24 Eylül 2017

TEOG’un düşündürdükleri

Türkiye böyle böyle, “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesinin yokluğunun neleri içerdiğini görecek ve öğrenecek – umarım

Sınavdan sınava koşan öğrenciler için “yarış atı” benzetmesi bayağı uzak bir geçmişten beri insanların diline yerleşti. İlk bulan, kullanan kimdir, bilemem elbette; ama yaygınlaştıranın Sevgi Soysal olduğu kalmış aklımda. Politika’da yazarken böyle bir makalesi çıkmıştı diye hatırlıyorum ama yanılıyor olabilirim tabii.

Ben kendim, üniversitelerin, fakültelerin, hatta bölümlerin kendi “giriş sınavları”nı yapmasının son yılına yetişmiştim. İngiliz Filolojisi’nin sınavına girdim.  Ertesi yıl merkezi sınav başladı. Tabii bütün bu yıllar boyunca o da kılıktan kılığa girdi. Bir yandan da üniversitelerin, daha doğrusu “üniversite” adıyla tanınan kurumların sayısı habire arttı. “Üniversite” derken “orta öğretim” de kendi merkezi sınavını meydana getirdi. “Test” yöntemi bütün öğretim hayatının temel mantığı haline geldi.

Başından beri ısınamadığım, sevmediğim bir şey, “test”. Hayatın her alanında nicelikler büyüyor; “nicelik”, çok zaman, “nitelik”in düşmanı. Standartizasyon gerektiriyor. “Hayatın her alanında” dedim, öyle de; ama etkilerinin en net göründüğü alan, öğretim. Bu da çok normal: Öğretim doğrudan doğruya zihni bir etkinlik. Dolayısıyla en yüksek niteliğe ihtiyaç duyulan alan. “Ortalama”nın en fazla sırıttığı alan.

Derken, birdenbire “TEOG kalkacak” denildi. “Aman TEOG kalkmasın” diyecek halimiz yok. Herhangi bir muhabettimiz yok kendisine. Ama, kalkacaksa, yerine yeni bir şey gelecek demektir. Gelmek zorunda. O “yeni şey” nedir?

Bunun henüz pek belli olmadığı anlaşılıyor. Bakanlık’ta beş yeni “sistem” üzerine çalışılmış, bunlar sunulacakmış… Gazeteler bu gibi gelişmelerden söz ediyor.

Milli Eğitim Bakanı endişe edecek bir şey olmadığını söyledi. Ne olacaksa, şimdikinden iyi olacakmış. Bu konuda kendilerine güvenilmesini istedi. İyi de, AKP yönetiminin tarihi bu gibi dönüşlerle dolu. Bir şeye güvenilmesini istiyorlar, sonra kendileri o şeye güvenlerini kaybediyorlar. Bu bazen “FETÖ’cüler” konusu gibi, “her türlüğü kötülüğün kaynağı” haline de gelebiliyor. Şimdi uygulamadan kaldırılan TEOG geniş çaplı istişarelerden, geniş katılımdan geçerek son biçimini almamış mıydı? Ona da güvenmemiz gerekiyordu. “Sistem”in kendisi bir yana, Bakan’ın  ne zaman uygulamadan kalkacağına dair sözleri de değişmek zorunda kalmadı mı?

Nisan ayında referandum yaptık. Oy sayımında bazı tuhaf şeyler oldu ama topluma sunulan sonuç kabul edildi ve yeni bir düzene geçilmiş oldu. Bu değişimi olumlu ya da yararlı bulmayan ellerinden gelen imkânlarla gördükleri yanlışları anlatmaya çalıştılar. Burada en çok yazılan, söylenen, altı çizilen, üstü çizilen şey, bu değişimin bir “tek adam diktası”na yol açacağı kaygısıydı. “Resmi” sonuçlara göre, çok az bir oy farkıyla, önerilen değişim kabul edildi. Bunun gerektirdiği kurumsal değişimler henüz yapılmadı, onun bir süresi var. Ama o düzenin içerdiği anlayış, de facto, yürürlüğe girdi.

Tayyip Erdoğan yeni bir toplum biçimlendirmek istiyor. Kendisi “dindar nesiller yetiştireceğiz” dedi.  Genel gidişatı gözlemleyenler buna “kindar”ı da eklediler; bu şekilde deyimleşti, yerleşti.  Tayyip Erdoğan “dindar” olmanın yanı sıra, “nitelikli” olmanın önemini de vurguladı. Görülen, anlaşılan o ki, bu iki hedefin gerçekleşeceği yer olarak, “dindarlık” ve “ehliyet”in meczedildiği imalathane olarak İmam Hatip Lisesi’ni düşünüyor. Somut pratik, bu yönü işaret ediyor. Dolayısıyla, şimdi TEOG’un kaldırılmasıyla başlayan oldukça kaotik düzen durulmaya başladığında, bundan imam – hatip tarzının kazançlı çıkacağı kanısındayım. Bu da, “dindar nesil” üretiminde yararlı bir etken olabilir. Ama “nitelik” denen şey bu gibi yöntemlerle elde edilemez.

Başka birçok konu gibi TEOG’un lağvedilmesi konusu da nisan ayında onaylanan anayasa değişikliğinden sonra nasıl bir siyasi düzene girdiğimizi gösteriyor. Tayyip Erdoğan projeleri olan bir lider; aynı zamanda acelesi de var. Özlediği, hayalini kurduğu Türkiye’nin bir an önce gerçekleşmesini istiyor. Malûm erklerden Yürütme’nin başında – fiilen. Aklına gelen tedbiri söylüyor – örneğin, “TEOG kalksın” diyor. Talimatı alan Yasama hemen kalkmasının ve yerine geleceğin yasasını yapmaya başlıyor. Şimdilik kısmen böyle ama gün geçtikçe, üçüncü erk, Yargı, Cumhurbaşkanı’nın “olsun, yapılsın” dediği şeyleri eleştirmeye kalkanların yakasına yapışmayı görev belleyecek.

Türkiye böyle böyle, “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesinin yokluğunun neleri içerdiğini görecek ve öğrenecek – umarım.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Kürtler

Bugünün koşulları değişmeden seçim ortamına girersek ne olur? AKP-MHP ittifakı devam eder. Öbür tarafta, bir ihtimal, CHP-İyi Parti ittifakının devam etmesi ve HDP’nin, o zamana kadar AKP iktidarı ve yargısı tarafından kapatılmazsa, yalnız kalması olabilir

Korona ve Türkiye

Beni şaşırtan bu iki olgunun bir arada, yan yana varolması. Yani bir yanda toplum yapması gerekenleri yapmıyor. Bir yanda da istatistikler iyiye gidiyor. Neyle açıklayacağız bu durumu? "Şans" mı diyeceğiz? "Allah bizi seviyor" mu diyeceğiz? Biraz daha "olgusal" bir açıklaması yok mu?

Gerilim yükseltme

Erdoğan’ın gerilime ihtiyacı oksijen ihtiyacı kadar hayati. Bu, onun propaganda ordusunun kolayca kavrayıp uygun pozisyonu aldığı bir durum