04 Şubat 2021

Bonzai ormanında Lübnan'ın Sedir ağacı: Feyruz

Bir yol açtı, o yolda geriye dönüp bakmadan yürüdü

Lübnan 3000 yıl öncesine kadar uzanan tarihinde Fenike, Asur, Babil, Pers, Makedonya Krallığı, Roma İmparatorluğu, İslam / Arap ve en son Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine sahne olmuş bir coğrafyadır. Osmanlının son dönemlerinde yaşanan zayıflama ve geri çekilme sonucu Lübnan, Mısır yönetimine girdi. Müslümanlar/ Sünniler - Şiiler, Katolik Hristiyanlar, Grek Ortodoksları, Dürziler, Maruniler, Nusayriler, İsmaililer ve aşiretler; Lübnan'ın kozmopolit yapısının etnik ve dinsel bileşenleridir. Bu etnik ve dinsel çok kimliklilik, 1860 yılında vergilendirme ve vergilerin toplanmasında yaşanan sorunlar yüzünden, trajik bir iç savaşın çıkmasına yol açtı. Feyruz'un dünyaya gelmesine daha 75 yıl vardı.

Lübnan ikinci iç savaşını 1975 – 1990 yılları arasında yaşadı. Bu, Arap coğrafyasında tarihin kaydettiği en kanlı savaşlardan biriydi ve o felaketlerin dalga dalga yaşandığı yıllarda Feyruz, Beyrut'taydı. Savaşın yol açtığı yıkıma tanık oldu. Aşkla sevdiği o güzel şehir Beyrut'un harabeye dönüşünü çaresizlik içinde izledi. Sarsıldı. Ruhunda hissettiği kırılmaları, iç dünyasındaki üzüntü fırtınalarını vakarla karşıladı.

Bu korkunç felaket yaşanırken ülke dışına çıkması için yapılan ısrarlı telkin ve tavsiyeleri reddetti. Ülkesine olan sadakati, halkı acılar yaşarken vatanını terk etmemesi, çekilen ıstıraplara ortak olması onu daha da yüceltti.

Tel el Zaatar (1976), Sabra ve Şattila (1982) mülteci kamplarında, İsrail destekli aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerce, silahsız ve savunmasız binlerce Müslüman katledilirken, Beyrut'ta evinde, bu trajedinin kederini ruh evreninin derinliklerinde duyumsayarak yaşadı. Ortodoks olmasına rağmen Hristiyanların katliamlarına sessiz kalmadı.

Beyrut'ta taş üstüne taş kalmazken, Lübnan'da insanlar birbirlerini kırarken hissettiği acıyı, kederi şarkılarında dile getirdi. Li Beyrut (Beyrut'um) ve Bhebak Lebnan (Seni Seviyorum ey Lübnan), bu iki şarkı Feyruz'un duygularını dışa vurduğu birer manifestoydu adeta.

Li Beyrut

Beyrut... Kalbimden selamlar sana ey Beyrut
Öpücükler denizine ve evlerine
Eski bir denizci yüzü gibi olan bir taşına

İnsanların ruhundan yapılmıştır o. Şaraptan
Şekerdendir. Bir ekmek ve Yasemenden
Şimdi tadı ne hale geldi? Ateş ve duman tadı artık.

Beyrut küllerin şanına sahip şimdi
Şehrim söndürdü ışıklarını;
Elinin üstünde tuttuğu bir çocuğun kanıyla
kapattı kapılarını ve gökyüzünde yalnız kaldı
Geceyle beraber

Sen benimsin, sen benim
Ahh kucakla beni. Benimsin sen
Bayrağımsın, yarın taş
Ve bir seyahatın dalgaları 

Halkımın yaraları büyüdü
Ve anaların gözyaşları
Sen benimsin, sen benim..
Ahh kucakla beni

İncil okurdu ama Müslümanlığa da hep saygılı oldu. Dini inancının ya da milliyetinin üstünlüğü gibi siyasal-kültürel zafiyet göstermedi hiç. Müesses nizamla hep mesafeli yaşadı. Kurumsal bürokrasiye asla temenna etmedi. Siyasal erk'in lütuflarını değil halkın sevgisini tercih etti. Sanatçı tarafsız olmalıdır gibi manasızlığı hayatında hep mahkûm etti; her zaman tarafını gayet net bir şekilde ve cesurca gösterdi. Filistin davasını açıktan destekledi; bir seferinde 750 bin dolar bağışladı.

