Almanya’dan borçlanma biçiminde bir savaş finansmanı yolu seçtiğini, buna karşılık Kurtuluş Savaşı yıllarında (1919-1922) Ankara Hükûmeti’nin ağırlıklı olarak vergilere dayandığını ileri sürüyor.

Bu vergilerin yanı sıra Tekalif-i Milliye gibi halktan toplanan ve sonrasından geri ödenen bağışlardan ve Sovyetler Birliği’nin (SSCB) yapmış olduğu yardımlardan söz ediyor.

Eldem’in çalışmasından Kurtuluş Savaşı harcamalarının toplam maliyetinin yaklaşık olarak 147 milyon lira olduğu anlaşılıyor. Bunun yüzde 64’ü bütçeden karşılanırken (vergiler vs), yüzde 20’si aralarında Tekalif-i Milliye gelirlerinin de bulunduğu bağışlardan ve yüzde 13’ü SSCB’nin yardımlarından oluşuyor. SSCB’den gelen yardımın 400. bin altın civarında olduğu ileri sürülüyor. (6)

Kısaca bu süreçte Ankara Hükûmeti savaşın finansmanı için asıl olarak vergilere başvurmuş. Bu yıllarda yeni vergiler konulduğu gibi mevcutların oranları artırılmış.

Örnek olarak temel vergilerden olan ve sahip olunan hayvan sayısı üzerinden alınan Ağnam Vergisi 5 kat, Temettü Vergisi 5-15 kat artırıldı. Damga Vergisi, Harç oranları ve İstihlak Vergileri (Tüketim vergisi) artırıldı. Ayrıca geçici olarak bir Savaş Kazançları Vergisi uygulandı. (7)

Bu arada Osmanlı Hükûmetinin sorumluluğu altındaki demiryolları teminat akçalarının ödenmesi ertelenerek harcamalar boyutunda da tasarruf sağlandığı ileri sürülüyor (8) (bu bir tür günümüzdeki Kamu-Özel İşbirliği projelerinin dış kredilerinin Hazine yükümlülüğünün ertelenmesi gibi düşünülebilir).

Doğru sonuç için doğru kıyaslama yapılmalı

AKP Hükûmeti'nin Koronavirüs salgınıyla ve arkasından gelen ekonomik krizle mücadeleye ilişkin açıklanan mali programda ise (yüzde 75 oranında) vergi ertelemeleri ve indirimleri gibi önlemlere yer veriliyor. Ayrıca bu yılın bütçesinden KÖİ projeleri için ödenecek olan 18,2 milyar liralık ödemenin ertelenmesi ya da bunlar için verilen Hazine üstleniminin iptali de düşünülmüyor.

Özcesi, (doğru sonuçlara ulaşabilmek için), kıyaslama yaparken birbirleriyle kıyaslanabilecek nitelikteki şeyleri kıyaslamak gerekiyor. Tersi, kafaların karıştırılmasına, yanıltıcı algıların oluşmasına hizmet eder.


Prof. Dr. Mustafa Durmuş



Dipnotlar:

(1) Nezih Varcan, Maliye Tarihi (Birlik Ofset, Eskişehir 1993), s. 81-90.

(2) Vedat Eldem, "Cihan Harbinin ve İstiklal Savaşının ekonomik sorunları", Türkiye İktisat Tarihi Semineri. Metinler/ Tartışmalar ( 8-10 Haziran 1973), (Editörler Osman Okyar, h. Ünal Nalbantoğlu), s. 373-408.

(3) Serdar Şahinkaya, "Tekalif-i Milliye Emirleri", Cumhuriyet Gazetesi (2 Nisan 2020).

(4) Varcan, agk, s. 80.

(5) Agk, s. 81.

(6) Eldem , agm, s. 404.

(7) Agm., s. 403.

(8) Agm.

 

Yazarın Diğer Yazıları

İşçiler verimli çalışıyor ama reel ücretleri sürekli azalıyor!

İşçi ücretlerinin düşüklüğünün bir nedeni kuşkusuz işçilere verilen ücretlerin (ödenmiş emek) çok düşük olması ve diğer bir nedeni yüksek enflasyon. Bu durum aslında kapitalist sistemin işleyiş biçiminin bir sonucu

Alın size bir birincilik daha!

Ülkenin 61 bin civarındaki dolar milyoneri ve 30'un üzerindeki dolar milyarderi, izlenen yüksek kur ve faiz politikalarının yanı sıra, açlık sınırının altında çalıştırdıkları işçilerin sömürüsü üzerinden biriktirdikleri servetlerini füze hızıyla artırmışlar

Türkiye işçi sınıfı ve “modern kölelik”

İşçi sınıfının, kendi sınıf örgütleri olan sendikalarında ve emekten yana siyasal partilerde daha güçlü örgütlenmesi ve ayrıca dünya işçi sınıfı ile dayanışma içinde olması gerekiyor