18 Şubat 2021

Anketler seni söyler

Olan biten ne varsa AKP'nin gerilime yönelik propaganda kampanyası için "malzeme". Gemi batsa muhalefet yüzünden, deprem olsa muhalefet yüzünden. Kabarık sayıda insan böyle hikâyeler uydurmak üzere görevlendirilmiş

Son günlerde televizyonda karşılaştığım anketler AKP-MHP ittifakının ve Tayyip Erdoğan'ın "popüler olma" merdiveninin üst sayılacak basamaklarına pek çıkamadığını söylüyor. Umarım haklıdırlar. Bu ittifakın ve sözü geçen kişilerin bu ülkeye faydası olmak bir yana, ağır zarar vermeye başladığı bir evredeyiz.

Anket sonuçlarına fazlaca güvenim olduğunu söyleyemeyeceğim. İki bin, üç bin kişiden alınan cevaplarla milyonlarca kişinin oy kullandığı seçimin sonucunun görülebilir olduğunu düşünemiyorum. Bu zor bir şey olmalı ama bu memlekette iyice zor olduğunu sanıyorum. Anket adetinin yeni başladığı sıralarda bir hikâye anlatmışlardı. "Hikâye" dedim ya, "gerçek hikâye" diye anlatmışlardı. Araba yağlarının reklamı yapılıyor, bunun ne kadar etkili olduğunu ölçmek istiyorlar, çünkü rekabet var. Diyelim Bolu-Ankara yolunda, daha çok kamyon şoförlerinin konakladığı yerlerde olacak bu çalışma. Kamyon şoförlerine sorulacak. Ancak bu işler yeni başlıyor ve "müşteri" şirketlerin anketi yapan şirketlere de fazla güveni yok. Adam evinde oturup dolduramaz mı o kağıtları? Bunun için işin burasını da denetlemeye karar vermişler. Ana müşteri şirket, onlardan habersiz tabii, bir de denetim yapacak şirket tutmuş; onlar da adamlarını önceden göndermişler aynı yerlere.

Anketçiler sahiden geliyor: Soruyorlar, cevapları kaydediyorlar, bitince bir sonraki konaklama yerine gidiyorlar (oralarda da denetleyecekler gelip yerleşmiş). Ancak tuhaf bir durum oluyor: Anketçiler çıkınca az önce sorularına cevap veren şoförler gülerek, "Yanlış cevap verdim" muhabbetine başlıyor. "Ben aslında X kullanıyorum, ama herife Y kullanıyorum, dedim." Denetçi şirketin kimsenin tanımadığı adamları bunları da dinliyor tabii. Dinleyince, bunun çok yaygın bir tavır olduğu anlaşılıyor.

Peki, niye böyle yapıyorlar? Bilmem. Bilmem ama bazı yorumlarım var. İnsanların birbirine güvenmediği bir toplumda yaşıyoruz. İnsanlar kendileri hakkında bilgi vermemeyi içgüdü haline getirmişler. "Anket" de o sıralar yeni bir olay. "Eğlenceli" bulduğu bu yanıltıcı cevapla klasik ihtiyatını birleştiren bir şey yapıyor. "Shell-Rotella kullanıyorum" demekten kaçınan bu adam "Oyumu falan partiye vereceğim" der mi? Üstelik burada korkması için sahici nedenler var.

Bu anlattığım olay bir şekilde devam ediyor ve yapılan siyasi anketleri bir biçimde etkiliyorsa, iktidarın alacağı oyu olduğundan az gösterecek tarzda işlemez. Tersine, başta HDP, iktidarın diş bilediği yerlere vermeyi düşünenler düşüncelerini gizleme yolunu tutacaklardır. Onun için, son dönemde yapılan anketlerin şu ana kadar gösterdiği temel doğrultunun yanıltıcı olduğu kanısında değilim.

İktidar kendisi de bu gidişin farkında olmalı. Tayyip Erdoğan'ın sürekli anket yaptırdığı ve bunları düzenli bir şekilde izlediği sık sık söyleniyor. Kendisine "pembe sonuç" sunmayı iş edinen şirketlere güven duyacağını da sanmıyorum. Dolayısıyla, memleketin her köşe bucağını sarmış olan gerilimin temel nedeni de bu olmalı. Şu anda iktidar açısından "iktidar", "oksijen"den daha önemli, daha mübrem. Cumhurbaşkanı'nın iktidarı korumak için en gerekli -ve elverişli- gördüğü araç da gerilim.

