13 Kasım 2019

Bu tartışmayı bitirmek üzere

Ertuğrul Özkök'ün yazdığı yazıya ve orada çizdiği "Atatürk düşmanı 'laik liberal'" tipine vereceğim cevaplar bitmemişti

Ertuğrul Özkök'ün yazdığı yazıya ve orada çizdiği "Atatürk düşmanı 'laik liberal'" tipine vereceğim cevaplar bitmemişti. Sanırım bu yazıda bitirebileceğim. Özkök'ün o yazıyı yazarken, zihninde bir "laik liberal"den çok dini nedenlerle Atatürk'e diş bileyen bir insan tipolojisi olduğunu sanıyorum ama sonuçta hesabı "laik liberal"e çıkardığına, ben de o tanım içinde anıldığıma göre, cevap vermekle kendime durup dururken iş çıkarmıyorumdur. Özkök, zihnindeki o Atatürk düşmanının yaptığı yanlışlıkları madde madde yazmış; ben de madde madde cevap vereyim.

İlk sırada "Batı tarzı giyim tarzını küçümsediler" demiş. Böyle bir eğilimim hiç olmadı; ayrıca, "laik" bilinenler arasında böyle birilerinin olduğunu da sanmıyorum. "Dinci" cephede olabilir.

İkinci madde şöyle: "Batı müziğini geliştirmek için gösterdiği çabaları 'Millet böyle eziyet görmedi' türünden zevksiz, esprisiz filmler yaparak dalga geçtiler." Bu filmi ben bilmiyorum. Batı müziğini "geliştirmek" için çaba harcanmasını da saygıyla karşılarım. Bu konu önemli ve biraz karışık. Çok iyi bilinmiyor da. Konservatuar açmak için önce Bela Bartok davet edilmişti. Bartok musikide yerel köklere önem veren ve bu işi araştırmayı da iyi bilen bir musiki adamı olduğu için yapılan seçim doğru bir seçimdi. Ancak sonradan iş ona verilmedi, Hindemith çağırıldı. Hindemith de şüphesiz değerli bir kişiydi, ama Bach-Beethoven-Brahms çerçevesinin dışına çıkmazdı. Bu seçimde kimin etkili olduğunu ben bilmiyorum. Atatürk'ün bilgisi dışında olabilir (alanının dışında olduğu kesin). Ama sonuç olarak, iyi bir seçim olmadı.

Bir musikiyi "geliştirmek", sevdirmek benim gözümde bir ayıp değil, tersine övgüye değer bir şey. Ama bir musikiyi yasaklamak ayıp. Otuzlarda bu da oldu ve Türkiye radyolarında bir buçuk yıl kadar bir süreyle "alaturka" denen musiki çalınmadı. Bunu da Atatürk'ün değil, ona yaranmaya çalışan birtakım dalkavuk ruhlu adamın yaptığı söylenmiştir. Bilemem, ama dediğini yanlış anlayan, yanlış yorumlayan var idiyse, bunu değiştirmek elindeydi.

Bir tür musiki, o zamana kadar toplumun bildiği başlıca musiki yasaklanabilir mi? Yasaklanmışsa, bu eleştirilmez mi? Neden eleştirilemez? Yapılmış eylem mi "eleştiri-ötesi"dir, yoksa bunu yapan kişi mi? Bu tür "eleştirilemezlikler" hangi rejimlerde bulunur?

Sırada "kıyafet devrimi" geliyor. Bunu da "bir snopluk, monşerlik gibi sunmaya" kalkışmışlar…

Ben bunu eleştireceksem "snob" ya da "monşer" gibi nosyonlara başvurmazdım. Ancak "kıyafet"in "devrimi" olabileceği anlayışını benimsemiyorum. Kıyafette herhangi yönde bir zorlama olmasını onaylamıyorum. Zorlanmasını eleştirmenin de bir züppelik olduğu kanısında değilim.

"Latin alfabesine geçişi milli kültürümüze ihanet gibi değerlendirenler bile oldu." Gene bunun dışındayım, çünkü Latin alfabesine geçişi yerinde bulanlar arasındayım.

"Dış politikamızda 'yurtta sulh, cihanda sulh' cümlesini pasifizmin amentüsü gibi gösterdiler."

"Pasifizm"in kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla "amentü"süne de itirazım yok. Türkiye'de "barış" anlamına gelen "pace" ile "pasiflik" ses benzerliği yüzünden birbiriyle karıştırılır. Onun için birçok "solcu" da pasifizmin kötülüğüne inanır. Ama bunlar başka konu. Bu sözün içerdiği özlem, hele bugün, ne yurtta ne cihanda barış olmayan bugünlerde, özellikle önemli.

