23 Ekim 2018

Kaşıkçı'da yeni aşama

Umarım Arabistan’la ortak çalışmamız ve işbirliğimiz, bu işi aslında FETÖ’cülerin yaptığı sonucuna varmaz

Şu Kaşıkçı olayına başından beri akıl erdiremediğimi yazıp duruyorum. Şimdi geldik “itiraf” aşamasına. Bu “itiraf”ı herkes için “malûmun ilamı” oldu. Adamcağızın öldürülmüş olmasına kimse şaşırmadı, çünkü zaten kimse başka bir şey olabileceğine ihtimal vermiyordu. Belki itiraf etmek zorunda kalmaları biraz şaşırtıcı olmuştur.

Kendi konsolosluğunda adam öldürmeye karar vermişsin. Korkunç bir karar. Açık verirsen, riski büyük. Dünyanın tıklım tıklım dolu olan “gıllıgışlı işler” tarihinde bir devletin kendi konsolosluğunda adam öldürmesi diye bir olay yok. Ama sen bu işi böylesine yalapşap bir biçimde yapıyorsun.

Buna çok şaştığımı yazmıştım, gene şaşıyorum. Ama buna şimdi yeni şaşkınlık vesileleri eklendi: Diyelim ki kötünün kötüsü oldu, yaptığın iş ortaya çıktı. Dünya nefesini tutacak, sana bakacak, ne söyleyeceğini merakla bekleyecek. “Arbede olmuş” demekle kimi yatıştıracaksın?

Yahu, bir kere öncelikle, adam nerede? Arbede olmuş, anlaşılan yumruğu kuvvetli biri varmış (“adli tıp” uzmanı getirdikleri gibi bir de sıkı boksör getirmişler.) Bir kazadır olmuş; Kaşıkçı ciddi bir müessese olan konsoloslukta hadise çıkarınca, kendisini edepli olmaya davet etmişler. Davete gelmeyince o güçlü adam bir yumruk sallamış. Ters yerine gelmiş, ölüvermiş Kaşıkçı. Aksilik işte.

Peki, ceset nerede?

Suudi Arabistan’dan sabah gelip akşam giden on beş kişi neyin nesi? Anlaşılan bunlar Kaşıkçı’yı ikna etmeye gelmişler (aralarında bir de adli tıp uzmanı.) Ama Kaşıkçı bir “kaza yumruğu”na hedef olup maktul düşünce onlar da memleketlerine avdet etmişler.

Evet, olay konsoloslukta oluyor. “Konsolosluk” denen yerde, adettendir, bir de “konsolos” bulunur; nitekim burada da var. Olayın kokusu çıkmaya başlarken onu da ekranlarda gördük, dolapları açıp kapatıyor, “Bakın, burada da değil” diyordu. Peki, Kaşıkçı “kaza yumruğu” sonucu hayatını kaybetti, konsolosun bundan haberi olmadı mı? Konsolosluk müstahdemi “kızar da bizi azarlar” korkusuyla olayı konsolosa bildirmedi mi? Yoksa konsolos olayı biliyor ve “Bir şey olmadı” diye yalan mı söylüyordu?

İş bu noktaya gelince, bunlar ve daha birçok benzer soru, insanların aklına gelecek, insanlar bunları soracak. Bunların sorulacağı Suudi Arabistan yetkililerinin “aklına” gelmiyor mu? Bu saatten sonra, bu ayrıntıların arasında, “arbede çıkmış” demekle neyi açıklamış oluyorlar.

Ama belki de açıklamış oluyorlar. Baksanıza, Donald Trump, “Umarım Prens’in bunlardan haberi yoktur” diyor. Tahminim o ki, Prens “İki gözüm önüme aksın, haberim yoktu” diyecektir. Zaten nasıl haberi olsun ki, bir kazadır olmuş bitmiş. “Kaza” dediğin önceden tasarlanmaz, bilinmez.

“Kaza’dan Prens’in haberi yoktu, tamam. Ama Arabistan’dan gelen ekip, konsolosun davranışları, bir yığın şüpheli ayrıntı (örneğin on güne kadar süren “diplomatik dokunulmazlık” direnişiyle binaya polis sokmamak gibi ayrıntılar) olay olduktan sonra, Prens’ten “habersiz” mi yapıldı. Konsolosun, konsolosluğunda yapılan şeyden haberinin olmaması gibi. Prens’in de bunlardan haberinin olmaması düşünülebilir mi?

Bu Prens ayrıca, Prince Charles gibi devlet faaliyetlerine katılmayan, kendi halinde bir Prens değil. Astığı astık, kestiği kestik.

Hanedan üyelerini enterne ediyor v.b. Sofatı “Veliaht” ama şimdiden kral olmuş gibi davranıyor.

İşin başında, olayın esrarını tamamen çözmek için işbirliğine çağırmıştık Suudi Arabistan’ı. Onlar da, biraz tuhaf sesler çıkarmakla birlikte, “Hayır gelmeyiz” dememişlerdi. Bu arada konsolos geri döndü. Bir süre sonra da Suudi Arabistan’ın resmi mercileri “arbede” açıklamalarıyla ağını açtı ve “esrarın çözülmesi”ne kendi katkısını yaptı.

Ne diyeceğiz, nasıl değerlendireceğiz bu “katkı”yı. “Hay Allah razı olsun! Böyle olabileceği hiç aklımıza gelmemişti” mi diyeceğiz. Yoksa “saçmalamayın” deyip eldeki kanıtlar üstünden yola devam mı edeceğiz (bu arada, “eldeki kanıtlar” ne, onu da bilmiyoruz?)

İkincisini seçeceğiz gibi görünüyor ve doğrusu da bu. İşin sonu nereye varır, ne olur bilemiyorum ama umarım Arabistan’la ortak çalışmamız ve işbirliğimiz, bu işi aslında FETÖ’cülerin yaptığı sonucuna varmaz.

Yazarın Diğer Yazıları

Türkler ve Türkçe

“Öz Türkçe” akımı olsun, “Güneş-Dil Teorisi” olsun, ikisinde de “ırkçılık” vardır—bu iki yaklaşım birçok bakımdan birbirinin karşıtı gibi dursa da, temelde böyle bir ortaklık vardır.

Alfabe ve ulusal tarih

Dilsel ölçütler çerçevesinde baktığımızda Arap alfabesini kullanmakta ısrar etmemizi gerektirecek dilsel, pratik bir durum yok. Değiştirip daha uygununu almak için her türlü neden var. Yani uygulamaya karşı çıkmanın gerekçesi dilsel değil,  İslam çerçevesinde Arap alfabesine duyulan saygı.

Diktatörlük

Kuvvetler ayrılığını Tayyip Erdoğan’ın ortadan kaldırması kötü ve Atatürk’ün kaldırması iyi bir şey mi?