Dolayısıyla olan biten ne varsa AKP'nin gerilime yönelik propaganda kampanyası için "malzeme". Gemi batsa muhalefet yüzünden, deprem olsa muhalefet yüzünden. Kabarık sayıda insan böyle hikâyeler uydurmak üzere görevlendirilmiş. "İltisak"lar, "subliminal"ler, her türlü iftira, yalan dolan gırla gidiyor. İktidar söylemi akıl ve mantık gibi şeylerle ilişiğini çoktan kesti. Bu tavırların niceliği bu derece büyüyünce, insanların zihninde bir ölçüt ya da bir tarz oluşturmaya başlıyor. "Tartışmak için mantık gerekli değildir" yaklaşımı atmosferi dolduruyor. "Benim söylediğim doğrudur" iddiasından başka geçerli bir kural yok.

Bütün bu patırtı içinde bu iktidar, kurduğu ve kendisine bağlamayı da başardığı bir "taban" yarattı. Böyle bir taban oluşturmanın ve parti ve yönetim ile o taban arasında işleyen alışveriş kanallarının kurulması ideolojik bir temelde mümkün oldu. İktidar yolunda adım atıldıkça ilişki "ideolojik"ten öteye geçip "ekonomik" bir karakter de kazandı. Tabanın bu kısmı "AKP müteahhitleri" gibi servete boğulmadı (belki özellikle). Tersine, iktidara "muhtaç" bir varoluş sürdürüyorlar. Her türlü "militan" destek vermek üzere koşullanmış durumdalar.

İktidarın, iktidarını sürekli kılmak için kimleri nasıl yanına alacağı ve orada tutacağının hesapları yapılırken karşı tarafı dağıtma planları da eksik kalmıyor. Bugünlerde bunlar özellikle ön planda. HDP'nin zebanileştirilmesi de bu planların önemli bir parçası.

Bu hararetli çalışmalar arasında Irak'ta öldürülen on altı kişi haberi bomba gibi düştü. Tayyip Erdoğan haberini verdiği müjdenin kendisini başarabilse herhalde önümüzdeki seçimi de kazanma yolunda parlak bir adım attığına inanacaktı, ama bu olamadı. O zaman öteki, habire kullanılan yönteme dönüp başta HDP, olur olmaz herkesi suçlama teknolojisi yürürlüğe kondu. Olayın ayrıntılarının büyük kısmı hakkında bilgimiz yok. Yakınlarda olup olmayacağını da tahmin etmek güç. Ama kongreden ölen insanın annesine telefon edilmesi gibi tuhaf davranışlar iktidarın yerini korumak için neler yapmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Ancak bu yapılanlar bildik ölçüleri aşıyor ve sanki büyük bir telaşın varlığını işaret ediyor. Şu günlerde konuşmakta olduğumuz "kurtarma" harekatı ciddi bir beceriksizlik örneği. Tamam da, Korona'dan korunacağız diye lokantaları, kafeleri vb. sıkı sıkı kapatıp buralarda çalışanların canına okurken "lebaleb" kongreler toplamak ne demek oluyor? Derken birkaç yıl önce Binali Yıldırım'a okutulan "Türkçe" üstüne demeci şimdi Tayyip Erdoğan'ın kelimesi kelimesine yeniden okumasına ne anlam vereceğiz? Erdoğan PKK'nın elinde tuttuğu insanları anlatırken niçin beş, altı yıl demiyor da "ay" diyor?

Öte yandan muhalefetin de üstüne gidecek bunca açık varken "Neden yas ilan edilmedi?" türünden kanallara geçtiğini anlamak da zor.

Yazarın Diğer Yazıları

Bildiri kıyameti

İki lafın arasında olur olmaz "darbecilik" konusu açan, "Darbeci CHP" demekten özel bir zevk alacağı besbelli olan Tayyip Erdoğan bunu elinden kaçırır mı? Anında konuyu bu noktaya çekeceğini tahmin etmek güç bir şey mi?

Muhalefet tarzı

Normal bir süreçte etkili olabilecek bir muhalefet biçimiyle yetinmek, tehdidi büyütür, hatta gerçekleşmesinin yolunu da açabilir. Bir "parti"den çok bir "hareket" mantığıyla davranmak ve sorunun çıktığı yerde bulunmak gerekiyor

Erdoğan'ın politika felsefesi

Tayyip Erdoğan'ın davranışları, "meydanı boş bulmuş" derler ya, işte öyle birinin davranışları. Bu davranışlar, açıkça yasadışı, hukuku ayaklar altına alan davranışlar. Böyle olması onun umurunda değil, çünkü onun "siyaset kültürü" de iradesinin önünde herhangi bir engel olmayan bir "yönetici" anlayışına dayanıyor