28 Ocak 2020

Siyasi tercih "Saray yapmak" olunca!

İstanbul'daki tüm kamu binalarını, okulları, hastaneleri vs. depreme karşı yenilemeye yetecek kadar para, niye Saray yaptırmaya, gösteriş için makam uçakları almaya harcandı?

Kamu gelirlerinin önemli bölümünü vergilerimiz oluşturuyor ve bunlar bütçe kanununa göre devletin harcamalarında kullanılıyor.

Deprem vergisi adını verdiğimiz "iletişim vergisi" de diğer vergiler gibi bütçenin gelir havuzuna giriyor.

Biz adına ne dersek diyelim fark etmez.

Adının kamuoyuna "deprem vergisi" diye sunulmasının nedeni, Körfez depremi nedeniyle yükselen toplumsal hassasiyetten yararlanarak, yeni bir vergiyi halka yutturmaktı.

Zaten onun için de kalıcı oldu, Körfez depremi ile ilgili olarak yapılan harcamalar karşılandıktan sonra da toplanmaya devam edildi, ediliyor.

Kamu maliyesi ilkelerine göre, kamu gelirleri, önceden belli bir amaca tahsis edilerek toplanmaz.

Gelirler bir havuzda toplanır, harcamalar da bu havuzdan siyasi tercihlere göre ayrılan ödeneklere göre yapılır.

Diyanet İşleri bütçesinin, birçok bakanlığın toplam bütçesini geçiyor olmasının nedeni bu siyasi tercihtir.

Aynı şekilde vergi havuzunda toplanan paranın bir bölümünün, eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ifadesiyle "bölünmüş yollar yapmak için harcanması" da böyle bir siyasi tercihti.

Halkımızın yarısından çoğu, harcama tercilerinin böyle kullanılmasından şikayetçi değildi ki seçimde gidip oyunu bu siyasi tercihten yana kullandı, iktidara bu konuda güvendiğini gösterdi.

Onun için şimdi "deprem vergilerimiz ne oldu" sorusu, sorulması en anlamsız soru.

Adının önüne koyduğu "Profesör Doktor" unvanını nasıl aldığını hâlâ anlayamadığım bir politikacı var, Burhan Kuzu.

Tweet atmış, Ecevit hükümetinin toplanan deprem yardımlarını, memur maaşlarını ödemek için kullandığını söylüyor.

MHP'li Cemal Enginyurt da ona yanıt vermiş: "Rahmetli Ecevit'in de, Devlet Bahçeli'nin de boğazından haram kuruş geçmedi."

Bu arkadaşlardan biri eski, biri hali hazırda milletvekili.

Bütçeyi yaptılar, bütçeye oy verdiler vs. Üstelik biri Anayasa hukuku profesörü olduğunu da iddia ediyor. Ama "adem-i tahsis" ilkesinden haberleri yok belli ki.

Farkında değiller ki bütçenin 'gelir' kalemleri arasında yer alan bir paranın, bütçenin hangi giderinin karşılanması için kullanıldığını bilmek asla mümkün değildir.

Tıpkı deprem nedeniyle meydana gelen zarar ziyanı karşılamak için bütçeden harcanan paranın nereden geldiğinin de bilinemeyeceği gibi!

Bu konuda sorulacak doğru soru şudur: İstanbul'daki tüm kamu binalarını, okulları, hastaneleri vs. depreme karşı yenilemeye yetecek kadar para, niye Saray yaptırmaya, gösteriş için makam uçakları almaya harcandı?

Suriyeli göçmenlere harcanan paranın dörtte biriyle İstanbul depreme hazır hale getirilebilecekken, niye yapılmadı?

Cumhurbaşkanı, niçin, 26 milyar dolar harcayıp, Kuzey Suriye'de kuracağını söylediği köylerin bir benzerini, İstanbul'un çürük binalarında oturan vatandaşlarımız için kurmuyor?

Hatırlarsınız, Cumhurbaşkanı bu tür lüks harcamalar eleştirildiğinde "itibardan tasarruf olmaz" yanıtını veriyordu.

Şunu sormak da hakkımız olmalı sanırım: Vatandaşları çürük binaların altında ölen bir devletin itibarını kurtarmak için Saraylar yaptırmak, uçaklar almak yeterli oluyor mu?

Daha çok sorarım ama zaten hepimizin canı sıkkın, daha fazla üzerinize gelmeyeyim diyorum.

* * *

Deprem harcamalarında şeffaflık olacak mı?

"Deprem vergisi nereye harcandı" sorusu, kuşkusuz ki "hükümet, depreme hazırlık için ne yaptı" anlamına geliyor ve esasen şeffaflık / saydamlık ile ilgili.

Yukarıda kamu maliyesinde adem-i tahsis ilkesinden söz ettim.

