19 Eylül 2020

Atatürk tartışması

Böyle bir tartışma için, "zamanı mı" demek çok da doğru değil. Mustafa Kemal ile Atatürk aynı kişi olabilir, ama "sağ Kemalizm" ile "Sol Kemalizm" programları arasında ciddi farklılıklar var. Bu iki yöneliş de şu anda CHP içinde varoluyorlar

"Mustafa Kemal mi, yoksa Atatürk mü" tartışması çok kişiye gereksiz, çok kişiye komik görünebilir. Çok kişi, zayıflamaya başlayan AKP'nin bu kavgayı çıkarttığına da inanabilir. Sahiden çok saçma mı böyle bir tartışma?

"Attila İlhan hiç 'Atatürk' demedi" diyerek tartışmaya katılanlar da var. Attila İlhan "hangi"lerinden birini de Atatürk'e ayırmıştı diye hatırlıyorum. Demek o açıdan bakınca böyle bir ayrım anlamsız değil. Ancak bu ayrımı ilk yapan Attila İlhan değil, Şevket Süreyya'dır. Şevket Süreyya "Tek Adam"ın üç cildini 1963-65 arasında yayımladı. İkinci cilt oldukça kısa bir dönemi, 1919-22 arasını işler. Aydemir bu cildin kapağının kırmızı olmasını talep etmişti, çünkü bu yılların Atatürk'ün "sol" olduğu yıllar olduğunu düşünüyordu. 1922'den 1938'e kadarki üçüncü cildin zemini yeşildi.

Kurtuluş savaşını "anti-emperyalist bir savaş" olarak değerlendiriyordu. Onun için "sol" olduğuna ve dünya tarihinde etkili olmuş bir olay olduğuna inanıyordu. Bu savaş kazanıldıktan sonra Mustafa Kemal yeni Türkiye'yi kurmaya başlamıştı. İktidarın tamamına sahipti. Ama bu iktidarını "sosyalist bir Türkiye" kurmak üzere kullanmamıştı. Şevket Süreyya ise Sovyetler Birliği ile ilişkisini tamamen değiştirmişti ama sosyalizmin doğruluğuna inanmakta devam ediyordu. Daha sonraki yıllarda da Atatürk'ü sosyalizme varabilecek bir yol izlemeye ikna etmek için elinden geleni yapacaktı. Ama Atatürk buna hiçbir zaman ikna olmadı. Buna ikna olmadığı gibi, altı ok arasına giren "devletçilik" bile "zorunda kaldığı" için kabul ettiği bir şeydi.

Dolayısıyla Türkiye'de radikal sosyalistler hep Mustafa Kemal'i benimsemişlerdir. Atatürk adını anmakta ise o kadar heyecanlı ve istekli davranmamışlardır. Yani bu eski hikâye. 12 Mart'ın iyice yaklaştığı günlerde bir "Mustafa Kemal yürüyüşü" düzenlendiğini hatırlarım. Bu da aynı şeyi vurguluyordu. Mustafa Kemal tavizsiz bir "anti-emperyalist'ti. Atatürk ise kapitalizmle ve burjuvaziyle uzlaşmış bir devlet adamıydı.

Ben kendi hesabıma böyle bir ayrıma inanmam. Mustafa Kemal ve Atatürk aynı kişidir. Atatürk, Mustafa Kemal'in kendinden uzaklaşmış değil, tersine "kemal"e ermiş halidir. Ama aktardığım görüş ve değerlendirme geçerliyse, bu iki kişilik arasındaki farkın bir hayli önemli olduğunu kabul etmek gerekir. Yani, böyle bir tartışma için, "zamanı mı" demek çok da doğru değil. Mustafa Kemal ile Atatürk aynı kişi olabilir, ama "sağ Kemalizm" ile "Sol Kemalizm" programları arasında ciddi farklılıklar var. Bu iki yöneliş de şu anda CHP içinde varoluyorlar. Zaman zaman örtüşebiliyor, ama aynı sıklıkla ayrışabiliyorlar. İkisi de CHP'nin kendi çizgilerinin otantik partisi olduğunu savunuyor. Dolayısıyla, CHP'nin bir dönüşüm sürecinden geçtiği söylenen bu dönemde, böyle bir çekişmenin kaçınılmazlığı da var denilebilir. Yani yapay bir sorun değil bu. Yapay olmamakla birlikte, tam şu sırada "bölen" bir sorun haline gelme ihtimali rahatsız edici. Ama ne yapalım, hayat ve tarih bizim istediğimiz gibi değil, kendi mekanizmalarının zorunlu kıldığı gibi geliyor.