Laikliğe "Jakobenlik" demişler, demişiz. İmdi, "Jakoben" bir hakaret sözü değil, bir siyasi tarzın adıdır. Öyle böyle bir tavır değil, siyasette her zaman bulunacak iki kutuptan birinin adıdır. Danton, Marat Jakoben'diler; öyle kötü adam da değildiler.

Öte yandan, bence "Kemalizm" böyle nitelendirilmeyi hakedecek ölçüde radikal bir ideoloji değildir de. Kemalistler "Jakoben" nitelemesine göre çok daha "uzlaşmacı" davranışlar göstermiştir. Örneğin dini "Diyanet İşleri" yapısında bir kurum yoluyla denetlemek, bence, Jakoben sayılır bir tavır değildir. Yani, başka "laik liberal"leri bilmem ama ben Kemalizm'in Jakoben olduğunu söylemedim, Jakobenizm'den esinlenmiş olduğunu söylemişimdir. Bu zaten besbelli (burada bu terimleri bir "değer yargısı" yükleyerek kullanmıyorum).

"Hürriyet"in tepesinde bulunan "Türkiye Türklerindir" cümlesine savaş açmışız.

Bu sözün Atatürk'le ilgisi var mı, bilmiyorum. Ola ki söylemiştir. Ancak sözün asıl sahibi Bulgar Makedonlar'dır. Halen de Makedonya'nın "faşist" değilse "faşizan" partisi YMRO'nun mottosudur bu. Ancak, tarihen kimin mottosu olursa olsun, bunu bugün Türkiye'de söylemek kökeni "Türk" olmayan herkese (yani bu cumhuriyetin yurttaşı olan Rum, Arap, Yahudi, Çerkes, Arnavut, Gürcü, Boşnak, Ermeni herkese) "Sen ikinci sınıf bir yurttaşsın, boyun kadar konuş" demektir. Bunu yaptığı için ben de, evet, "Hürriyet" gazetesini eleştirdim.

Özkök bir de "Ne mutlu Türküm diyene" cümlesini Mussolini faşizminin yerli versiyonu diye "çöp tenekesine atmaya" kalkanlardan söz ederek sıralamasını bitiriyor. Sıralamadan sonra da "Şimdi düşünme sırası o laik liberalde" diyerek yazısını bitiriyor.

Sözünü ettiği laik liberallerden birinin ben olduğumu düşünüyorsa söylediklerinin hemen hemen hiçbir kısmıyla ilgim olmadığını gösterdim sanıyorum. Saydıkları arasında benim eleştirdiğim konular var ama benim eleştiri tarzımın, üslubunun bu yazıda yazılanlarla ilgisi kurulamaz. Dolayısıyla yeniden düşünmem gereken bir şeyler olduğunu da sanmıyorum.

Şu günlerde gözle görülür, elle tutulur bir "Atatürk coşkusu" yaşanmakta. Bu eleştirileri yapan biri olarak ben bu coşkuyu genelde olumlu buluyorum, çünkü öyle sanıyorum ki bu olay Atatürk'le ilgili nihai konudan biçimleniyor. Atatürk başarılı bir savaş ertesinde, belirli bir hayat tarzı olan bir toplum kurma işine girdi. Bu toplum, son kertede, uluslararası insan toplumunun içinde yaşadığı sivil-demokratik toplumdur. Bunu gerçekleştirmek için uygulamaya koyduğu yöntemlerle sorunumuz olabilir. Benim sorunum var ve sorun öncelikle demokratik kitlesel katılım yokluğuyla (ve var etme çabasının yetersizliğiyle) ilgili.

Ancak genel hedefin kendisini tartışmıyorum.

Değindiğim coşku da toplumun en az yarısının, varolan iktidarın toplumu bu hedeften uzaklaştırmak için şu kadar yıldır yaptığı şeylere duyduğu tepkinin ürünü. Dolayısıyla da olumlu.

Ertuğrul Özkök'e söyleyeceklerim burada bitiyor ama genel konuda söyleyeceklerim, herkesin söyleyecekleri bitmiyor. Kendi tarihi gelişmemizin eriştiği bu noktada bu sorunları enine boyuna tartışmamız gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Atatürk tartışması

Böyle bir tartışma için, "zamanı mı" demek çok da doğru değil. Mustafa Kemal ile Atatürk aynı kişi olabilir, ama "sağ Kemalizm" ile "Sol Kemalizm" programları arasında ciddi farklılıklar var. Bu iki yöneliş de şu anda CHP içinde varoluyorlar

"Dil yaresi"

Kendimi tutamayıp, arada bir "dil jandarmalığına" kalkışacağım belli oldu

"Acziyet"

Görece yakın zamanlarda, orada burada, arada sırada, karşıma "acziyet" diye bir kelime çıkmaya başladı. İyi ama, böyle bir kelime yok