20 Ocak 2020

İyidil’i 2015’te koruyan "gizli el" kime aitti?

O gün İyidil’in Fetullahçılar ile ilişkisini açığa çıkarmak ve ordudan tasfiye etmek mümkün olsaydı, bu çorap söküğü 15 Temmuz’un hiç yaşanmaması sonucunu doğurur muydu?

Eski korgeneral Metin İyidil olayı, dönüp dolaşıp bizi "15 Temmuz darbe girişimi, daha önceden açığa çıkarılıp, önlenebilir miydi" sorusuna getiriyor.

Bu soruyu daha önce de çeşitli vesilelerle çok sordum ama yanıtını alamadım.

En son geçtiğimiz 15 Temmuz günü sormuştum. (Bu soru yanıtlanmadan, bu defter kapanmaz. T24, 15 Temmuz 2019)

Metin İyidil hakkında ortaya çıkan son bilgileri de bu çerçevede okumak lazım.

İyidil, darbe gecesi Korgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri’nde EDOK’a bağlı Muharebe ve Muharebe Eğitim Destek Komutanı olarak görev yapıyordu.

Kara Kuvvetleri’nde ve Genelkurmay’da Personel Daire Başkanı görevlerinde bulunmuştu.

Yani, Fetullahçıların ordu içindeki örgütlenmesinin en önemli ayağı olan dairelerin başkanlığını, hem Kara Kuvvetleri'nde, hem de Genelkurmay’da yürütmüştü.

Hakkında MİT tarafından verilmiş, "Fetullahçıdır" raporu vardı.

Bu bilgi kendisine daha önce sızdırılmış olmalıydı ki emeklilik dilekçesi vermiş ve nasıl olduysa işleme konulmayan bu dilekçe ile MİT’in raporu, darbeci eski general Mehmet Partigöç’ün odasındaki kilitli kasadan çıkmıştı.

İyidil, darbecilerin yargılandığı çatı davalarının hiçbirinde sanık değildi.

EDOK darbecileri, Kara Kuvvetleri çatı davası içine sokulmamıştı.

İyidil için "butik bir dava" icat edilmişti.

Niye acaba? Gözlerden uzak, az sanıklı bir dava olsun ve beraat ettirilmesi kolay olsun diye mi?

Bu kritik kararı veren kimdi? Bu ismi öğrenmemiz, kafalardaki şüpheleri gidermek için gerekli.

Nasıl bir güç etkili oldu da savcılar İyidil’i, çatı davasının içine koymadılar?

Sivil ayağı merak eden Devlet Bahçeli, bu sorunun da yanıtını duymak ister diye düşünüyorum.

Terfilerin görüşüleceği 2015 Yüksek Askeri Şurası için hazırlanan MİT raporu, bir şekilde İyidil’e de sızdırılmış olmalıydı ki "bari emekliliğim yanmasın" diyerekten emeklilik dilekçesi vermişti.

2015 yılında YAŞ üyeleri şu kişilerden oluşuyordu:

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Atay, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Galip Mendi, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve orduda görevli orgeneraller ile oramiraller. (2015 yılında YAŞ üyesi olan iki orgeneral, Akın Öztürk ile Adem Huduti, darbe girişimine katıldıkları için yargılanıp, mahkum edildiler.)

Bu isimlerden bir teki bile sıra Metin İyidil’in dosyasına geldiğinde "nerede bu arkadaşın MİT raporu" diye sormayı akıl edemedi mi?

İyidil’in, kolordu komutanlığından sonra nispeten pasif bir görev olan EDOK bünyesine tayin edilmesi, bu heyetin bazı şeyleri bildiğini de gösteriyor olmalı.

İyidil’i o gün Şura’da kim savunmuştu? Hakkındaki tartışmanın derinleşmesini önleyen kimdi?

İyidil, işleme konmayan ve kasadan çıkan istifa dilekçesini tedbir olsun diye mi vermişti?

Kesin bir bilgiye dayanmıyor ama şunu yazmak zorundayım: O gün İyidil’in Fetullahçılar ile ilişkisini açığa çıkarmak ve ordudan tasfiye etmek mümkün olsaydı, bu çorap söküğü 15 Temmuz’un hiç yaşanmaması sonucunu doğurur muydu?

O tarihte Kara Kuvvetleri karargahında İyidil’in komutanı olan şimdiki Milli Savunma Bakanı bu konuda acaba ne düşünüyor?