Şimdiye kadar yapılan tartışmalarda Atatürk'ün ne kadar "solda" durduğunu tespit etmeye çalışırdık. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında kendisi de yanıltıcı olabilecek sözler söylemişti: "Biz emperyalizme de, emperyalizmin kapitalizmine de karşıyız" gibi sözler. Bunlar muhtemelen o kritik günlerde Sovyetler'den gelen desteğin devamını garantilemek üzere verilmiş demeçlerdi. Çünkü zafer kazanıldıktan sonra kapitalizmle sorunumuz olduğunu gösteren bir davranışla karşılaşmadık. Altmışlı yıllarda solun bir yandan kendini meşrulaştırma, bir yandan da subay kesimini "milli demokratik devrim" yapmaya ikna etme çabalarında Atatürk'ün bilinemeyen bir arızadan ötürü tam sosyalist olamadığını iddia eden bir ideoloji oluşmuştu. Bir dönem TKP genel sekreterliği de yapmış Müntakim Ökmen'in unutamadığım bir sözü vardır. Otuzlu yılların bazı olaylarından söz ediyorduk, "Atatürk sağlığında şimdi olduğu kadar ilerici değildi" demişti.

Bugün geldiğimiz noktada, "solda" olmanın yeterince belirleyici olmadığını, asıl önemli sorunun "demokratik" kavramında düğümlendiğini daha iyi anlamış durumdayız. Bu çerçevede Halk Partisi içindeki tartışmaya baktığımızda, olay, bu "demokrasi" ekseninde başgösteriyor. Sorun çok da, bir tane önemlisini alalım: Kürt sorunu. Şimdi CHP içinde HDP ile ittifak yapmaktan yana olanlar var, yapmamaktan yana olanlar var, buna karşı olanlar da var. "Ezelileşen" sorun; yıllar önce bugünkü HDP'nin atası olan HEP'in kuruluşuna yol açan kavga! Bu düğüm çözülemiyor. CHP'de yönetim, bir yanında HDP, öbür yanında İP, bir denge tutturmaya çalışıyor ve öyle yapmak zorunda. Ama bu bir dengesizlik dengesi; ne kadar yürütülebilir, bilemem. "Kahvaltı bitince kan davasına devam" politikası ile günler geçer ama bu geçen günler bizi Kürt sorununda ferahlatacak bir noktaya getirmez.

Dolayısıyla CHP içindeki sorun temelde bir demokrasi sorunudur. Evrensel, uluslararası demokrasi, "bize özgü" diye nitelenen o ucube değil. Bu, değişmekten yana olanların hedefi; partinin hamurunda olmadığı için oturtulması da kolay değil. Öbürü bildiğimiz "otoriter" rejimin "Atatürk" adına sürdürülmesi. Parti çerçevesinde bakıldığında sürdürülmesi muhtemelen daha kolay, ama ülkenin gidişi içinde baktığımızda bir yere götürmeyecek bir çizgi.

Kolay gelsin.

Yazarın Diğer Yazıları

Alın teriyle hilafet

Türkiye'nin önderi Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi İslam dünyasının önderi yaparken, kendisi de otomatikman İslam dünyasının önderi olmaz mı? Hani, "Halife" dediklerinden?

Dış politikada birlik

İç politikayı düzenlemekte hiçbir şeyi doğru yapmadığını söylediğimiz bir İktidar nasıl oluyor da hepimizi hizaya sokacak bir dış politika yürütebiliyor? 

Anayasa

İktidarın içinde yaşadığı "meşruiyet" dünyasının kurallarını, ölçülerini Anayasa Mahkemesi tespit etmiyor. "Kim ediyor?" diye sorarsanız, Tayyip Erdoğan ediyor