19 Mart 2014

Başbakan en büyük kötülüğü AK Parti'lilere yapıyor

Başbakan Erdoğan’ın Gezi’den itibaren siyasi bir tercih olarak kullandığı kutuplaştırıcı dil, sert üslup; 17 Aralık'tan sonra ağırlaşarak devam ediyor

Başbakan Erdoğan’ın Gezi’den itibaren siyasi bir tercih olarak kullandığı kutuplaştırıcı dil, sert üslup; 17 Aralık'tan sonra ağırlaşarak devam ediyor. Başbakan kullandığı dil ile kendisine oy verenler dışında neredeyse toplumda herkesi “öteki” ilan ediyor.

Berkin Elvan’ın ölümünden sonra yaptığı açıklamalar gerçekten kan donduran cinsten.

İnsan, balkon konuşmalarını yapan, Kürt sorununu adını koyan, Alevi açılımı başlatan Başbakan’ı hatırladıkça onun adına daha çok üzülüyor.

Gezi’den itibaren Başbakan’ın kullandığı kutuplaştırıcı dili, sert üslubu her fırsatta eleştirdim.  Hatta 30 Eylül’de açıklanacak “demokratikleşme paketi” öncesi sıkça yazdığım, ekranlarda söylediğim şu oldu; “demokratikleşme paketinden en büyük beklentim Başbakan’ın üslubunun değişmesi, normalleşmesi olacaktır. Bu değişim olmadan yapılacak hiçbir demokratik adımın önemi ve anlamı olmaz.

Aradan geçen süre içinde bırakın normalleşmeyi, Başbakan süreci, daha da sertleşen ve cepheyi genişleten bir mücadeleye dönüştürdü.

 

Yalnızlaşan Ak partililer

Başbakanın bu stratejisiyle öncelikle 30 Mart’ta yapılacak seçimlerde başarı yakalamayı hedefliyor olabilir. Hatta bunu başarabilir de. Ama bunun Türkiye’ye maliyeti çok ağır olmakta.

Kaybeden sadece Türkiye değil, kaybeden iki kesim daha var; AK Parti tabanı ile AK Parti’yi siyaseten destekleyenlere veriyor.

Başbakan kendi tabanına veriyor çünkü; AK Parti tabanın geldiği kültürel kimlik, 2000’li yıllara kadar Türkiye’de “devlet” tarafından en çok dışlanan, ötekileştirilen kimliklerden biri oldu. Devlet çeperinde olan tek tek Kürtler, Aleviler, Gayri Müslümler, muhafazakârlar dışında kalan tüm Kürtler, Aleviler, Gayri Müslümler gibi muhafazakârlar da, bu ülkede rejimin, devletin ötekisi oldular. Dışlandılar, horlandılar.

AK Parti’nin 2002’den itibaren elde ettiği başarıda devletin ötekileştirdiklerinin "koalisyonunun" önemli etkisi vardı. Bu demokrasi koalisyonu idi. AK Parti, bu koalisyonu bozduğu 2011'den sonra kaybetmeye başladı. AK Parti, sadece kendi kültürel kimliği üzerine inşa edebileceği bir devlet hayaline kapıldı.

Bürokrasi ve kamuda kendisi dışında herkesi kamusal alandan özel alana itmeye başladı.

Devletten, devletin ceberrutluğundan, anti-demokratikliğinden şikâyet edenler; iktidar olduklarında devleti demokratikleştirmek, onu, Yeni Türkiye hedefine uygun biçimde çoğulculaştırmak yerine; onu, hastalıklarıyla içselleştirip kendi zihinlerini hasta ettiler. Eski Türkiye hastalıkları, Yeni Türkiye iddialarına galebe çaldı.

Bugün bu hastalıklı hali sağaltmak yerine bu konumlarını sandıkla meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Hala ona güveniyorlar.

Evet sandık meşruiyeti, demokrasi için önemlidir ama her şey değildir. Devletin demokratikliği için çoğulculuk, demokratik yarış, katılımcılık, şeffaflık ve hesap verebilirlilik ilkeleri de en az sandık meşruiyeti kadar önemlidir.

Tüm bu ilkeleri, sandık başarısına feda etmek; bugün yaşadığımız güç zehirlenmesine yol açar.

 

Yükselen duvarlar bölünen zihinler

Tüm gücün merkezde toplandığı, her şeyi tek kişinin bildiği, farklı olanın anlamını yitirdiği, iktidar çeperinde olanların “öz fikirleri” ile “resmi görüşleri” arasındaki makasın açıldığı bir siyasal iklim hakim olur.

Bu noktadan sonra, dışarıdan gelen her eleştiri tehdit olur. Anlama yerini açıklama kaygısına bırakır.

Bugün Başbakan Erdoğan ve yakın çevresinin ruh hali bu şekildedir.

Bu ruh hali, en büyük zararı, AK Parti tabanına ve AK Parti siyaseten savunanlara veriyor. Bu dil ve üslup, toplumu kutuplaştırıp ötekileştirirken; kendi tabanını da Türkiye'ye ötekileştirmektedir. Kendi tabanı etrafına Türkiye çoğulculuğu arasına yüksek duvarlar örmektedir.

Bugünler geçtiği zaman görülecek olan şu olacak. İçine kapanmış, toplumla mesafesi açılmış bir AK Parti tabanı olacaktır. Bir de AK Parti'yi siyaseten değişen medyanın acıklı ruh hali olacaktır. Bunun Türkiye’ye bir faydası olmadığına söylemeye gerek var mı?

Onun için bugünlerde en büyük sorumluluk sağduyulu AK Partililere düşüyor. İktidar mücadelesini varlık-yokluk dikotomisi dışına çıkarmak onların tavrına bağlı. Çünkü onlar bugün hala sahip oldukları kültürel değerler, inançlarıyla toplumun önemli bir kesimini temsil ediyorlar. Sağduyuyu artık onlardan beklemek bu ülkenin ve bizim hakkımız.

AK Partililerin unutmaması gereken şu; Başbakan kendi tabanı dışında herkesi ötekileştiriken, kendilerinin de kendilerine rağmen Türkiye'nin ötekisi oldukları.  Galiba en kötüsü bu.

 

twitter: @murataksoy

Yazarın Diğer Yazıları

Bu Cumartesi annelerimizi yalnız bırakmayalım

Cumartesi anneleri 500 haftadır kayıplarını arıyor, 500 haftadır adalet arıyor olacaklar...

Erdoğan ve Öcalan pragmatizminin sonu

Son konuşulan yol haritası Kürt sorununun hiç olmazsa seçimlere kadar yönetmeyi hedefleyen zaman kazanma taktiğidir

Siyasetin yeni aracı: Sivil İtaatsizlik

Sokak ve meydanlardaki protestolar da siyasetin bir yoludur. Hep de öyle olmuştur.