26 Ocak 2017

Bir zamanlar...

O tarihte Meclis'teki AKP önderinin dediği değil, kendi vicdanının kulağına fısıldadığını yaptı. Sonuç da herkes için, ayrıca ya da öncelikle "Hayır" diyen AKP'liler için iyi bir sonuç oldu

2017, AKP iktidarının on beşinci yılına girdik. Nereden nereye geldik bu kritik süre içinde? Ne oldu, neler değişti? Birkaç gün bu konuları kurcalamak istiyorum. "Dış politika" dediğimiz başlıktan başlamanın uygun olacağını düşündüm, çünkü bu aynı zamanda dünyanın neresinde bulunduğumuz ve bulunduğumuz yerde nasıl bir biçimde var olduğumuz sorularına bakma imkânı verecek. Bu da "başlamak" için uygun bir nokta.

AKP iktidarının erken bir evresinde bu bölge çerçevesinde son derece önemli bir olay patlak verdi: ABD Başkanı George Bush'un Irak'a müdahale etme kararı! Bugün bu bölgede yaşanan, çoğu son derece yakıcı sorunların epey bir bölümü ABD'nin bu kararının sonucudur. Bu bölgenin ülkelerinin hemen hemen hepsinde karşılaştığımız sorun burada da karşımıza çıktı: Saddam'ın Irak'ı... Saddam kadar berbat bir yönetici düşünmesi bile zor. Buna bir diyecek yok. Peki Saddam yenildi, yakalandı, asıldı... Irak'ın sorunları bitti, çözüldü mü? Irak halkı şimdi "Saddam'sız günler"in tadını mı çıkarıyor? Hayır. Herhangi bir şeyin tadı yok ki çıkarılsın. İnsanlar birbirlerini boğazlıyor. Yalnız kendisi için değil bütün bölge için bir "istikrarsızlık" kaynağı haline gelmiş bir Irak var (Var mı?).

Benim kişisel görüşüme göre Bush'un bu hamhalat girişiminin bir tek olumlu sonucu, şu anda yarı-özerk olan Kürt bölgesinin kurulması oldu. Bu, tabii, özellikle Türkiye'de, özellikle iktidar çevresinde (ama, "muhalefet" CHP ise, belirli ölçüde orada da) kabul görmeyen bir değerlendirme. Neyse, şimdi onun tartışmasına girmeyelim. 

Ortadoğu bu şekilde sarsılırken Türkiye'nin tavrı ne oldu? Amerika ile geleneksel "ittifak" ilişkimizi ilk kez olmak üzere bozan bir olay oldu; bilindiği gibi, Meclis ABD'ye "geçiş izni" vermeyi reddetti. Aradan çok da uzun bir zaman geçmemekle birlikte, o zaman bir yığın alevli olayla dolu geçtiği için şimdi tam hatırlanmıyor. Ama önemli bir olaydı.

Şöyle bir iş oldu: TSK, "Evet, izni vermeliyiz ve bunun sonucu olarak biz de Irak'a girmeliyiz," demedi. Oysa bunun böyle olmasını onlar da istiyordu. Ama büyük olay, riskleri var, kötü sonuçları olabilir; istediler ki nihaî kararı Meclis versin; yani Meclis'te AKP çoğunluğu versin. Sorumluluk da orada kalsın.

Üstelik, Başbakan da tezkerenin geçmesini ve Türk askerlerinin Irak'a girmesini istiyordu. Bu da TSK'ya tezkerenin geçeceği güvencesini veriyordu. Başbakan -bugünkü duruma bakarsak "doğru bir öngörü" demek gerek- oradaki Kürt varlığını etkisizleştirmek için Irak'a girmekten yanaydı.

Ama iş böyle yürümedi. O zamanki AKP henüz bir "parti"ydi. Yerinde ağırlığı olan, kendi düşünceleri olan, bu düşüncelerine önem veren insanlardan oluşuyordu. Çeşitli eleklerden süzülmüş, "tırnak temizliği" testinden geçmiş, bulunduğu yeri önderine borçlu kimseler yoktu veya çoğunlukta değildi. Hiç şüphem yok ki çoğu dinî duyarlılıkların sesine uyarak "Hayır" dedi. Müslüman bir ülkeye ABD askerinin müdahale etmesini onaylamayı kendilerine yakıştıramadılar. Ama sonuç olarak "Hayır" dendi; Türkiye bu serüvenin dışında kaldı.

Gene kişisel görüşüme göre, iyi oldu. Bence de Meclis'e düşen doğru tavır buydu- Başbakan'ın canını sıksa da. 

"Uluslararası topluluk" çerçevesinde de yankıları son derece olumlu oldu. Türkiye'ye bakışı bir ölçüde değiştirdi.

Peki, TSK'yı, Başbakan'ı, belirli çevreleri ürküten ve tedirgin eden "özerk Kürt bölgesi" konusu ne oldu?

Bunun Türkiye açısından sonuçları ne oldu, gidip oralara bir göz atmak gerek. Özellikle Erbil'e. 

Dünya kadar ekonomik ilişki kurulmuş durumda. Erbil'de Türkiye'nin (olumlu) varlığı adım başında hissediliyor. "Hissedilmek"ten öte, gidip elinizle dokunabilirsiniz. Binayı yapan buradan bir müteahhit (ve ille de "Kürt kökenli değil, "Türk kökenli" de çok). Binanın içinde çalışan da buralı. Alt katta Koton'dan alışveriş edip üst katta MADO'dan dondurmanızı yiyorsunuz.

Kandil mandil... Bölge özerk olmadan da PKK oradaydı, bugün de orada. Bir ara "aşiret" falan diyerek hakaret etmeye çalıştığımız Barzani de şimdi "muteber" bir şahsiyet oldu. Benim bildiğim eski Barzani, estetik ameliyat falan geçirmedi.

Bu ilk yazıyı bitirirken söyleyeceğim, o zaman olmuş, bir daha olmayacağını bildiğim olguyu vurgulamak. O tarihte Meclis'teki AKP, önderinin dediği değil, kendi vicdanının kulağına fısıldadığını yaptı. Sonuç da herkes için, ayrıca ya da öncelikle "Hayır" diyen AKP'liler için iyi bir sonuç oldu. Türkiye, bu sayede, Bush'un bir yüzkarası olan seferine katılmadı, Blair pozisyonuna düşmedi vb.

Evet, o zaman öyle olmuştu. Şimdi bundan çok farklı yerdeyiz. Devam edeceğim.

Yazarın Diğer Yazıları

Şehir Üniversitesi

Erdoğan’ın ters düştüğü kadrolardan bazıları daha da ters düşerek ona muhalif parti kurmaya kalkıştılar. Böyle bir davranışta bulunabilme cüretini gösterdiler. Reis’in buna verilecek bir cevabı olmasın, mümkün mü? İşte Şehir Üniversitesi’nin durumu, o cevabın bir parçası

"Kuzey" Atlantik

NATO’nun adı bize dört belli başlı yönden "Kuzey"in adını veriyor ama bu örgütün asıl temsil ettiği "Batı"dır. Dolayısıyla NATO’ya karşı takınılan tavır kaçınılmaz olarak Batı’ya karşı takınılan tavra eşlik eder, ondan etkilenir ya da onu belirler

Saray ziyareti

Halk Partisi içinde "takım" çok. Bir süreçte birlikte çalışmış takımlar sonraki aşamada gırtlak gırtlağa da gelebiliyorlar; görülmemiş bir şey değil. Muharrem İnce’nin "çete" lafı içimi burktu