17 Aralık 2016

İdam şehveti

Linç, bu rejimde, madalya ile ödüllendirilen bir eylem oldu- gerekli adamı linç etmeniz koşuluyla

“İdam” Arapça’dan gelen bir kelime; kökü “adem”; yani “yok etme” anlamına geliyor. Bir insanı, yaptığı şu ya da bu işten ötürü “yok etmek” demek.

Bu iş, sözgelişi, birini öldürmek olabilir. Bir insanı, birini öldürdüğü için, öldürüyoruz. Tuhaf, değil mi?

Kimilerine hiç tuhaf gelmiyor. Müslüman dünyada tartışılmadan kabul gören bir uygulama, çünkü Kur’an’da yeri var. Ama bu “kabul” yalnız Müslümanlara özgü değil; “seküler” biçimleri de var ayrıca, idamı haklı göstermenin: Burada “ibret” kavramı devreye giriyor.

Örneğin Texas’ta uygulanıyor. Amerika’da en sık uygulandığı yer Texas. “En sık uygulandığı”na göre, “ibret” olmuyor; ama “ibret olsun” diye, sık sık uygulanıyor. Bu da tuhaf değil mi?

Tuhaflık, muhaflık bir yana, “insan öldürmek” korkunç bir şey. Öldürenin devlet olması, o devletin yasalarında bunun hangi durumlarda yapılacağının birtakım hükümlere bağlanmış olması bu temel olguyu değiştirmiyor. Bunu uygulayan toplumlarda bu işin âdeta bir “ritüel”inin oluşturulması da bu korkunçluğu gidermiyor.

Ve insan kalabalıklarının toplanıp “idam isteriz” diye bir ağızdan bağırması da idam eylemlerinin kendisine yakın bir korkunçluk derecesinde.

Bu tezahürat bugün Türkiye’de, neredeyse günübirlik, tekrarlanıyor. Bunun bir “halk isteği” olarak sunulması, tanımlanması ayrı bir facia. Bir “sivil toplum” ki, “Arkadaşlar, ne istiyorsunuz?” diye sorulduğunda, “İdam istiyoruz” diyerek cevap veriyor. “Halk istiyor,” diyerek, cellâtlık mesleğini yeniden ihdas edeceğiz. “İdam isteriz” feryatlarının yoğunluğuna bakılırsa epey yorucu bir meslek olacak cellâtlık.

Ve bu ortamda ilmik yapan bir öğretmen peyda oluyor. Adamın hobisi bu anlaşılan: İdam ipi “replika”ları yapmak! Kendi başına bu ilmikleri üretse, gene “tuhaf bir merak” deyip geçebiliriz belki. Ama bu merakın bir “öğretmen”de görülmesi “tuhaf”lıktan öte bir şey; bu öğretmenin bu ilmikleri öğrencilerinin eline tutuşturup onlarla resim çektirmesi aşamasına gelmesi hakkında söyleyecek söz bulamıyorum.

Adamın kendisi hakkında söyleyecek söz bulamıyorum ama böyle bir adamın “öğretmen” olabilmesine imkân veren sistem hakkında, eğitim anlayışı hakkında, bunların uygulayıcısı konumunda olan eğitim bakanlığı hakkında da söyleyecek söz bulamıyorum. 

İnsanların olduğu her yerde, eklem yerlerinde, doku aralarında vb., böyle sapıklıklar, böyle hastalıklı insanlar bulunabilir -bulunur da. Normal ahvalde bunlar gizli kalır, çünkü çok zaman bu adamlar kendileri de bilir hastalıklı olduklarını ve saklanma içgüdüsüne uyarlar.

Ancak bu yeni rejimimizde bunlar göğüslerini şişirerek ve gererek ortalığa atılıyorlar, şişirdikleri göğüslerini döverek, yumruklayarak “Ben buradayım! Bakın, görün beni!” diye bağırıyorlar. İlmik uzmanı “öğretmen” gece odasına kapanıp gizli gizli yapmıyor ilmiklerini; öğrencilerinin ellerine tutuşturup resim çektiriyor. O sırada öbürü otobüste şortlu kadın tekmelerken beriki de bir başka kadını döverek parkın namusunu koruyor. Bu namus bekçileri de normal bir toplumda saklanma ihtiyacı duyacak yapıda kişiler. Burada da polisten saklanmaya çalışıyor olabilirler ama yaptıklarından ötürü kıvançlıdırlar. Sapıklıklarına “kutsal” bir kılıf geçirmişlerdir.

Bu rejim bunlara imkân veriyor. O “öğretmen”e işten el çektirildiğini yazıyor gazete. Olabilir, böyle rezil bir davranış bakanlığı da endişeye düşürmüştür. Ama olayı izleyin, çok da uzak olmayan bir gelecekte o “öğretmen”in bir “ilmik ödülü” kazandığını göreceksiniz. Çünkü linç, bu rejimde, madalya ile ödüllendirilen bir eylem oldu- gerekli adamı linç etmeniz koşuluyla.

“Nush” ile değilse de, “noose” ile uslanmış nesillerin ülkesinde…

Yazarın Diğer Yazıları

“Siyasal İslam”

Bu, İslam’a özgü bir durum mu?  İslamcılar mı, sadece İslamcılar mı, “Siyasetsiz olmaz!” diye tutturuyorlar? Hayır. Hemen hemen bütün dinler aynı şeyleri söyleyecektir. Dinden söz ediyoruz, “Tanrı”dan söz ediyoruz. Bir topluluğu yönetmenin tanrısal buyruklardan başka temeli olabilir mi? “Laik bir tanrı” olabilir mi?

Amerika ve Trump

Ben sonuçta Trump’ın seçilmeyeceğini sanıyorum. Böyle olmasını istediğim için mi böyle söylüyorum? Olabilir. Olabilir ama tekrar edeyim: Seçilmeyecektir

Sivil anayasa

AKP tarafı “sivil” kavramında ısrar eder ve burada bir “keramet” keşfederken “demokratik” kavramını kullanmaktan da aynı ısrarla kaçınıyor. Oysa bundan böyle (ve aslında ezelden beri) ihtiyaç duyduğumuz şey, Anayasa’nın da, “ana” olmayan yasaların da, genel siyasi atmosferin de “demokratik” olması