25 Nisan 2017

New York Times

Trollerin ve Türk milleti adına adalet dağıtan savcı ve yargıçların erişim alanı dışında kalan dünya, Erdoğan'ı ve başkanlığı böyle görüyor, böyle değerlendiriyor

Öteden beri Herald Tribune gazetesini izlemeye çalışmışımdır. Epey bir süredir bu ad tarihe karıştı. Gazete gene çıkıyor ama New York Times International adıyla çıkıyor. New York Times, tabii, Amerika'nın en önemli gazetelerinden biri -"en önemli iki gazeteden biri", diyelim. Tayyip Erdoğan iktidara başlayalı beri, Türkiye hakkında yazılar sıklaştı. Son referandum da doğal olarak buna katkıda bulundu.

New York Times demokrasiden yana bir gazetedir. Bu nedenle Türkiye'nin siyasî rejimi hakkında hep eleştirel olagelmiştir. Eskiden bu eleştirellik "askerî vesayet rejimi"ne yönelikti. AKP iktidarının erken yıllarında gazete bu değişimi olumlu değerlendiriyordu. Ancak Tayyip Erdoğan'ın açılıp saçılması ve gerçek tavırlarını göstermeye başlamasıyla bu tavır değişti. Geçenlerde referandumda "evet" çıkması halinde Türkiye'nin güzel bir rejime kavuşacağını savunan bir yazı da yayımlandı. New York Times böyle yazıları da yayımlar, ama bu onun görüşü değildir. 

Gazetenin görüşünü veren bir yazı referandum sonrasında, 19 Nisan tarihinde çıktı: "Opinion" bölümünde, imzasız bir yazı; başlığı da "Türkiye'nin Demokrasisi Kayboldu mu?" Gazetenin bu soruya cevabı, evet, şimdilik "kaybolmuş" durumda. Son paragrafta, "Türkiye'de demokrasi canlanacaksa..." diye başlayan bir cümle olduğuna göre, Türkiye demokrasisinin şimdilerde canlı olmadığı kabul edilmiş. "Canlanacaksa", bunun, milyonlarca Türk'ün "Erdoğan'ın empoze ettiği otoritaryen sistemi istememesi" sayesinde olacağını söylüyor. 

New York Times'ın söyledikleri, takındığı bu tavır ortalamayı veriyor. Bütün dünyada genel kanı bu. Referandumun Türkiye'yi "ne yapacağı belli olmayan, kindar (erratic and vengeful) bir adamın ellerinde bıraktığı" söylenir ki, "Hayır, böyle değil" diyecek kimse de yok. Rejimin trolleri Türkiye sınırları dışında kendilerini dinleyecek kimse bulamadıkları için dünya kamuoyunun Erdoğan'a ve iktidar üslûbuna bakışı böyle biçimleniyor. Erdoğan'ın "otokratik" olduğu açıkça söylenmiş ve "outrageous" sıfatı da kullanılmış (Redhouse Sözlüğü bu kelime karşılığı olarak "çok çirkin, pek fena; edebe aykırı, pek insafsız" gibi sözler sıralamış). Bu sıfat, Erdoğan'ın sahip olmak istediği ve şimdi sahip olduğu yetkileri niteliyor. Bu arada Erdoğan'ın yüzde altmış "evet" beklediği, bunu alamadığı gibi büyük şehirlerin desteğini kaybettiği de belirtilmiş.

Bundan birkaç gün sonra, hafta sonunda (22-23 Nisan) bu sefer imzalı bir yazı yayımlandı, New York Times'da. İmza Jochen Bittner. Almanya'nın çok önemli haftalığı Die Zeit'ın siyaset editörüymüş. Bu yazının başlığı "Alman Türkleri ve Otokratlar."

Bittner derginin siyasî yazılarının editörü olduğuna göre, "siyasî deneyimi" olan biri olmalı. Bu deneyimine rağmen, Erdoğan karşısında şaşkın! Bir başka ülkenin hükümetini "Nazi yöntemleri" kullanmakla suçlayabilen bir politikacıyı hayal etmek onu şaşırtmış ama asıl şaşkınlığı bu aynı politikacının aynı zamanda idam cezasının geri getirilmesini ve hem muhalefetin, hem de gazetecilerin hapse tıkılmasını talep ediyor olması.

Bittner, referandumda kabul edilen anayasa değişiklikleri ile bu "politikacı"nın bir "modern sultan" haline geldiğini de söylemiş. 

Bir Alman olarak Bittner'ın öncelikli konusu -ve kaygısı- Almanya'daki Türkler! Almanya'nın bugünkü yönetimine "Nazi" diyen bir adamın bu insanlardan yüzde 63 oranında destek görmüş olmasını sindirmekte zorlanıyor. Bu oyları vermiş olanları suçlamaya girişmiyor yazar. Demokrasiyle tanışıklıklarının bu derece kalmasının sorumluluğunu Alman toplumunda arıyor: Yalnız bu "geçici" misafirlerle ilgilenmeyen Alman sağında değil, onlara "hoş geldin" diyen ama bunun ötesine geçmeyi beceremeyen Alman solunda da.

Bütünüyle çok doğru ve önemli bulduğum bu yazının başka ayrıntılarına girmeyeyim. Son paragraf yeterince çarpıcı. Burada yaşayan bu Türkler, diyor Bittner, ev sahibi Almanlardan, hiç değilse, bir zamanlar, büyük vaatlerde bulunan bir otokrata kanıp demokrasiden nasıl vazgeçtiklerini ve bunun başlarına nasıl felâket sonuçlar getirdiğini öğrenebilirlerdi. Böylece yazının başlığında çoğul olarak geçen "otokratlar"ın kimler olduğunu anlıyoruz.

Trollerin ve Türk milleti adına adalet dağıtan savcı ve yargıçların erişim alanı dışında kalan dünya, Erdoğan'ı ve başkanlığı böyle görüyor, böyle değerlendiriyor. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ne oldu, nasıl oldu da dünya buraya geldi?

"Popülizm" diyoruz, ama bildiğimiz kavramların hiçbiri şu sırada biçimlenmekte olan dünyayı gereği gibi açıklamıyor

Değişim

Marksizm, bir on dokuzuncu yüzyıl düşünürü olan Karl Marx’ın biçimlendirdiği düşünce tarzı.  Yani on dokuzuncu yüzyıl koşullarının bir ürünü. On dokuzuncu yüzyıl ise dünyada maddi-manevi ilerlemenin özellikle hızlandığı nokta; yani “değişim” göz kamaştırıcı

“Siyasal İslam”

Bu, İslam’a özgü bir durum mu?  İslamcılar mı, sadece İslamcılar mı, “Siyasetsiz olmaz!” diye tutturuyorlar? Hayır. Hemen hemen bütün dinler aynı şeyleri söyleyecektir. Dinden söz ediyoruz, “Tanrı”dan söz ediyoruz. Bir topluluğu yönetmenin tanrısal buyruklardan başka temeli olabilir mi? “Laik bir tanrı” olabilir mi?