23 Haziran 2014

Türkiye'nin yönü: Abant'tan Akçakoca'ya

Adı Abant ile hemhal olmuş toplantıların Abant'ta değil Akçakoca'da yapılması bile Türkiye'nin yönünü göstermesi açısından önemli bir gösterge...

33. Abant Platformu Toplantısı’nda üst başlık, “Türkiyenin Yönü”ydü. Açılış oturumununun moderatörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel; “Birkaç sene önce bu başlıkta bir Abant toplantısı yapılacağını söyleseler, kimse inanmayabilirdi” tespitini yaptı ki, haksız da değildi.

Adı Abant ile hemhal olmuş toplantıların Abant'ta değil Akçakoca'da yapılması bile Türkiye'nin yönünü göstermesi açısından önemli bir gösterge.

 

Neden Abant'ta değil?

 

Peki toplantı neden Abant'ta değil Akçakoca'da yapıldı?

Bu sorunun cevabını toplantıya Sofya'dan uzun bir araba yolculuğuyla katılan sütun komşum ve büyüğüm Aydın Engin dün yazdı. Okuyalım:  “Adı üstünde bu toplantılar Abantta yapılırdı. Bu kez Akçakocada yapıldı. Çünkü toplantılara adını veren Abanttaki her zamanki otel yer ayrılmasına, söz kesilmesine rağmen son anda caymış.

...

Gelecek yıl Abant toplantısı –mesela- Şebinkarahisar’ın Anayurt otelinin altındaki kahvehanede toplanırsa şaşırmayacağım…”.

Bu satırlar, şu ana kadar yalanlanmış değil.

Abant toplantılarına çok kez katıldım. Erbil, Mısır, Brüksel, Ankara gibi özel konu gündemli toplantılar dışında bütün toplantılar Abant'ta yapıldı.

Yeni anayasadan Kürt sorununun çözümüne, Alevilikten toplumsal çoğulculuğa ve birlikte yaşamaya kadar pek çok farklı konunun konuşulduğu toplantıları izledim. Bazen haber, bazen analiz yazdım. Abant toplantıları her zaman çoğulculuğun, farklılıkların birlikteliğinin ve sonuçta uzlaşmanın olduğu bir ortam oldu benim için.

 

Değişen Türkiye resmi

 

Akçakoca’daki üç günlük toplantı pek çok açıdan değişen Türkiye'nin resmini gösterir nitelikteydi. Toplantıyı izlemek için katılan medya mensuplarından köşe yazarlarına, akademiden protokole kadar pek çok sembolik gösterge, bu değişimi gösteriyordu. Kabul edelim ki, bu değişim çoğulculaşma, farklılıkların bir aradalığı, ortak yaşam alanının genişlemesi olarak değil ideolojik ve siyasi bir kutuplaşmayı resmediyordu.

Toplantıya Aydın Engin, Hakan Aksay ve Murat Sabuncu ile birlikte dördüncü  t24 yazarı olarak katıldım. Sanırım Zaman ve Todays Zaman gazeteleri dışında en çok basın temsilcisinin olduğu yayın organıydı t24.

Toplantıya konuşmacı ve müzakereci olarak katılan isimlerin büyük bir kısmı geçmişte AK Parti’yi siyaseten desteklemişlerdi. Bugün ise daha eleştirel yerde duruyorlar.

 

Bu Ak Parti'ye oy vermedik

 

Toplantı boyunca muhafazakâr kesimden olmayan ama AK Parti’yi desteklemiş isimlerle yaptığım konuşmalarda ortaya çıkan görüş şu oldu; “2011'de AK Parti'ye yeni anayasa, daha çok demokratikleşme için oy verdik. AK Parti bu hedeflerden çok içinden geldiği kimliğin taleplerine öncelik verdi. Türkiye’yi değil içinden geldikleri İslamcı çizgiyi tatmin etmeyi tercih ettiler. Biz bu AK Parti’ye oy vermedik”.

AK Parti'nin çoğulculuktan çoğunlukçuluğa, AB aday üyeliğinden içe kapanan Türkiye’ye, Ortadoğu’ya demokratik model ülkeden Sünnilik üzerinden bölge lideri ülke hayaline geçişi  kısa sürede oldu. Bu değişimin tamamı, Suriye'de Esad'ın devrilmemesi ve Mısır’da Mursi'ye yapılan darbe ile dış politikada; Gezi protestolarına tepki veren Başbakan Erdoğan’ın söylemleri iç politikada açık biçimde ortaya çıktı.

Ortadoğu'da mezhepçilik üzerinden bölge liderliği hayali, önce Suriye sonra Mısır’daki darbe ile sona ermişti. Son olarak IŞİD'ın Irak'taki konsolosluk baskını artık bunun geri dönülmez olduğunu gösterdi.

Ortadaoğu’da uğranılan hayal kırıklığı, içerde Gezi sürecine verilen sert tepki ve eylemciler karşı kullanılan dinsel söylem ve dini sembollerin kamusallaştırılması ile kapatılmaya çalışıldı. Dinsel sembol ve söylem ile kendi tabanının konsolide etme kaygısı, ne yazık ki, Türkiye'nin kutuplaşmasına ve toplumsal gerilimin artmasına yaradı. Üstelik hükümet toplumsal meşrtuiyetini sürdürebilmek için de siyaseten daha da otoriterleşmek zorunda kaldı.

 

'Dinsel değil evrensel değerler değerler'

 

Hükümetin hem dış politikada hem de iç politikada içine düştüğü açmazıdan çıkışı hala mümkün. Bu çıkış, mezhepçilik, İslam'ın siyasallaştırılması değil demokrasi, farklılıkların birlikte yaşayabileceği bir yaklaşım, toplumdaki tüm farklı kesimlerin din ve vicdan özgürlüğünü referans alan laikliği yeniden hayata geçirilmesi ile olabilir.

Türkiye’nin eksik de olsa demokratik-laik siyasal modeli, seküler siyaseti, Batı ile ilişkileri ve AB aday üyeliği en büyük siyasal kazanım ve değerleridir.

Ki toplantının sonuç bildirgesinde bu değerlere, bu tercihlere vurgu yapıldı.

Yapılması gereken siyasal olarak bu değerlere dönüştür. Türkiye Müslüman bir ülke olabilir ama bu İslami değerler siyasal sistemin tek referansı olamaz.

Bunun içindir ki, Türkiye’nin yönü çoğulcu, katılımcı demokrasi ile siyasal İslam refereranslı otoriterleşme eğilimi arasındadır.

@murataksoy

Yazarın Diğer Yazıları

Bu Cumartesi annelerimizi yalnız bırakmayalım

Cumartesi anneleri 500 haftadır kayıplarını arıyor, 500 haftadır adalet arıyor olacaklar...

Erdoğan ve Öcalan pragmatizminin sonu

Son konuşulan yol haritası Kürt sorununun hiç olmazsa seçimlere kadar yönetmeyi hedefleyen zaman kazanma taktiğidir

Siyasetin yeni aracı: Sivil İtaatsizlik

Sokak ve meydanlardaki protestolar da siyasetin bir yoludur. Hep de öyle olmuştur.