03 Haziran 2020

Amerika

Yeni bir fenomen üretti bu koşullar: Popülist iktidarların gayrİmeşru yasallığına karşı yasadışı meşruiyet mücadelesi

Amerika zembereğinden boşandı. "Durup dururken ne oldu?" diyecek halimiz yok, çünkü olan şey "durup dururken" olmuyor. İki akım birleşti: Biri, bu ülkede bir türlü bitmeyen ırkçılık ve bunun epey uzun bir süredir güvenlik güçlerinin davranışlarında yansıma biçimi; ikincisi, bütün performansıyla Donald Trump’ın başkanlığı, başkan olma üslubu. Geçen gün Minneapolis’te bu ikisi belirli bir biçimde bir araya geldiler. Bu biçim, olayın kurbanının son sözlerinde anlatımını buldu: "Soluk alamıyorum!"

Neredeyse bir yıldır, Koronavirüs salgınından önce dünyayı sarmaya başlayan popülizm salgını üstüne yazıp duruyorum. Bunun, temsili demokrasinin ömrünü bitirmiş olmasının sonucu olduğuna inanıyorum. "Temsili" demokrasi bence sona erdi. Popülizm, bunun yarattığı şaşkınlık ortamında soruna verilmiş "yanlış cevap". Ama "temsili" öldü demek, demokrasi öldü demek değil. Demokrasi ölmediği gibi beklentileri, talepleri de büyüdü ve saygı duyabileceği standartlar yükseldi. Bu dönemecin kaçınılmaz krizlerini yaşıyoruz.

Bu popülizmin başlıca aktörlerinden biri Donald Trump. Böyle olması kendi çapından çok Amerika’nın başkanı olmasının sonucu. "Amerika çaptan düştü... Eski gücünü kaybetti..." vb. Bunlar hepsi doğru olabilir; ama bu halinde de yeterince etkili, belirleyici. Bu etki ve bu belirleme gücü iki yönde de çalışabilir: Şu anda başat görünen faşizan eğilimleri yayabilir, tersini de yapabilir. Ve zaten şu anda da ikisini birden yapıyor. Çünkü zaten bu koskocaman ülkede dünyada varolan eğilimlerin hepsini bulmak mümkün. Biden’la Trump’ın, birinin öbüründen daha "Amerikalı" olduğunu söyleyebilir miyiz? Adamın gırtlağı üstüne çöken polis de, Miami’de özür dileyen polisler de sonuçta "Amerikan polisi" değil mi?

Hayat zaten bu karmaşasıyla, onu da, bunu da içinde barındırarak devam ediyordu. Büyük kriz anlarında hep böyle olur. Orada olan, orada olduğunu, hep olduğunu hep bildiğimiz karşıtlıklar üstüne bir ışıldak tutulur ve "hangisi?" sorusu duyulur. Bir seçme yapma anı gelip çatmıştır. Başımızı çevirip görmemiş gibi yapmak imkansız hale gelir. Amerika şimdi bu yol çatında. Ama yol çatında olan bir tek Amerika mı? Sadece Amerika’da birileri mi nefes alamama durumunda? Bana öyle gelmiyor. İnsanlar dünyanın birçok yerinde aynı duyguyu yaşıyor, aynı sıkıntıları duyuyor.

Türkiye’yi hemen sayabilirim. Popülizmin Türkiye’de aldığı biçim gereği Amerika’daki olay burada hemen lanetlendi. Öldürülen siyah adam bir de Müslüman olsa kim bilir daha neler söylenirdi. Bizim burada Roboski gibi toplu öldürmeler var, polisin gözü kör şiddeti ya da birtakım "vatandaşlar"ın hedef gözeten şiddeti sonucu teker teker hayatını kaybedenler var (sadece bu iktidar sırasında olanları söylüyorum. Yoksa hayatımızın hangi dönemini siyasi cinayet haberi almadan yaşadık?

Floyd’un öldürülmesi Amerika’nın zembereğini kopardı. Protesto eylemleriyle sarsılan kentlerin sayısı kabarıyor, çünkü o ülkede de sorunlar her yerde. Kalabalık eylemlerde doğal olarak birbirinden çok farklı bireyler yer alıyor. Aralarında öfkeleri taşma noktasına- haklı ya da haksız- varmış, yalnız yakıp yıkmaya hazır kişiler olduğu gibi, bu kargaşalıkta yükte hafif pahada ağır ganimet peşine düşenler de eksik değildir.

Böyle durumlarda "devlet adamı" şüphesiz olayların yatışmasını sağlamaya çalışır. Ama nasıl? "Ulusal muhafızları üstünüze salarım ha!" diyerek mi? Yalnız "national guard" değil, orduyu da devreye sokacağını söyledi. Bu mudur, yatıştırma yöntemi?- "Soluk alamıyorum" sahnesini seyredenlere söylenecek bu mudur? 

"Barışçı" yöntem de uygulamaktan geri durmuyor Trump. Protestocuların üstüne gene bütün alet edevatlarıyla polislerini salıp yolu açtırıyor ve kahramanca kilisenin önüne gidip elinde İncil’le fotoğraf çektiriyor. "Barışçı" olan bu. İddia da protestocuların kiliseye saldırması. 

Ama Episkopal kilisenin kadın başpapazı da televizyonda "Cumhurbaşkanı"nın bu davranışlarına anlam veremediğini, hiçbir şekilde doğru bulmadığını söylüyor.

Bunlar bizim de hiç yabancısı olmadığımız durumlar. Orban’ından Bolsonaro’suna bütün bu adamların davranışları, yöntemleri, taktikleri aynı zaten.

Yeni bir fenomen üretti bu koşullar: Popülist iktidarların gayrİmeşru yasallığına karşı yasadışı meşruiyet mücadelesi.

Yazarın Diğer Yazıları

Sivil anayasa

AKP tarafı “sivil” kavramında ısrar eder ve burada bir “keramet” keşfederken “demokratik” kavramını kullanmaktan da aynı ısrarla kaçınıyor. Oysa bundan böyle (ve aslında ezelden beri) ihtiyaç duyduğumuz şey, Anayasa’nın da, “ana” olmayan yasaların da, genel siyasi atmosferin de “demokratik” olması

Değişim yaratan yerel seçim

Yerel seçimden görmezden gelinemeyecek bir kazançla çıkmak, Özel’in CHP’sine, bir manevra alanı açmıştı. Seçim kaybetmiş bir partinin iktidara “Bizi kaale alın” çağrısında bulunması o parti açısından bir zayıflık işareti olarak algılanabilir, yorumlanabilir. Ama CHP’nin kazandığı başarıyla muhatabına “Gelin, konuşalım” demesi bir güçlülük göstergesidir

İtibardan ne olmazmış?

“İtibardan tasarruf etmeyenler” toplumu bu “değer” sistemiyle “fenomenler” fenomenini üretti