20 Ocak 2021

Tuzlu su demokratları

Tatlı su demokratları da, tuzlu su demokratları da aslında bir elmanın iki yarısı gibiler ve aynı şeyden hoşlanmıyorlar: Demokrasinin kuru olanından! Günün birinde demokrasinin ıslatılmamış hâline kavuşursak, daha iyi anlayacağız

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin dokuz il kongresinde aynı anda konuştu.

Hayır, bu bir mucize değil, bildiğin internet bağlantısı.

Erdoğan, bu konuşmasında şunu söyledi:

"Biz hiçbir zaman kuru kuruya demokratlık yapmadık."

Buradan anladım ki Erdoğan, demokratlığın az çok nemlisini tercih ediyor, kurusundan hoşlanmıyor.

Nitekim hemen ardından da şunu ekledi: "Bu ülkede tatlı su demokratları vardır. Demokratlıkları zoru görene kadardır."

Bu iki önermeyi birleştirmekte hiç zorlanmadım tabii. Demokrasinin hem kurusundan hazzetmiyor, hem de tatlı sulusundan!

Bu durumda şu önerme doğru olmalı: Erdoğan, bir tuzlu su demokratıdır!

Hemen fark etmiş olduğunuz gibi kesin bir cümle ve doğrulanabilir gibi de duruyor.

Tuzlu su demokratları da, tıpkı tatlı su demokratları gibi zoru görünce değişiyorlar.

Sonuçta su bu; sıvı hâli var, katı hâli var, gaz hâli var.

Tatlı su demokratları zoru görünce sıvışıyorlarsa, tuzlu su demokratları zoru görünce gazlıyorlar.

Nitekim, temel bir Anayasal hak olan protesto ve gösterilerde, polisin milletin gözüne gözüne biber gazı sıkıyor olmasının nedeni bu.

Bazen katılaşıp, suçsuz insanları yıllarca hapiste tuttukları da oluyor ki biz bunu vicdansızlık zannederdik, aslında tuzlu su demokratlığının katı hâlidir!

Tuzlu su demokratlarının iktidarında, uydurma deliller ile açılan davaları, hakim ve savcıların iktidarın memuruna dönüştüklerini, kamu kredileri ile el değiştiren yayın organlarını, işinden atılan gazetecileri, sokaklarda dayaktan inletilen kitleleri de gördük.

Bunlar hep, tuzlu su demokratlığının katı hâlidir.

Sokakta gazeteci ve politikacı dövmenin de sıradan bir eğlence hâline geldiği aşamadır bu.

Memleketin temel sorunu da sanırım demokrasinin tatlı ya da tuzlu su ile cıvıtılmış hâlinin hiç değişmiyor olması.

Tatlı su demokratları da, tuzlu su demokratları da aslında bir elmanın iki yarısı gibiler ve aynı şeyden hoşlanmıyorlar: Demokrasinin kuru olanından!

Günün birinde demokrasinin ıslatılmamış hâline kavuşursak, daha iyi anlayacağız.

Eskişehir’de maaşların alamadıları için yürüyüş yapmak isteyen işçilere karşı polis biber gazı ile müdahale ederken.
(Ekim 2019)

* * *

Tepkisel değil, örgütlü suç bu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Selçuk Özdağ ve Orhan Uğuroğlu'na yönelik saldırının "tepkisel" olduğunu söyledi. Bu bilgiyi bize aktaran, Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur.

Soylu, "herkesin içi rahat olsun, uçan kuştan haberimiz var" da demiş.

"Uçan kuş" meselesini bilemem ama İçişleri Bakanı, bu saldırıların "tepkisel" olduğunu söylüyorsa, içimizin rahat olmaması için çok neden var demektir.

Geçmişteki siyasal şiddet olaylarının, zamanında böyle hafife alınmasının nelere yol açtığını bilmekten kaynaklanan bir durum bu.

Yakalanan tiplere bakıyorsunuz, işsiz güçsüz tipler.

Ancak suç işlemeye giderken bir otomobil kiralamayı, aracın plakasını çıkarmayı akıl edebiliyorlar.

Ceplerinde harcayacak para yokken, otomobili nasıl kiraladılar, Bakan merak etmiyor mu?

Saldırdıkları insanların adreslerini nereden öğrenmiş olabilirler?

Adresi biliyorlardı çünkü ya saldırıyı planladıkları için takip ederek, keşfetmişlerdi ya da İçişleri Bakanlığı'nda bir ayakları var, merkezi sistemden adresleri tespit edebiliyorlar.

Bu düşünmeye ve araştırmaya değmeyecek bir soru mu?

Adresleri takip ederek buldularsa, bu saldırıların tepkisel olmadığını, planlı olduğunu göstermiyor mu?

Kurbanlara saldırmak için saatlerce beklemeleri, bu işin "tepkisel" olmadığını ortaya koyan başka bir veri değil mi?

