01 Temmuz 2017

Yürüyüş

Allah'ın AKP iktidarına 15 Temmuz darbe girişimini lütfetmesinden bu yana, OHAL falan, memlekette yasa yoluyla yapılan hukuksuzklar da arşa yükseldi

Halk Partisi'nin ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşü, tasarlanan süre ve hedefin ilk yarısını geçti. Büyük bir arbedeye yol açmadan geçmiş olması iyi bir işaret; ama önümüzde daha epey bir süre var. 

Yürüyüş yurt içinde de, yurt dışında da, ilgi topluyor. Çünkü uzun bir zamandır Türkiye'de en genel söyleyişiyle "demokratik haklar" için yapılan ilk büyük çaplı eylem.

Türkiye'nin AKP iktidarı altında geçen yılları on beşe vardı. Bu on beş yıl içinde ciddi dönüşümler gözlemledik, şaşırtıcı dönüşler, kontrastlar gördük. Bunların günümüze gelen sonucu her an biraz daha keyfileşen bir baskı ortamı ve gitgide daralan bir "demokratik alan." Dolayısıyla yürüyüş kendini aşan bir önem kazanıyor. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin gelenekselleşmiş siyasi ve hukuki yapısının başlıca özelliği, "aşağıdan yukarı" hareketlenmeleri "tehlike" olarak görmesiydi. Neredeyse bütün sistem böyle gelişmeleri önlemek üzere kurulmuştu. Bu yapılanma içinde yolunu bulup o "yukarı" kata tırmanmayı beceren bir parti, bir hareket, birdenbire, her şeye birden egemen olma imkânını eline geçiriyordu. AKP'nin 2002'de "hükümet" olmasıyla "iktidar" olması arasında bir süre geçti. İkinci noktanın, "kapatma davası" badiresini atlatmasıyla başladığını söyleyebiliriz. Burada ilginç olan şey, AKP'nin "iktidar" olmayı başardığı anda iktidarını kötüye kullanma girişimine geçmesidir. Bu süreçte en önemli hedef yargı mekanizmasının teslim alınmasıydı. Şimdi bu büyük ölçüde gerçekleşmiş oldu. "Adalet" kavramını Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adındaki bir kelime olarak nlayan savcılar ve yargıçlar işbaşında .

Allah'ın AKP iktidarına 15 Temmuz darbe girişimini lütfetmesinden bu yana, OHAL falan, memlekette yasa yoluyla yapılan hukuksuzklar da arşa yükseldi. Dolayısıyla bu yürüyüş OHAL çölünde bir vaha gibi göründü ve bir çekim merkezi olma yoluna girdi. Kendi dinamiği içinde devam ettikçe kalabalığın artması ve ayrıca başka muhalefet eylemlerinin bundan bir şekilde "start" alması bekleniyor. 

AKP iktidarı bir "terör atmosferi" yaşatmakta başarılı. Çeşitli mahkemelerin akla havsalaya pek sığmayan davranışları ve bu tırmanışın bir aşamasında Enis Berberoğlu kararı, bir yürüyüşten fazlasına yol açmadı. Ancak bu kadarının da o "cephe"de yol açtığı tepkilerin yoğunluğu anlamlı. Resmi ağızlardan çıkan sözler yeterince vahim, ama sırtında o kadar olsun bir yumurta küfesi taşımayanların davranışları çok daha dehşet verici. Gübre dökenler, daha önemlisi mermi dökenler, o cephede herhangi bir şey temsil etmeyen birtakım "aşırı unsurlar" değil. Bu adamlar yaptıklarını, bu siyasetin sahiplerine liyakatlerini göstermek ve böylece göze girmek için yapıyorlar. Muhtemelen çoğunluğu temsil etmiyorlar; nitekim AKP iktidarının bu tür davranışları (bu hanharlık politikasında ısrar) arada da hoşnutsuz seslerin yükselmesine yol açmaya başladı. Çoğunluğu temsil etmiyor olabilirler, ama şu anda oraya egemen olan anlayışı temsil ediyorlar. Bu anlayış, şimdiye kadarki icraatıyla, gerilimden başka bir siyaset bilmediğini gösterdi ve toplumda da gerilimden başka bir siyaset olamayacağı kanısını yarattı. Bu anlamsız husumet ilk sonuçlarını dünya siyaset sahnesinde veriyor. Amerika'daki "koruma skandalı" bunun anlamlı bir örneği ve şimdi Avrupa'da da semeresini vermeye başladı. Avrupa'da alınan bu tavırlar, AKP iktidarının dünya demokratik kamuoyunda nasıl değerlendirildiğini açıkça gösteriyor. Şimdiki aşamada da bu olumsuz değerlendirmenin AKP iktidarında herhangi bir "durum düzeltme" girişimine yol açmadığı belli. Tersine, egemen eğilim bunu da "doğru gidiş"in bir kanıtı olarak yorumlamak. Ama dünya siyasetinin gerçek mekanizmaları popülist ajitasyonunun göstermelik jestlerine göre belirlenmez. Kendi zamanı ve temposu içinde vereceği sonuçları verir. 

AKP canibinden gelen asabi gürültülere, mermi simgeli tehditlere karşılık CHP'nin seçtiği dengeli ve ılımlı tavrın olumlu olduğu şüphe götürmez. Cepheleştirme ve kızıştırma siyasetinin sahipleri belli. Benzer söylemlerde onlara yardımcı olmanın hiç anlamı yok. CHP'ye ve her türlü sorumlu muhalefete düşen, barışı konuşarak anlaşma ve uzlaşma yollarının, imkânlarının açık olduğunu istikrarlı bir şekilde göstermektir bu koşullarda. Gübreyi kim taşıyor, mermileri kim saçıyor, hepsi belli.

Yazarın Diğer Yazıları

Siyaset kızışırken

AKP’nin bugüne kadar gösterdiği davranış kalıpları herhangi bir kural tanımama siyasetini sürdürmekten vazgeçmeyeceği kuşkusunu güçlendiriyor. Son günlerde CHP’nin ve genel olarak “Millet İttifakı”nın bu konuda bir hazırlığı olduğunu gösteriyor. Bu iyi. Ama Türkiye, kuruluşunun yüzüncü yılında, tarihinin en çetin dönemecine gelmiş durumda

Demirtaş'ın mektubu

Demirtaş'ın belirttiği gibi, Türkiye'nin kendini yeniden kurmaya ihtiyacı var. Öyleyse, "yeni"den korkan ve kaçanların bugünün siyasetinde oynayacağı rol ne olabilir?

Kayırma kültürü

Kayırmanın başat olduğu bir toplumda Süleyman Soylu İçişleri Bakanı, Nebati de Ekonomiden sorumlu Bakan olur