Başka şarkıcılara yönelik aleyhte tek söz söylemedi. Sanatının yanı sıra kişiliğinin de kalitesini yaşamının her evresinde kanıtladı. Bu erdemleriyle, sadece Lübnan halkının değil bütün Arap aleminin takdir ve saygısını kazandı. Lübnan'nın sembolü oldu. Artık Feyruz denince Lübnan, Lübnan denince de Feyruz akla geliyor. Dünyada bu onurlu düalizmi yaşayan insan sayısı çok azdır.

(Bhebbak ya Lebnan)
Seni seviyorum ey Lübnan

Seni seviyorum ey Lübnan, ey vatanım
Kuzeyinle, güneyinle, ovalarınla seni seviyorum
Bana ne olduğunu soruyorsun, ne olmuş ki bana ?
Seni seviyorum ey Lübnan ey vatanım
Mutluluk diyarına ne olduğunu sordular bana
Ateş ve bombardıman altındaki
Ülkemin yeniden doğduğunu söyledim onlara
Lübnan'ın asaleti ve sebat eden milleti ile birlikte
Ülkemin yeniden doğduğunu söyledim onlara
Nasıl sevmeyeyim seni deliliğinle seviyorum
Eğer birgün ayrılırsak senin sevgin bizi birleştirir
Tek bir kum tanen bile tüm dünyaya bedel
Seni seviyorum ey Lübnan, ey vatanım

 

Feyruz neden önemlidir? Ona yönelik on yıllardır süren ve artık kalıcılık duvarını aşmış ilginin kökleri nerede aranmalıdır?

Şu tespiti hemen yapabiliriz: Öncesi olmadı. Arap müziği denince ilk akla gelen isimlerin başında Ümmü Gülsüm (1898 – 1975) yer alır. Ama az bilinen bir vakıa vardır Ümmü Gülsüm'ün hayatında. Mısırlı Münire'tül Mehdiye kendisinden önce Mısır'ın en önemli şarkıcısıydı. Şarkılarını plağa okuyan ilk Arap şarkıcı idi. Büyüleyici bir sese sahipti. Çok ünlü ve başarılıydı. Arap müziğine katkısının devrim niteliğinde olduğu söylenir. Ümmü Gülsüm bu mirasın üzerine geldi. Önceleri Mısırlı aristokratların evlerindeki gece toplantılarında şarkılar söyleyerek seçkin çevrelerin arasına girmeyi başardı. Daha sonra da Mısır devlet başkanı Cemal Abdunnasır (1918 – 1970) ve siyasi erk ile çok iyi ilişkiler kurdu, gözlerine girmeyi başararak kariyerinin önünün açılmasını sağladı. Aşırı hırslı ve dibinde otun bitmesine müsaade etmeyen ağaçlar gibi zirvede tek başına kalmayı başararak şarkıcılık hayatını sürdürdü.

Feyruz ne öyle bir miras aldı, ne de Ümmü Gülsüm gibi bir yol izledi. Bir mirasın takipçisi ya da devam ettiricisi değildi. Bir yol açtı, o yolda geriye dönüp bakmadan yürüdü. Kararlı, öz disiplini yüksek, prensip sahibi bir kişiliğe sahipti; hırslı ve ceberrut değildi. Kimseyle rekabete de girme lüzumunu görmedi. Rakip olabilir diye çıkış yapan hiç kimsenin önünü kesmeye kalkmadı.