Bu, hangi kamu gelirinin, hangi gider kalemi için harcanacağının bilinememesi demek.

Ama bu, kamu harcamalarının nereye, nasıl yapıldığını bilmememiz anlamına da gelmiyor.

"Kamu maliyesinde saydamlık / şeffaflık" dediğimiz şey, bu sorunu aşmayı hedefler.

Saydamlık, devletin hedeflerini (burada depremden doğan zararın telafisi), bu hedefe ulaşmak için hayata geçirdiği politikaları ve bu politikaların sonuçlarını izlemek için gerekli olan bilgiyi düzenli, anlaşılabilir, tutarlı ve güvenilir bir şekilde raporlamasıdır. İki hedefi vardır: Devleti yönetenlerin millete hesap vermesini sağlamak ve kıt kaynakların israfını önlemek. Deprem bölgesi için yapılacak işler aşağı yukarı belli: Yeni konutlar yapılacak, işyerleri, okullar, hastaneler, camiler, cemevleri onarılacak ya da yeniden yapılacak, sağlık hizmetleri düzene sokulacak, yaşam deprem öncesindeki normal akışına döndürülecek.

Bunun için gerekli kaynaklar da ulusal ve uluslararası yardımlar ve kamu bütçesinden sağlanacak. Erdoğan yönetimi, şimdi bunları nasıl yapacağını, hangi program çerçevesinde tamamlayacağını, bunun gerekçelerini ve mali hedeflerini açıklamalıdır. Bununla ilgili olarak uygulama sonuçları ve hedeflerden bir sapma olup olmadığı düzenli olarak raporlanmalı, kamuoyu bilgilendirilmelidir. Basının projenin her aşamasındaki bilgilere ulaşması kolaylaştırılmalı, bölge halkının ve sivil toplum kuruluşlarının projenin yürütülmesi ile ilgili olarak düşüncelerini yetkililere ulaştırabilmelerinin yolu açık olmalıdır.

Bu, Erdoğan yönetimi açısından, iktidarın paylaşılması gibi görülebilir ama korkmasınlar utanılacak bir şey yok.

Bu iktidara ortak almak değil, halka kulak vermek, hesap sorulmasına açık olmak demektir, bir demokrasi için gurur duyulacak bir durumdur.

Bugüne kadar neyi "ben yaptım oldu" diye yaptılarsa, sonucu iyi olmadı, bunu biliyoruz.

Ne dersiniz Burhan Bey, bunun için Recep Tayyip Erdoğan'a bir tweet atmaya değmez mi?

* * *

Keşke bu konuda uzmanlaşmasaydık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremde enkaz altından kurtarılan vatandaşlarımız için mutlu olduğunu söyledi.

Tıpkı bizler gibi!

Uzun süredir ilk kez bütün ülke aynı şeyle mutlu olabildi, bunun değerini bilmek gerek.

Erdoğan aynı konuşmasında "kurtarmada uzman olduğumuz" anlamına gelen sözler de söyledi.

"Kızılay'ımızın durumu malum, Özellikle yardımda, iaşe konularında başarılı. AFAD aynı şekilde. Kurtarma olayında da AFAD'ın çok ciddi başarıları olduğunu gördük."

Bunu okurken aklımdan şu geçti:

Keşke depreme dayanıklı, düzgün inşa edilmiş binalara sahip olsaydık da AFAD'ın enkazdan insan kurtarma konusunda uzmanlaşmasına hiç gerek kalmasaydı.

Yazarın Diğer Yazıları

"AKP zihniyeti" payını almadan bırakmaz

İşini kaybedenlere üç ay süreyle asgari ücret ödemek için 3,5 milyar lira lazım. Bu kadar para, yardım kampanyası ile toplanamaz. Kampanyayla, ayni yardım yapılacaksa, bu da mayıs sonundan önce ihtiyaç sahiplerine ulaşamaz. İhalelerin şeffaflık sorunu da bir başka mesele

Maaşınız kalsın, örtülü ödeneğe bakalım

Cumhurbaşkanı, bu yıl örtülü ödenekle birlikte 8 milyar 700 milyon lira harcayacak. Ayrıca 8 Milyar 763 milyon liralık "yedek ödeneği" de var. Bu para, niye kriz nedeniyle iş yerini kapatan, işini kaybeden, geliri olmayanlar için kullanılmıyor? Yedi maaş bunların yanında nedir ki?

Türk olmak kolay değil tabii!

Açıklamanın özeti şu: Dünyanın her yerinde, devletler, bu zor günleri atlatabilmeleri için kamu kaynaklarını vatandaşlarına vermek ile ilgili planlar açıklarlarken, bizim planımız vatandaşın devlete para vermesi olarak ortaya çıktı