24 Ocak 2012

Denktaş'a 'duacı olan' Rumlar

Hayatı boyunca mücadelesini verdiği KKTC’yi kuran Rauf Denktaş’ın son yolculuğunda sadece Kıbrıslı Türkler ve Türkiye vardı.

“Ulusal” lider ulusal bir törenle toprağa verildi. Hayatı boyunca mücadelesini verdiği KKTC’yi kuran Rauf Denktaş’ın son yolculuğunda sadece Kıbrıslı Türkler ve Türkiye vardı. Nasıl KKTC yıllardır hiçbir ülke tarafından tanınmayıp, izole bir biçimde yaşadıysa Denktaş’ın cenazesi de uluslararası katılımdan yoksun gerçekleşti. Hayattayken çok umursamadığı bu manzaranın sorumlusu kendisiydi. KKTC’nin tanınması ya da tanınmaması önemsemedi; kendisine göre önemli olan Kıbrıslı Rumlar’dan ayrı bir yapı kurmuş olmasıydı. 1940’lardan hayatını kaybedene kadar ayrı bir devleti, Türklerin tamamen ayrı yaşamasını, adanın bölünmesini savundu.


Doğduğu yıllarda ada İngiliz yönetimindeydi ve güneydeki Baf kentinden çıkan iki inatçı lider adanın kaderini belirleyecekti. İki liderde de bölünmeden, “anavatana” bağlanmadan yanaydı; ikisi de milliyetçiydi, farklı dillerde aynı kelimeyi kullanıyorlardı: Enosis ve taksim. Makarios, tüm adayı Yunanistan bağlamak, Denktaş ise adanın siyaseten ve yaşamsal olarak ikiye bölünmesini istemişti. Rumlarla birlikte yaşanmayacağını iddia ederdi. Birleşik bir Kıbrıs’a hiçbir zaman inanmadı. Oysa Birleşik Kıbrıs’ın tarifi onun anladığından çok farklıydı. Üstelik bu tarif yıllar içinde çok değişmiş olmasına rağmen Denktaş değişmedi. Federal yapı, konfederasyon ya da iki bölgeli iki toplumlu, Türkler ve Rumların iç içe olmasa da yan yana yaşayabileceği bir yapı dâhil her türlü “birlikte” yaşam alternatifine karşı çıktı. O’na göre Kıbrıslı diye bir kimlik yoktu. Hatta Kıbrıslı Rum ve Kıbrıs’lı Türk diye bir tanım yoktu, bunlar  “yaratılmış” kavramlardı. Bir gün daha ileri giderek “Kıbrıs’ta Kıbrıslı olan sadece eşeklerdir” diyecekti. 


Denktaş Kıbrıslı Türklerin farklı anlayışları barındıran çok sesli bir yapı olduğu kabul etmedi. Gazeteci, eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın sözcüsü Hasan Erçakıca şöyle diyecekti: “Denktaş Kıbrıslı Türklerin bir varlık olarak tanınmasında önemli katkılarda bulundu. Ancak yıllarca Kıbrıslı Türklerin farklı düşünenlerini dışladı. Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Rumlar kendi kontejanlarına komünistlerden, liberallere kadar herkese mecliste yer verdi. Denktaş ise kendi adamlarından başka kimseyi Türk kontenjanına almadı. Bu da toplumda ikiliğe yol açtı. Bu durum uzun yıllar sürdü”   


Çözümsüzlük için el ele


Hakkını teslim etmek gerekirse çetin bir müzakereciydi. “Bay Hayır” en çok bilenen lakabıydı. Çözümsüzlük onun için her zaman çözümdü. Kıbrıs’da her türlü açılım ve alternatifin önünü kesmekle eleştirildi. Bu süreçlerde çok seyrek olarak ters düşse de Ankara’daki hükümetler ve askerle aynı noktada buluştu.  Ordu her daim arkasındaydı. Ne zaman ki ordu Kıbrıs siyasetinde güç ve itibar yitirdi; kendi politikasını dikte ettiremedi o vakit Denktaş kaybetti. Askerin bu konuyu yıllarca nasıl manüpile ettiği, Denktaş’ın bu durumu nasıl kullandığı ve çözümsüzlük siyasetinin Lefkoşa ve Ankara’da nasıl “pişirildiği” yıllar sonra deşifre olacaktı. Denktaş ve Kıbrıs için bir dönüm noktası olan Annan Planı’nın görüşülmesine devam karar alınmıştı. O günlerde Erdal Güven şunları yazacaktı: “14 Şubat 2004, UN Plaza Hotel... Kıbrıs zirvesi bitmiş, mutabakat sağlanmış. Denktaş hiç memnun değil; danışmanı Mümtaz Soysal alaylı bir ifadeyle, ‘Birazdan asker bildiri yayımlayacak’ diyor.


Denktaş Türkiye’yi, Türkiye Denktaş’ı “kullandı”. Türkiye Kıbrıs’ı Yunanistan’a karşı elinde koz olarak tuttu. “Yavru vatan”,  “milli mesele”, “Akdeniz’in kontrolü” gibi üst perdeden yapılan belagat sonucu Kıbrıslı Türkler doğrudan özne olamadı Türkiye için. Kıbrıs’ta, Türkiye’nin her politikasına her daim evet demeyen farklı siyasi anlayışlar son yıllar hariçinde kabul görmedi; bölücülük, hainlik, komünistlikle suçlandı; hem Denktaş hem Türkiye tarafından. Ne zaman ki Türkiye AB politikasını Kıbrıs’a tercih etti, o milli meselenin konjonktürel olduğu, Kıbrıslı Türklerin ve Denktaş’ın gerekirse ihmal edilebileceği anlaşıldı.
 