Bu gerçekten duygusal bir tepki olsaydı, onca saat bir aracın içinde beklerken sinirlerinin bir nebze yatışmış olması gerekmez miydi?

Bakan Soylu, büyük bir hata yapıyor: Bu saldırıları hafife alıyor, tepkisel diyerek de saldırganları aklar gibi bir çaba içinde.

Sadece saldırganları aklamıyor, onları bu suça yönlendirenleri de aklıyor.

Çok açık ki bu tür saldırılar, üç beş serserinin işi olamaz.

Hepsinin ardı ardına meydana gelmesi ve aynı nedenden kaynaklanması, bunun bir örgütlü bir suç olarak ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Saldırganları sorgulayıp, bırakan savcıların aklından ne geçiyordu, onu da merak ediyorum.

Bu basit bir sokak kavgası mıydı?

Basit bir komşu kavgasında şarkıcı Halil Sezai'yi niye tutukladınız o zaman?

Erdoğan'a uyarım şu ki gözünü dört açsın:

Bu küçük gibi görünen saldırılar, çok daha büyük bir komplonun başlangıcına işaret ediyor olabilir.

Olayı soruşturan Cumhuriyet Savcısı'na yönelik tehditler, sizde herhangi bir soru işareti uyandırmıyor mu?

Ahmet Davutoğlu'nun "serok" olduğu günleri hatırlatanların aklında, o günlerdeki Cumhurbaşkanı'nın Erdoğan olduğu yok mu sanıyorsunuz?

Bunlar şimdilik küçük işaretler, ben söylemiş olayım.

Çok kolay kandırılabildiğinizi hepimiz biliyoruz, bu sefer de aynı hataya düşmeyin.

Siz beni dinleyin, bu işi size bağlılığından kuşku duymayacağınız birisine soruşturtun, belli ki bakanınız hiç o havalarda değil.

* * *

"Somut adımları" yanlış adamdan istemiş

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya Dışişleri Bakanı Maas'ın Ankara ziyareti sırasında vize muafiyeti ve Gümrük Birliği güncellemesi konusunda Avrupa Birliği'nden (AB) "somut adımlar beklediğini" söylemiş.

Maas belli ki iyi aile terbiyesi almış, onun için Çavuşoğlu'nu terslemek yerine "adım adım ilerleyelim" demiş.

Tabii yüzünde maske olmasının da bir avantaj olduğunu söylemeliyim.

Maske yüz ifadesinin anlaşılmasını engelliyor ve bu açıdan artık önemli bir diplomatik silah bile sayılabilir.

Bu sayede güldüyse de neresiyle güldüğü anlaşılmıyor.

Çünkü güldüğü anlaşılsaydı ayıp olurdu.

Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlığı'ndan beri vize muafiyeti anlaşmasının tıkandığı yeri artık sokaktaki ayakkabı boyacıları bile biliyor.

AB ile vize muafiyeti çalışmaları başlatıldığında yerine getirilmesi gereken 72 kriter vardı ve bunların hepsi yerine getirilmiş olsaydı vize muafiyeti Haziran 2016'da başlayabilirdi.

Terörle Mücadele Kanunu'nda yapılması gereken değişiklikler, Türkiye'nin bağımsız bir yolsuzluklarla mücadele kurumu oluşturması, TBMM için etik kurulları, siyasetin finansmanı ile ilgili düzenlemeler gibi konular, Erdoğan temel siyasetini değiştirmediği müddetçe değişmeyecek gibi görünüyor.

Erdoğan, muhalefete karşı baskı olanaklarından ve hesap vermeme alışkanlığından vazgeçmek ister mi?

Çavuşoğlu bu konuda bir "somut adım" bekliyorsa, gözünü Saray'a çevirmeli.

Yazarın Diğer Yazıları

Ama karar ver, tutamıyorum zamanı!

Belli ki Erdoğan, önüne ne getirilirse imzayı basıyor, içinde ne yazdığını okumuyor bile. Okumayı sevmediğini biliyoruz ama hiç olmazsa imzaladığı kağıdın üzerinde ne yazıldığını sormuş olsaydı, "kardeşim bir yıla kaç tane böyle yıl sığdıracağız" dilebilirdi

Suriyelilere vatandaşlık hazırlığı mı?

İktidarda kalabilmek için aklına gelen her yolu deneyen, aynı zarftan çıkan dört oydan üçünü geçerli, birini geçersiz saydırabilen bir zihniyete sahip AKP, Suriyeli sığınmacılara bakıp, kendine ait bir oy deposu mu görüyor?

Düş sattım aldanmışlara...

Saray'daki ekibi, propaganda mekanizmasını harekete geçirerek birbiri ardına açıkladığı bu paketleri alay-ı vâlâ ile halka satabilir. Ancak unuttukları bir şey var: Boş midelerin gurultusunu bastırmaya dünyanın en büyük propaganda makinelerinin sesi bile yetmez!