Arapça'da iyi bir şarkıcıya "mutrib" denir, yani icra esnasında "tarab" ortamı oluşturandır. Sözcük anlamı büyülenmek olan, müziğin insanı derinden etkilemesi anlamına gelen "tarab"ın asli vasfı mükemmel icradır.

Mutrib, gazel, ilahi, şarkı okuyan kimse demek, yani Flamenko'daki Cante okuyana Cantor denmesi gibi.

Feyruz konserlerinde izleyicilerini derinden etkilerdi. Aurası ile seyircileri, adeta büyüleyerek tarab'ı en üst seviyede gerçekleştirirdi. Aslında bunu sırrı çözülemeyen bir biçimde yapmıştır; çünkü sahnede neredeyse kımıldamaz bile ama o iri siyah gözlerini izleyicilerin üzerinden ayırmaz, söylediği şarkı neşeli ve hareketli olsa bile asla dans etmezdi.

O sihirli ambiyansı sesi ve sahnesi ile sadece Lübnan'da değil konser verdiği dünyanın en ünlü ve en prestijli konser salonlarında da yaratabilmiştir; New York'ta Carnegie Hall, Londra'da Albert Hall ve Paris'te Olimpia, Feyruz büyüsünün yaşandığı mekanlardır. Son derece başarılı geçen yurtdışı turlarında, konserlerinde rekorlar kırmıştır. Böylelikle Avrupa ve Amerika'da yüzbinlerce yeni hayran kitlesi kazanır Feyruz.

24 Mayıs 1975'te Avrupa'daki ilk TV programını Fransız televizyonunda gerçekleştirir. En büyük hitlerinden biri olan "Habbaytak Bissayf"ı söyleyen Feyruz'u, büyük Fransız şarkıcısı Edith Piaf'ın varisi olarak kabul edilen programın sunucusu Mireille Mathieu duygularına hakim olamaz ve sarılarak kutlar.

Birlikte yıllarca çalıştığı Rahbani kardeşlerin birçok müzikalinde de sahne almış olan Feyruz; Yusuf Şahin'in Bayya' al-Khawatim (Rings' Salesman), Henry Barakat'ın Safar Barlik (The Exile) ve Bint al-Haris (The Daughter of the Watchman) adlı sinema filmlerinde de oynamıştır. 

Spotify'da, Feyruz'un en fazla dinlenildiği ülkenin Türkiye olması çok gelebilir. Bu topraklarda güney, güneydoğu ve doğu bölgelerinde yaşayan Arap kökenli yurttaş sayısı az değil. Buna bir de son yıllardaki Suriye'den gelen göç dalgasını (sayının 5 milyon olduğu söyleniyor) ve her iki kesimce de Feyruz'un yıllardır dinlenilen bir sanatçı olarak çok sevildiğini düşünürsek Spotify olayı sürpriz sayılmamalı.

Feyruz, artık zamandışılığı ile kült bir ikondur. 

Yazarın Diğer Yazıları

Pink Floyd ve sadakatini kanıtlayan küresel klanı

Bir insan eğer Pink Floyd'u anlayarak dinliyorsa, o andan itibaren artık zihinsel ve ruhsal bakımdan, topluluğun müziklerini dinlemediği zamanlardaki halinden farklılaşarak yeni bir birey oluşa evrilme sürecine girmiş demektir

Otantik Rock'ın altın saçlı ilahı Robert Plant ve Led Zeppelin

Sevgi, yaratıcılık, dayanışma, (öz) saygı, erdem demek olan Led Zeppelin kültüne derin bir hürmet duyuyoruz

Burhan Sönmez'in Taş ve Gölge romanı üstüne: Önemli bir yapıt olarak roman tarihinde şimdiden yerini aldı

Türkçe roman geleneğinde Burhan Sönmez'in yaptığını daha önce yapmış bir yazar yok, çıkmadı