Hoş ordunun etkisi azalsa bile alışkanlıklar değişmiyor.  Geçen yıl Kıbrıs’ta bazı örgütler Türkiye hükümetinin politikalarını eleştirmeye “cesaret” etti. Başbakan Erdoğan yanıt verdi: “'Türkiye’ye buradan çek git diyorlar. Sen kimsin be adam. Şehidim var gazim var, stratejik olarak ilgiliyim. Kıbrıs'ta Yunanistan'ın ne işi varsa Türkiye'nin Kıbrıs'ta stratejik olarak o işi var. Ülke mizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır”  Kıbrıslı Türklerin “nankör” olarak görülmesi aslında Denktaş döneminde Türkiye hükümetlerinin görmeye alıştığı “Ankara’ya selam yola devam” politikasından en küçük bir sapmada neler olacağının göstergesiydi.


TMT temiz miydi?


Dönem soğuk savaş dönemi, Türkiye’deki hükümetlerin komünist avına çıktıkları ve her türlü “derin” yapının bu mantıkla kurulduğu Özel Harp Dairesi, yani kontr gerilla faaliyetlerinin başladığı yıllardı. Özel Harp Dairesi’nin Kıbrıs uzantısı ise Türk Mukavemet Teşkilatı olacaktı. Denktaş’ın ölümüyle birlikte başlayan TMT güzellemesinin karanlık yanları ortaya konmadı.

Türkiye’de 6-7 Eylül olaylarından başlayarak 1990’lara kadar birçok melaneti yaratan Özel Harp Dairesi, Kıbrıs’ta Denktaş’ın girişimleriyle devre girmişti. Rumların gizli yeraltı örgütü faşist EOKA yapılanmasının Türkleri katletmesiyle başlayan bir süreçte Denktaş’ın başkanlığını yaptığı TMT başlangıçta bu katliamlara karşı bir savunma gücü olarak kuruldu. Ama her gizli yapı gibi karanlık cinayetlere, provokasyonlara imza attı. 1960’larda Kıbrıs cumhuriyetini savunan bazı Kıbrıslı Türk gazetecilerin öldürülmesi, işçi sendikası liderlerinin katledilerek olayın Rumların üzerine yıkılmasıyla başlayan süreçte tüm Türk işçilerin birkaç gün içinde gazetelere ilan vererek sendikalardan istifasına neden olan olayların arkasında TMT vardı.


Denktaş'a duacı olan Rumlar


Aslında Denktaş tüm hayatı boyunca uzlaşmaz kişiliği ile öne çıkarken onun “varlığına duacı” olan Rum liderler de vardı. Evet, Denktaş uzlaşmaz bir kişilikti ama Kıbrıslı Rumların bir kısmı da yıllarca Denktaş’ın arkasına saklanarak, “çözümsüzlükten” beslendi. Hatta “dua edelim ki Türk tarafında Denktaş gibi bir lider var” diyenler oldu. Denktaş, çözüm istemeyen ama bunları dile getiremeyen Rumlar için bir perdeydi. Denktaş’ın 2004’te kaybettiği Annan Planı referandumu birleşmeye hayır diyen Rumlar için turnusol kağıdı işlevi gördü. Çünkü Rum liderler da yıllarca Denktaş’ın “hayır”ına alışmıştı; Birleşmeye niyetleri yoktu ve bunu Denktaş üzerinden dile getiriyorlardı. Uzun yıllar birleşme politikası güden Komünist Akel Partisi bile Denktaş’ı halkı çıkarmıştı. Belki de ilk kez Denktaş hayatında ilk kez Rumların “hayır”ına bu kadar sevinmişti.   


Rauf Denktaş’ın tarihi milliyetçilik ve taksim politikalarının tarihidir. Bugün Kıbrıslı Türkler ayrı bir varlık olarak yaşamalarına O’na borçlular; bugüne kadar dünyadan soyut, kimse tarfından tanınmayan ve geleceği meçhul bir ülke olmasını da. Artık Enonis sona erdi. AB içindeki Rum kesimi için bu ancak tarihi bir fantezi olabilir ama Denktaş’la birlikte bir dönem sona erse bile hayalini kurduğu bölünme ya taksim hala gündemdeki yerini koruyor.


 

Yazarın Diğer Yazıları

Dağa çıkılmaması için önce dağdakilerin inmesi gerekiyor

Barış sürecine rağmen çok sayıda gencin Kandil’e yol alması belli bir güvensizliğin göstergesi mi?

Sandık birleştirmiyor, bölüyor!

Irak gibi insanların etnik ve mezhebi kökenlere göre hareket ettiği, oy kullandığı bir ülkede seçimler, tarafları bir araya getirmekten çok uzaklaştırıyor.

Kürtlere haksızlık mı yapılıyor?

Kürt hareketi tarihsel bir zihin altı ve tecrübeyle daha sabırlı ve temkinli ilerlemeye çalışıyor. AKP hükümetini eleştirmekten kaçınmıyor, sokakta yerini alıyor.