* * *

Kasıtlı kararların bedelini hakim ödemeli

AKP Genel Başkanı’nın, Fetullahçılara ne istese verdiği günlerde bir kanun değişikliği yapıldı.

Değişiklik teklifi gündeme geldiğinde, bunun mahkeme kararlarında keyfiliğe yol açacağını yazmıştım. (Hürriyet, 8 Aralık 2010)

O günlerde amaç belliydi: AİHM kararlarına açıkça aykırı kararlar veren, tutuklamalar yapan Fetullahçı hakimleri ve savcıları korumak!

AKP hükümeti böylece onlara diyordu ki "bildiğinizi yapın, tazminat mahkumiyeti söz konusu olursa siz ödemeyeceksiniz."

İç hukukta açılacak tazminat davaları için de önlem alınmıştı.

Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi kuralı kanunlarımıza o dönemde girdi.

Ve o günden bugüne de devam ediyor çünkü bu, hükümetin yargıyı avucunun içinde tutabilmek için kullandığı araçlardan biri haline de geldi.

Hakim ve savcıların yükselme esasları ile ilgili yeni yapılacak düzenlemeye göre kararlarının AİHM ve AYM’den dönüp dönmediğine de bakılacak.

Bunun yetersiz olduğunu, hakimlerin ve savcıların AYM ve AİHM kararları yokmuş gibi davranmalarını önlemek için TC’nin mahkum olduğu tazminat cezalarından da sorumlu tutulmaları gerektiğini geçen gün burada yazdım. (17 Ocak 2020)

Normal olarak yargıç ve savcıların, görevlerini hakkıyla yerine getirmek için gereken bilgi donanımına sahip olduklarını varsaymalıyız.

Bunu varsaymıyorsak zaten o makama atanmamış olmalılar.

O makama atanan, atandığı andan itibaren her hangi bir TC vatandaşı değildir.

Milletin sahip olduğu egemenlik hakkının, yargı ile ilgili olanını, millet adına kullanır.

Onun için elbette sağlam güvencelere sahip olmalıdır.

Bu güvenceler, görevini yerine getirirken sahip olduğu bilgi donanımını rahatça kullanabilsin, özellikle yürütme organının ve baskı gruplarının güçlerini üzerinde hissetmesin diye verilir.

Kafasına göre hareket etsin, kanunları hiçe saysın, bağlayıcı AYM ve AİHM kararlarını yok saysın diye değil!

Böyle bir hakim ile görevini yerine getirirken şu ya da bu nedenle hastasına zarar veren, ölümüne neden olan hekim arasında nasıl bir fark olabilir ki?

İkincisine şahsi tazminat davası açılabiliyor ve gerekirse ağır cezada yargılayabiliyorsak, birincisini de görevini yapmadığı kesinleştiğinde (ki bu AİHM ya da AYM kararıyla birlikte kesinleşir) artık korumak gerekmez.

Hem zarar gören kişi tazminat davasını açabilmelidir hem de devlet, ödediği tazminat için rücu etmek zorunda olmalıdır.

Vergi mükellefleri, kasıtlı kararlar veren ya da bilgisini geliştirmeyi önemsemeyen, dosyayı ciddiyetle okumadığı için yanlış kararlar veren hakimlerin yol açtıkları cezaları üstlenmek durumunda kalmamalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Herkesin “bulguru” aynı değil

“Eldeki bulgur”un, mütedeyyin insanlar için ifade ettiği şey ile rejimin bütün nimetlerinden sınırsızca yararlanan “endişeli muhafazakârlar” açısından ifade ettiği şey aynı değil gibi geliyor bana.

“Endişeli muhafazakârlar” için sihirli reçete

Bu ülkenin temel sorunlarından birisi herkesin “kendi kazanımının” derdinde olmasıdır. Oysa herkes bilmelidir ki kendi kazanımlarını koruyabilmenin yolu, başkalarının haklarını da en az kendinde gördüğün haklar kadar savunabilmektir.

Başkomutan, yel değirmenlerine karşı

Recep Tayyip Erdoğan üç gün önce kripto paraya savaş açtı. Tek cephede savaş Başkomutan Erdoğan’a yetmiyor elbette. Fiyatları arttırarak kutsal iktidarını tehdit eden güçlere karşı da savaşacak. Öyle anlaşılıyor ki bu bir tür Başkomutanlık meydan savaşı da olacak, çünkü bizzat çizmeleri ayağına çekip “üzerine üzerine” gidecek!