13 Ocak 2021

"Filo hazır" ama taşıyacak aşı yok!

İnsanın göğsü kabarıyor haliyle, gözleri yaşarıyor; son Türk devleti, 3 milyon doz aşı bulmuş, vatandaşlarını aşılayacak ama onun kesin gününü bile bilemiyorlar. Perşembe, olmadı Cuma. Daha olmadı Pazartesi kesin. Baktın olmadı, salı!

Eski Hürriyet gazetesinin logosunu ve birinci sayfasını taklit eden gazetenin manşetinde dün muazzam bir müjde vardı: "Aşı filosu göreve hazır!"

Böyle bir haber, elbette fotoğrafsız olmaz; nitekim bir fotoğraf da manşetin hemen altındaki yerini almıştı: Üzerinde Sağlık Bakanlığı'nın logosu bulunan bir binanın önüne dizilip, arka kapaklarını açmış, içleri boş, kapalı kasa kamyonetler!

Habere göre hepsi "özel donanımlı".

Zincir marketlerin herhangi birinin önünde, sabah erken saatlerde çekebileceğiniz bir fotoğraf bu. Kamyonların neresi özel donanımlı, anlayamadım. Kim bilir, belki direksiyonları, tekerlekleri filan var diye böyle yazmışlardır.

Ancak, küçük bir detay var ki aşı yok!

Aşı olsa, kamyonetleri doldurup doldurup yollayacaklar ama yok.

Filo göreve hazır ama lanet olası aşı yok! (Dizi Türkçesi!)

Fotoğrafın altına da şunu yazmışlar: "Aşılamanın önümüzdeki günlerde başlaması bekleniyor."

Hemen yanındaki kutuda AKP'liler için "özde", CHP'liler için "sözde" Reis haykırıyor: "Perşembe ya da cumaya aşı başlıyor!"

İnsanın göğsü kabarıyor haliyle, gözleri yaşarıyor; son Türk devleti, 3 milyon doz aşı bulmuş, vatandaşlarını aşılayacak ama onun kesin gününü bile bilemiyorlar.

Perşembe, olmadı Cuma. Daha olmadı Pazartesi kesin. Baktın olmadı, salı!

Sağlık Bakanı da böyle sallamıştı, hatırlarsınız: "30 – 35 milyon doz aşı gelecek" diye.

Aradaki fark 2 milyon 500 bin Türk'ün hayatı!

Türkiye'nin ihtiyacı olan aşı minimum 120 milyon doz. 60 milyon kişi için.

Elde var 3 milyon doz aşı ama onun da 3. Faz denemeleri ile ilgili raporlar meşkuk!

Recep Tayyip Erdoğan Yönetiminin, aczinin ve yetersizliğinin sonucu bu.

Geçtiğimiz yılın Haziran ayında, bu ülkenin ihtiyacı olan aşıları sipariş edebilirlerdi, etmediler.

Üstelik o gün peşin para vermek de gerekmiyordu, taahhüt etmek yeterliydi.

Bunu iki nedenle yapamamış olmalılar: Ya aradaki komisyonu kimler alsın, hangi şirket bunu ithal etsin tartışmalarını neticelendiremediler ya da Sağlık Bakanlığı, Saray'daki engelleri aşıp, konunun önemini Cumhurbaşkanı'na anlatamadı.

Her ikisinin nedeni Türkiye'nin tek adam rejimiyle yönetiliyor olması.

Ve şimdi de bizlerle gazeteleri üzerinden alay ediyorlar.

Boş kamyon fotoğrafı basıp, "filo hazır" diye sevinmemizi bekliyorlar.

Türkiye, çapsız ve yetersiz bir ekibi seçip, iş başına getirmenin bedelini değişik şekillerde ödüyor, ödeyecek.

Bütün medeni dünya aşılanırken, ülkemizde yöneticilerin basiretsizliği nedeniyle aşı bulamayarak ölmeye devam edecek olmamız da ödenecek bu bedellerden sadece biri!

* * *

Burnumun direği kırılıyordu

Ziraat Bankası'nın, "Turkcell hisselerini yabancılardan kurtarmak" amacıyla verdiği iddia edilen 1 milyar 600 milyon dolarlık kredi hikâyesi, "yarınki Türkiye'yi" yönetecek olanları bekleyen tablonun bir özeti gibi.

Yaptıkları açıklama doğruysa; bu kredi Turkcell hisselerini alabilmek için verildiyse, Varlık Fonu'nun bu hisseler için ödediği 530 milyon dolar neydi? Bu da meçhul.

