18 Ağustos 2018

Krizimiz

"Milliyetçilikten geçilmeyen memleketimizde, Amerika bize 'kışt' derse, böyle demekte hakkı var mı, yok mu, hiç bakmaz, karşısına yekvücut çıkarız"

“Yahu, niçin bir Allah’ın kulu çıkıp da şunu söylemiyor?” diye kızıyor ve şaşıyordum. Neyse, iyice gecikmiş olsa da, nihayet Kılıçdaroğlu söyledi. Ama bu kadar gecikmeden sonra bunun etkisi de azalır bence.

Dolar krizimizden söz ediyorum. Ne oldu? Bir hafta sonu birden ortalık birbirine girdi. Dolar yedilere, sekizlere tırmandı. Sebep? Sebep Donald Trump. “Papazkaçtı” oyununda Trump Türkiye’ye kızmış, vergi koymuş, falan filan.

Tayyip Erdoğan sahneye fırlarken elini mutat yere atıyor, kılıcını alıyor, öyle çıkıyor. Yanlışlıkla eline bir keman filan geçmesi ihtimali yok. Kılıç olacak, onu savuracak. Öyle yaptı. Paramızın saldırı altında olduğunu söyledi. Gene herkesi savaşa çağırdı. Yardımcıları da, TL’nin başına gelenlerin ekonomi dışı olduğunu savundu.

Haftanın falanca gününde doların bilmem kaç paraya tırmanacağını bilmiyorduk ama ekonomide makinanın bir şekilde teklemeye başlayacağını biliyorduk ve bekliyorduk. “Ekonomik kriz geliyor” cümlesi ne zamandır telaffuz ediliyordu. Bahçeli niçin seçimi erkene almayı önerdi? Erdoğan niçin “onu kabul etmiş” gibi görünerek öneriye uydu? Ekonomik krizin geleceği, yola çıkmış olduğu bilindiği için. Seçim öncesi paldır küldür zamların gelmesi oyları etkileyeceği için. Şimdi bunların hepsi oluyor. Çünkü olmasının temelleri iktidarın şimdiye kadar izlediği politikalarda atılmıştı. Şimdi, alınan müthiş tedbirlerle, doları beş bilmem kaçta durdurmayı başardık. Başardığımız için de “zafer kazanmış” havalara girme eğilimindeyiz. Oysa gene yüzde şu kadar zarardayız ve zarara girmeye devam edeceğiz.

Ama şu kadar gün, Tayyip Erdoğan ve çevresi, “bir dış müdahale, ‘ekonomi dışı’ bir saldırı” dolayısıyla buraya geldiğimizi savundu.

Dolar, ekonomi, şu bu, bunlar şüphesiz çok önemli. Ancak bunlar kendi kanalında giderken iktidar bu gibi yenilgilerden kendine siyasi avantaj devşirmeye devam ediyor. Kendi yanlış siyasetleri yüzünden “sermayeyi kediye yüklüyor”, ama sonra da Trump’a ve Amerika’ya sözel savaş açarak, kendi yaptıklarını eleştirmeyi bir “millî suç” haline getirmeye çalışıyor. Bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın her zaman, her durumda, birtakım dış düşmanlara ihtiyacı var. “Vay, kendi hükümetine karşı gavurlarla mı bir oluyorsun?” diyecek çünkü.

Amerika, İkinci Dünya Savaşı’nda bu yana dünyanın patronu, jandarması v.b. Bu rolü oynayan bir ülke, kaçınılmaz, kendine düşman kazanır. Sovyetler ve komünizm ortadan kalkalı, Amerika’ya “emperyalist” diye bağırmak da bir anlamda kolaylaştı. Çünkü ucunda komünizm ihtimali yok artık.

Milliyetçilikten geçilmeyen memleketimizde, Amerika bize “kışt” derse, böyle demekte hakkı var mı, yok mu, hiç bakmaz, karşısına yekvücut çıkarız. Biz Trump’a karşıysak, Amerika’da Trump’a karşı sıkı bir muhalefet olması iyidir. Ama Türkiye’de bize muhalefet edenler kötüdür. Onlar vatan hainidir (tabii aynı şeyleri Trump da düşünüyor. Bunlar hep “düşman kardeş”). Herhalde dolar kankan yapmaya başladığında Halk Partisi’nin (ve genel muhalefetin) kolektif bilincinde “Amerika’ya karşı sesimizi yükseltelim” içgüdüsü ağır basıyordu. Böylece, bu sonuca yol açan ekonomik ve aynı zamanda siyasi politikalar gürültüye gitti ve Tayyip Erdoğan yeni bir “millî seferberlik” komutanı olarak kürsülerden kükredi.

Zarrab davası nasıl gelişir, Halkbank’la durum ne olur, bilemiyorum. Ama Türkiye’nin, yani Tayyip Erdoğan’ın istediği gibi olmazsa, şimdi onun da açıklaması hazırlandı sayılır. Bize karşı haksız bir Haçlı Seferi başlatan Trump burada da hakkı hukuku çiğneyerek düşmanlık yapmayı sürdürüyor. Zaten üç dört yıldır her cepheden saldırı altındayız; biz de alıştık artık.

Bütün bu olaylar arasında bir cümlecik, “Bir papaz uğruna...” sözünün içerdikleri, başlı başına, ne kadar açıklayıcı!

Yazarın Diğer Yazıları

Küçük düşme/düşürme

Ne Robespierre Allah’ın nimetidir, ne Louis Allah’ın belası. İnsanlık tarihi o abartılı kelimelerin arasından değil, çok daha nüanslı, açıklı koyulu grilerle dolu bir mecrada akar

Bir sendrom

Türkiye’nin "Batılılaşma" serüveninde sürekli karşımıza çıkan bir kalıp bu: "Biz birçok şeyi Batı’dan önce yapmıştık" deme ihtiyacı. Her zaman söylerim: Bir toplumun yapageldiği bazı şeyleri yapmaktan vazgeçip yapmadığı bazı şeyleri yapmaya çalışması o toplum için can sıkıcı bir durumdur

Diyanet İşleri

Diyanet İşleri gibi bir kurum laik bir yapılanmanın gerektirdiği bir kurum değil, buna "karşıt" diyebileceğimiz, devletin dini denetim altında tutması için düşünülmüş bir kurumdur. Devletle dinin iç içe geçmesine önayak olan bir kurumdur