25 Ağustos 2012

PKK ve devletin yanlışı

PKK Gaziantep saldırısı ile 1990’ların stratejisine döndüğünü gösterdi. Bu strateji hem kırsalda alan hakimiyetine...

PKK Gaziantep saldırısı ile 1990’ların stratejisine döndüğünü gösterdi. Bu strateji hem kırsalda alan hakimiyetine dayalı saldırı ile büyük kentlerde sivillere yönelik terör eylemlerini içeriyor. 1990’larla bugün arasındaki fark ise şiddet uygulayarak devleti yeniden görüşme masasına döndürmek. Görüşme masasına dönmek  her zaman Türkiye’nin geleceği açısından önemli olmakla birlikte bunu şiddet uygulayarak zorlamanın ters teptiği ve taraflar arasındaki uçurumu büyüttüğü biliniyor.

PKK özellikle Şemdinli saldırısı, CHP’li Aygün’ün kaçırılması, PKK militanları ile BDP’lilerin karşılaşması, karakol saldırıları ile hâlâ etkili olduğunu kanıtlama peşinde. Bir yanda da güvenlik kuvvetlerinin zafiyet içinde olduğunu göstermeye çalışıyor. PKK’nın bir diğer amacı ise Türkiye’de Kürt sorunun nedeni olması bile bir sonucu olarak kenarda oturup kalmayacağını göstermek istiyor.

Tabii ki tüm bu süreçte devletin sadece güvenlik eksenli yaklaşımını tercih etmesi, KCK operasyonları ile siyaset alanını kapatması, askeri tedbirlerle de PKK’ya darbe vurup, kendi istediği noktaya getirmek istemesi ve tüm bu süreçten sonra masaya yine kendi istediği sınırlarda getirme planı işliyor görünmüyor.

İşlemesi bir yana iki taraflı bu yanlış strateji, süreci daha da keskinleştirip, şovenist yaklaşımların ekmeğine yağ sürerken sıradan insanlar arasındaki “nefret” tohumlarını giderek büyütüyor. Çünkü devlet PKK’yı kırsalda, dağda askeri tedbirlerle bitirmeye çalışıp toplumun genel dikkatinden kaçırmaya çalışırken PKK terörü şehirlere taşıyarak sorunu bizzat toplumun içine sokmak istiyor gibi. Dolayısıyla iki yanlış bir doğru etmeyeceği gibi her iki taraf da yanlış bir stratejinin peşinde bildik yöntemlerle Türkiye’yi basit bir şiddet sarmalı içine sokarak sonuca ulaşmaya çalışıyor. Ama ne yıllardır uygulanan askeri tedbirler ne de PKK’nın Gaziantep türü terör eylemleri varolan sorunun çözümüne hizmet ediyor.

Ama bilmek gerekiyor ki Kürt sorunu ve bu sorunun bir parçası olan PKK sorunu, sadece askeri yöntemlerle çözülemez. Eğer çözülseydi bugüne kadar başarılırdı. Keza PKK şiddeti ve terörü de hiçbir yere varmıyor. Sadece karşılığında düşmanlık doğuruyor. Ayrıca Abdullah Öcalan’ın tecrit edilmesi bu konuda bir işe yaramış gibi görünmüyor. Zaten süreç daha keskinleşirse Öcalan’ın devreye girmesi ya da devreye sokulması yeniden gündeme gelecektir.

PKK’yı sürekli olarak dış güçlerin bir uzantısı, dış güçlerin kullandığı bir örgüt olarak algılamak doğru bir yaklaşım değil. Çünkü PKK başka güçler tarafından kullanılmak bir yana çevresindeki gelişmelere ve oluşumlara göre hareket edebilen, bu değişiklikleri kendi lehine çevirebilen bir esneklik içinde. İran, Irak, Suriye’deki gelişmeler çerçevesinde kendi politikasını oluşturabilecek kadar Ortadoğu’nun “kirli” siyasetini bilecek tecrübeye sahip. Bu açıdan son saldırıları Suriye’nin direktifleri ve yönlendirmesi ile yaptığını iddia etmek olan biteni hafife almak anlamına geliyor. Suriye tabii ki kendisine düşman olan bir ülkeye karşı her türlü kozunu oynayacaktır. Ama PKK'nın Şemdinli’den başlayarak yaptığı 'eylemlerin emrini Suriye’den alıyor' iddiası naifliktir. PKK Türkiye’nin Suriye politikasını kendi lehine kullanmak için her türlü fırsatı kullanacaktır. Ama Suriye’de, Pandora’nın Kutusu’nun açılmasını doğrudan katkıda bulunan Türkiye’nin olabilecekleri hesaplamaması da başka bir konu. Türkiye maalesef bu saatten sonra bu tür saldırılara açık hale getirildi.

Kürt sorunu çözümü bir yana, bu kan gölünü durdurmak için bir an önce silahları susturmak gerekiyor. Güvenlik önlemlerini elden bırakmadan  askeri çözümden çözüm çıkmadığını artık bilmek gerekiyor.  Çünkü bu kez durum farklı noktalara gidiyor. Üstelik içeride ciddi sorunu olan Türkiye’nin doğrudan ve bizzat dahil olduğu Ortadoğu’yu da göz önüne alırsak.