Belli ki büyük bir katakulli var.

İşin içine -iyi saatte olsun- "üç harfliler" karışmış gibi görünüyor.

Ben bu işlerden pek anlamam ama aklıma takılan sorular var, hafiften bir koku alıyorum.

Buyurun, birlikte koklayalım:

Bir Türk şirketi, Virgin Adaları'nda niye bir şirket kurar?

Yanıtı belli: Vergiden kaçmak için. Vergiden kaçmayacaksa, niye oralara kadar gidip, bir tabela şirketi kurmak ihtiyacını hissetsinler?

İkinci soru: Devletin bankası, herhangi bir teminat almaya da gerek duymadan, vergiden kaçmak için bir vergi cennetinde kurulan şirkete 1 milyar 600 milyon dolar krediyi nasıl ve neden verir?

Belli ki burada üç harfliler işin içine girmeye başlıyor.

Üçüncü soru: Bu kredi verilirken, bundan ülkeyi yönetenler haberdar edilmiş midir, edilmemiş midir?

Yanıt: İstanbul'un kenar bir semtindeki "kupon arazinin" pafta ve parsel numarasını bile ezbere bilen bir iktidarın, bundan haberdar olmaması söz konusu değildir.

Tam dördüncü soruya geçiyordum ki pis kokunun yoğunluğu arttı, kokudan burnumun direği kırıldı.

Önerim; siz de burnunuzu tıkayın ve üç sene bekleyin.

* * *

Erdoğan'ı ateş bastı

Recep Tayyip Erdoğan'ı, ciddi olarak ateş bastı. Her geçen gün bunun artacağını, seçim günü yaklaştıkça soğuk terler dökeceğini şimdiden söyleyebilirim.

Benim için üzücü bir durum olmamakla birlikte şunu söylemeliyim ki AKP, politika üretme konusundaki bugünkü yetersizliğini aşamadığı takdirde ateş giderek yükselecek ve sonunda balkon konuşmasını rakip ittifakın adayı yapacak.

TÜİK'in istihdam verileri dün yayımlandı.

Geçtiğimiz bir yılda 900 bin kişi işini kaybetti.

15 yaş üstü çalışabilir nüfusumuzun (63 milyon bir nüfustan söz ediyorum) yüzde 48,5'i istihdam edilebiliyor.

Çalışabilir nüfusumuzun yarısından çoğu işsiz.

Ve rejim, istatistik numaralarıyla işsizlik azalmış gibi yapıyor.

Zannediyorlar ki işsizlik azaldı derlerse, iş bulamadıkları için boş gözlerle kahvede oturanları kandırabilirler.

Zannediyorlar ki "Bayan Canan" ile uğraşarak, işsizleri oyalayabilirler.

Zannediyorlar ki Selahattin Demirtaş, Osman Kavala hapiste kalırsa, işsizler öğen yemeğinde bir Kars kazını yemiş gibi mutlu olur.

Erdoğan tabii akıllı adam, partisinin geri kalanları gibi değil.

O kaçınılmaz sonun yaklaştığını görüyor, Oğuzhan Asiltürk'ten medet umar hale bile gelmiş.

Benden bir çıkış yolu: Bu ülkenin yolsuzluklarla kaybettiği milyar dolarları, bir yolunu bulup yeni iş yaratacak sektörlere aktaramazsanız, milletin karnını "beka" nutuklarıyla doyuramazsınız.

Yazarın Diğer Yazıları

Adalet Bakanı yanlış biliyor

AKP iktidarının, 18 yılda Türkiye'yi getirdiği nokta bu. Yürürlükteki Anayasa'nın ilgili hükümlerinin uygulanabilmesi için bile ekstradan bir kanun çıkarmak gerekiyor!

Hiçbir şey olmadıysa bile bir şeyler oluyor gibi

Ahmet Davutoğlu'na yönelik "serok" tanımlamasıyla birlikte eski suç duyurusunu ve yeni iddianameyi bir çerçeve içine oturturken, siyasal şiddetin belli bir kesimi hedef alarak tırmandırıldığını da unutmayalım

Tuzlu su demokratları

Tatlı su demokratları da, tuzlu su demokratları da aslında bir elmanın iki yarısı gibiler ve aynı şeyden hoşlanmıyorlar: Demokrasinin kuru olanından! Günün birinde demokrasinin ıslatılmamış hâline kavuşursak, daha iyi anlayacağız