12 Mayıs 2020

Yerli ve milli ilacın tuhaf serüveni

Fahrettin Altun, Covid – 19’a karşı yerli ilacın üretildiğini ve satışına izin verildiğini müjdeledi. Bakan Koca, minimum 6 yıl süren "klinik aşamasına yeni geldi" diyor. Rektör "hemen ruhsat" istiyor. Ve bütün bunlar 4 gün içinde olup, bitiyor!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Koronavirüs tedavisinde etkili olan bir ilacın yerli bir firma tarafından geliştirildiğini ve bu ilaç için satış izni verildiğini açıkladı.

Altun’un açıklaması aynen şöyle:

"Covid – 19 tedavisi için yerli bir ilaç firması tarafından ilaç üretildi. Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz ve İlaç Kurumu’nca yüksek öncelik verilerek ruhsatlandırılan ilaca satış izni verildi."

Altun, bu haberi 9 Mayıs gecesi, "Türkiye’de Koronavirüs" başlıklı günlük açıklamasında duyurdu.

Bu bültende Cumhurbaşkanı’nın pandemi hastanesi inşaatlarını incelemesi, MKE’nin maske yapan makine üretimine başlaması, YÖK’ün Koronavirüs ile ilgili araştırmaları yayınlayacağı internet sitesinin açılışı gibi haberler de yer alıyordu.

Covid - 19 tedavisi için üretilen yerli ilaç haberi, aynı bültende üçüncü sırada, taksilerde uyulacak hijyen kurallarının belirlendiği haberinden sonra kendisine bir yer bulabilmişti.

Doğrusunu isterseniz, hepimize gurur ve ümit verecek bu haberin böyle sıradan bir şeymiş gibi sunulmasını yadırgadığımı söylemeliyim.

İlerleyen günlerde, her gün basın karşısına çıkan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bu konuya hiç değinmediği de dikkatimi çekti.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, 5 Mayıs günü Anadolu Ajansı’na bu müjdeyi vermiş ve "yerli ve milli ilacın" gönüllü Covid - 19 hastaları üzerinde denenmeye hazır hale geldiğini belirtmiş, bunun için Sağlık Bakanlığı’ndan izin beklendiğini söylemişti.

Sağlık Bakanı Koca, 6 Mayıs akşam üzeri, günlük olağan basın toplantısında bir soruyu yanıtlarken bu konuya değinmişti.

Soru: Yerli ve milli ilaç TR – C – 19  ilacı kullanıma hazır. Bunun ruhsatlandırması ne zaman olacak?

Bakan Koca: Ruhsatlandırma safhasında olmadığını biliyoruz. Bu ilaç daha araştırma safhasında. Klinik araştırma safhasına geldi. Daha bir müracaat yok. Klinik safhasından sonra ruhsat aşamasına gelir.

Rektörün söylediği "hastalar üzerinde deney", ilacın ruhsatlandırılmasında "klinik" aşamaya tekabül ediyor.

Klinik çalışmaların da 3 fazda tamamlanması gerekiyor. Birinci faz ortalama 1 – 1,5 yıl sürüyor ve ilaç ile ilgili "güvenlik" verileri toplanıyor.

İkinci faz ortalama 2 yıl sürüyor ve bu fazda ilacın yan etkileri ve doz – cevap verileri izleniyor.

Üçüncü fazda denek hasta sayısı 3 binlere kadar çıkıyor ve yan etkileri ile klinik etkinliği gözleniyor. Ortalama deney süresi: 3 – 4 yıl.

Bundan sonraki süreçte ilaç piyasaya sürülmeden önce daha yaygın olarak deneniyor ve olası yan etkileri ve tedavideki başarısı gözleniyor.

Ardından ruhsatlandırma ve ilacın piyasaya sürülmesi başlıyor.

Rektörün istediği gibi ne kadar hızlandırılırsa hızlandırılsın bu sürenin 6 yıldan aşağıya indirilebilmesi olası değil.

Eğer bu süreçler izlenmeden ilaç ruhsatlandırılıp tedaviye başlanıyorsa bu insanların sağlığı üzerine barbut oynamak anlamına geliyor.

Yani zarı sallıyorsun, düşeş gelirse ne ala! Tutturamazsan, Allah rahmet eylesin, varsa günahlarını affetsin!

Rektörün konuşması ve iki Fahrettin Bey’den sakallı olanının "üretildi" müjdesini vermesi arasında geçen süre 4 gün!

Bu durumda Fahrettin Altun’un müjdelediği "yerli" ilacımız hakkında şüpheler uyanmaması mümkün değil.

Fahrettin Bey’i yalan söylemek ile suçlamıyorum elbette. Ama belli ki "gerçeğin bir başka yolla ifadesi" yoluna sapılmış!

Ya daha önce zaten icat edilmiş bir ilacın formülüyle yeni bir ilaçmış gibi üretecekler ki bu biz vatandaşların değil ilacın fikri mülkiyetine sahip olanların sorunu.

Burada bizim sorunumuz hiç de "milli" olmayan bir ilacın, bize "yerli" diye yutturulmak istenmesi olabilir ki o da sorun sayılmaz, buna gelene kadar bizi daha nelerle kandırmadılar ki? Tedavi etsin ve bizden ekstra para istemesinler yeter.

Aklıma getirmek istemediğim ikinci seçenek ise emirin demiri kesmesi ve ilacın 4 gün içinde klinik deneylerden geçirilerek üretilir hale getirilmesidir ki o zaman hepimizi Allah korusun.

