03 Haziran 2016

Almanya ve soykırım tasarısı

Erdoğan, gün geçtikçe, başlangıçta boğuşmak zorunda kaldığı “Jakoben-vesayetçi” çizgiye yaklaşıyor

Almanya’da da beklenen oldu ve 1915’le ilgili tasarı yasalaştı. “Zorunlu hareketler” aşamasındayız: Elçimizi çekmek, onların elçisini Dışişleri’ne çağırmak vb. Tayyip Erdoğan, bunlardan öte, “asıl adımlar” olduğunu ima etti. Bu herhalde Erdoğan’ın Batı’ya duyduğu öfke ve düşmanlık duygusunun yeni bir adımı olacaktır.

Bekleneceği üzere, Türkiye’de değişik davalar güden siyasî çizgiler burada hemen bir araya gelebiliyorlar. Dava, “milli dava”ya; hemen gereğini yapıyorlar. Bu başlı başına ilginç bir çizgi: Ergenekon’la sinyallerini veren bir “yakınlaşma” süreci söz konusu. Tayyip Erdoğan bütün o yargılamaların sorumluluğunu “paralel” dediği kesime yükledi. Bunun, o yargılamalara uğramış kesimin duygularını nereye kadar yumuşattığı belli değil tabii. Ancak bunu ciddiye almayacakları çoğu yargılamanın sıkıntısını bizzat çekenler, dolayısıyla şu anda elinde bir yetkisi bulunmayanlar. 

Ermeni Kıyımı’nı reddetmek, yani bu konuda geleneksel politikayı devam ettirmek, o kesimde hâlen etkili ve yetkili olanların da onaylayacağı bir tavırdır. Tabii bundan daha önemlisi ve belirleyici olan “Kürt politikası.” Bu söz konusu olduğu zaman da Tayyip Erdoğan’ın şu anda izlemekte olduğu yol Silahlı Kuvvetler içinde hiç değilse bir kesimin öteden beri benimsediği yol olmalıdır. 

Yani Tayyip Erdoğan, gün geçtikçe, başlangıçta boğuşmak zorunda kaldığı “Jakoben-vesayetçi” çizginin pozisyonlarına yaklaşıyor. Bu da bir çeşit “Türk-İslâm sentezi”, ne de olsa.

Bundan önce de yığınla benzer olay yaşandığı için soykırımın parlamentoda bir yasa ile (falan ya da filan memlekette) kabul edilmesinin tuhaf bir şey olduğunu tekrar tekrar yazdık. Tuhaf da olsa, bu böyle yürüyor ve bunu bu şekilde kabul etmemiş ülke sayısı habire artıyor. 

Biz bunun bir “faydası” olmadığını haykırıyoruz her seferinde. Anlamı, “Siz istediğiniz kadar yasa çıkarın, biz bunu kabul etmeyeceğiz.” “Bu sorun parlamentoların değil, tarihçilerin (ya da mahkemelerin) işidir” diyenler var. İyi de, tarihçiler zaten bu alanda boş durmamış. Yığınla tarihi araştırma var ve bunların karşısında yeni Başbakan Binali Yıldırım gibi “sıradan olaylar” deyip geçmek pek kolay değil. Ya da “sıradan” kavramını epey farklı bir şekilde anlamlandırmak gerek.

Bizim beklediğimiz bir tarihçinin çıkıp böyle bir şey olmadığını kanıtlayarak yazması. Ama böyle bir şey olamaz ve olmayacak. Oldurmak için çaba harcanmadığı için değil. Çaba harcanacağı kadar harcandı. Esat Uras’tan Kâmuran Gürün’e olan olayı yutulur lokma haline getirmek için elden gelen her şey yapıldı. Bunu da “yutulur” hale getirmek mümkün değil.

Erdoğan MHP’nin söylediği her şeyi kendisi söyleyerek MHP’ye gerek olmadığını, memlekete faşizm lâzımsa bunu kendisinin yapacağını kanıtlamaya çalışan bir politika güdüyor

Almanlar yayımladıkları metinde Ermeni Kıyımı’nda savaş müttefiki olarak sorumluluklarına da değiniyorlar; onunla yetinmeyip İkinci Dünya Savaşı’ndaki marifetleriyle eşsiz benzersiz bir konuma eriştiklerini de söylüyorlar. Doğru, övülesi bir tavır.  Ama Türkiye sonuna kadar reddetmekte kararlı. Dolayısıyla o yasa metninde Almanların söylediğiyle cevap metninde Türkiye’nin söylediği arasındaki yaklaşım farkı önemli. Üslûp farkı önemli.

Yasa metninde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesine de epey verilmiş ve bu konuda bir “kabul” tavrının buna ne kadar katkısı olacağı belirtilmiş. Ama cevap ortada. 

Tayyip Erdoğan bugünlerde “İstanbul’un fethi” dolayımıyla da zihnî dünyasının bir bölümünü ortaya serdi: Batı bizim (Osmanlılar, Türk ve Müslüman) İstanbul’u fethetmemizi hâlâ hazmedememiş!

Her yıl bunu kutlamakla, ortada biz “hazmedemeyen” varsa, onun bazı Türkler olduğunu kim bilir kaç kere yazmışımdır. Şimdiye kadar bu “fetih” yıl dönümünü allayıp pullayanlar daha çok MHP çevreleriydi. Ama Tayyip Erdoğan MHP’nin söylediği her şeyi kendisi söyleyerek- ve MHP’nin söylemediklerini de yaparak- MHP’ye gerek olmadığını, memlekete faşizm lâzımsa bunu kendisinin yapacağını kanıtlamaya çalışan bir politika güdüyor. İstanbul’un fethi, onun da önemli bir olayı olmalı. Kut'ül Ammare gibi, Cumhuriyet’in parlak günlerine alternatif arayan bir zihniyet için bu ”fetih” son derece uygun.

Alman Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı yasası çıkarması da böylece Batı’nın İstanbul’un fethini hâlâ hazmedememesine bağlanır. Batı ülkelerinin eleştirileri (bu arada Zarrab davasından gelecekler vb) Tayyip Erdoğan’ın dünyadaki adaletsizliklere karşı söylediklerinin tepkisi olur. 

Ve Türkiye önderinin çizdiği yolda yürür.