Üçüncü olasılık ise AKP yöneticilerinin, kendi seçmenlerini "bidon kafalı" yerine koyması.

Her seçim döneminde zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunması, yerli uçağın 2021’de göklerde olacağı gibi bir propaganda malzemesi yaratma isteği.

Nasıl olsa sorgulayan yok, inanan çok, salla gitsin!

* * *

Türkiye Covid – 19 ilacını üretemez mi?

Kuşkusuz ki Türkiye, Covid – 19’a karşı aşı da, ilaç da geliştirip üretebilir.

Ama bu hamaset ile olmaz. Bilimsel çalışma ile olur.

Bilimsel çalışma, her şeyden önce bilimsel ortam ve maddi kaynağa ihtiyaç duyar.

Türkiye, böyle bir ilaç geliştirmek için gerekli maddi kaynağı sağlayabilecek kadar zengin bir ülke.

Buna karşılık bilimsel ortamın sağlanabilmesi açısından eksikliklerinin çok olduğu bir sır değil.

Bunun en önemli engellerinden biri YÖK düzenidir, üniversitenin siyasetin parmağında oyuncak olmasıdır.

Üniversitelerde yönetim kadroları, o işi layıkıyla yapacaklar arasından seçilmiyor, siyasi akrabalık öne çıkıyor.

Belli bir siyaseti gütmek için üniversite yönetim kadrolarına gelenler de akademik kadroları öyle yönetiyorlar, öyle kategorize ediyorlar.

Adın muhalife çıktıysa, allame – i cihan olsan da böyle bir çalışmayı yıllarca sürdürebilecek olanaklara sahip olamadığın gibi üniversiteden atılmayıp ders ücretlerini kurtarabiliyorsan mutlu olabiliyorsun.

28 Nisan 2020 günü yayımlanan yönetmelik değişikliği ile artık siyasi memur durumunda olan rektörler, akademik programların ve kadroların planlanmasında tek yetkili hale getirildi.

Ve şimdi de "kötü haber":

Nature dergisinin haberine göre, Koronavirüs salgını başladığından bu yana bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerin sayısı 30 bini geçmiş.

Dört aylık bir sürede yayımlanan bu 30 bin makalenin çoğunluğu klinik gözlemler ile ilgili makaleler.

İçlerinde 4 bin 500 adeti ise hakemli ciddi dergilerde yayımlanmış ciddi araştırmalar ile ilgili makaleler.

Bu kadar kısa sürede, dünyada böyle bir bilginin üretilebilmiş olması müthiş bir şey.

Gelecek için ümitli olmamızı sağlayacak bir işaret.

Bu 4 bin 500 makalenin sadece ikisi Türkiye’den.

Bunu da küçümsemeyiniz, 4 aylık bir salgın sırasında uluslararası çapta 2 makale yayınlayabilecek bilgiyi üretebilen bilim insanlarımız var.

Ama abartmayın da!

Çok açık görülüyor ki Türkiye, bilimsel bilgi üretiminde Almanya, İngiltere, İsviçre, ABD, Japonya gibi ülkelerle yarışabilecek düzeyde değil.

Onun için biz elbette aşı ya da ilaç geliştirebiliriz ama bu şansımız yaver gittiği için olur, sürpriz sayılır.

Galatasaray, Real Madrid’i kaç kere yenmeyi başardı, ikisinde tribündeydim. Ama Şampiyonlar Ligi kupalarının en çok olduğu kulüp müzesi de Madrid’de. Tıpkı onun gibi!

 

* * *

Reis’e de mi kod gitmedi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yanına damadını da alarak Cumartesi günü inşa edilmekte olan pandemi hastanelerinin şantiyelerini gezdi, bilgi aldı.

Hürriyet’te bir fotoğraf gördüm ve rahatladım.

Belli ki bedava maske için kod gönderilmeyen sadece ben değilmişim, Reis’e de gönderilmemiş!

Fotoğrafta, maket üzerinde bilgi veren Fahrettin Koca ile kim olduğunu bilmediğim ama el pençe divan duran bir yancı maskeli görülüyor.

Buna karşılık Erdoğan ve Damat Bakan maskesiz!

Doğru bir halkla ilişkiler faaliyeti olmadığını söyleyeyim. Fahrettin Bey sanırım Cumartesi günü pergola yıkım işindeydi, bu detayı atlamış.

Erdoğan ve damat da maskeli olmalılardı ki vatandaşa örnek olsunlar, imam – cemaat meselesi yani!

Tabii dediğim gibi, kod gitmediyse, orası başka!

Yazarın Diğer Yazıları

Diyanet İşleri Başkanı’na kanmayın

Bugünlerde imam hatip mezunu olmanın devlette iş bulmak konusunda avantajlı olduğunu düşünebilirsiniz ama 2023 seçiminde, yani çocuğunuz daha liseyi bitirmeden bu iktidar da bavulunu toplamış olabilir

Hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu!

Soylu’nun şu sözünü de bir kenara not edelim: "Dün bize gitme diyenler, yarın hizmetlerim için teşekkür edebilir!" Bu, Erdoğan değilse, başka kim olabilir?

Siyasi tarihimize geçecek iflas hikâyesi

Bu "yerli ve milli" hikâyede anlatılan olayların tümü gerçektir. MASAK soruşturmaları ve mahkemelerce belgelenmiştir. Hikâyede yer alan kişilerin isimleri Mansimov’dan Ağar’a, Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na kadar değiştirilmemiştir, onların da hepsi gerçektir