28 Kasım 2020

Erdoğan'ın bir çiftliği var

Kamu malları söz konusu ise "canı kaça isterse" satamaz. Nitekim Türkiye Varlık Fonu denilen kurum, Cumhuriyet tarihi boyunca yaratılan kamu varlıklarını içinde barındırıyor. Bunun kaça satıldığını öğrenmemizi istemiyorlarsa bir tek neden vardır: Mal, ölmüş eşek fiyatına satılmıştır!

Türkiye Varlık Fonu, İstanbul Borsası'nın yüzde 10'unu Katar Yatırım Otoritesi'ne sattı.

Satış fiyatını bilmiyoruz.

Bilmiyor olmamız normal çünkü Türkiye uzunca bir süredir Ali Baba'nın Çiftliği gibi yönetiliyor.

Seçimle iş başına getirdiğimiz yönetici, kendisini ülkenin sahibi zannediyor, çevresindeki kimse de kendisini bu yolda uyarmadığı gibi, muhalefetin uyarıları da işe yaramıyor.

Bu tür işlemler "ticari sır" gerekçesinin ardına saklanıyor.

Satılan mal bir şahsa ait olsaydı, bu gerekçe anlamlı olabilirdi.

Mesela Ferit Şahenk de İstinyepark'ta kendisine ait hisseleri aynı kuruma sattı. Kaça sattığını dedikodu yapmak için merak ediyor olsak bile esasen bizi ilgilendiren bir durum değildir. Adamın şahsi malı, uygun gördüğü fiyata satar.

Kamu malları söz konusu ise "canı kaça isterse" satamaz.

Sattığı şey babasının malı değildir.

Nitekim Türkiye Varlık Fonu denilen kurum, Cumhuriyet tarihi boyunca yaratılan kamu varlıklarını içinde barındırıyor.

Tabii, daha önce satılmadan kurtulup, elde kalanlar bunlar.

Bunun kaça satıldığını öğrenmemizi istemiyorlarsa bir tek neden vardır: Mal, ölmüş eşek fiyatına satılmıştır!

Aksi, hele de bu iktidar döneminde düşünülemez.

Eğer çok iyi bir fiyattan satmış olsalardı, bugün bütün gazetelerin manşetlerinde bu büyük ticari başarı, Recep Tayyip Erdoğan'ın gülümseyerek el sallayan bir fotoğrafı ile birlikte yer alacaktı.

Bir mal neden ucuza satılır?

Acil ihtiyacınız varsa, ucuza satmak zorunda kalabilirsiniz. Türkiye ekonomisinin büyüklüğünü düşündüğünüzde, Borsa İstanbul'un yüzde 10'luk hissesinin satışından elde edilebilecek gelir, devede kulak kalır.

Böyle bir rakama bile acil ihtiyacınız varsa, zaten batmışsınız demektir.

Kamu malının ucuza satılmasının bir başka nedeni, "çarkların yağlanmış olması" olabilir.

Yani bu kararı verenlerin, kendi şahsi hesaplarını çok iyi yönetseler bile devletin hesaplarını iyi yönetemediklerini gösterir.

Bütün az gelişmiş demokrasilerde, bu önemli bir faktör olarak hesaba katılmalıdır.

Çünkü bizimki gibi sözde demokrasilerde halka hesap verme alışkanlığı yoktur. Seçimden seçime halka hesap verildiği varsayılır.

Zaten bizim gibi ülkelerin Dünya Şeffaflık Endeksi'nde yerlerde sürünüyor olmasının nedeni de bu tür hesapların halktan kaçırılmak istenmesidir.

Geçen yıl Dünya Yolsuzluk Algı Endeksi'nde, 91. Sıraya kadar düşmüştük.

Son altı yılda, bu endekste düzenli olarak geriledik. Bu, altı yılda 38 sıra gerilemeye karşılık geliyor.

İktidarın iftiharla göğsüne takacağı bir madalya olmadığı çok açık.

Tam yazıyı bitirdiğim sırada, Borsa İstanbul'un, "ele verir talkını" misali yatırımcılara gönderdiği metin düştü önüme. Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun paylaştığı "Borsa İstanbul Grubu" metninde "Doğru yatırım kararı verebilmek için, doğru bilgiye sahip olmanızın çok önemli olduğunu hatırlatmak ister, yatırımlarınızda sermaye piyasalarını tercih ettiğiniz için bir kez daha teşekkür ederiz" diyor ki, sesli güldüm…

* * *

Reformun amacı demokrasi değil

Adalet Bakanı ile Maliye Bakanı, el ele verdiler ve TÜSİAD Başkan ve yöneticilerinden oluşan bir heyet ile "hukuk ve ekonomi reformunu" görüştüler.

Müjdeli haber de şu ki bundan sonra TOBB ile de görüşeceklermiş.

Maliye Bakanı Lütfü Elvan, "görüşmenin çok verimli geçtiğini" söylüyor.

Bunda şaşılacak bir durum yok.

Çünkü iş alemi biliyor ki hükümetin her dediğini "harika" tepkisiyle karşılamazlarsa, başlarına gelmeyen kalmıyor.

Fabrikaları basan iş müfettişleri mi ararsınız, hesapları didikleyen vergicileri mi?

Öte yandan reform konusunun TÜSİAD ile başlayıp TOBB ile sürecek olması, Cumhurbaşkanı'nın sözünü ettiği acı ilacın kime yutturulacağını da peşinen ortaya koyuyor: İlaç işçiler için hazırlanıyor!

Ve hukuk reformundan "daha çok demokrasi çıkacağını" zannedenler için de bir ip ucu var: Hukuk reformu, iş aleminin kendisini rahat hissetmesi için yapılacak, memlekete demokrasi gelsin diye değil.

AKP de kendisinden önceki bütün sağ iktidarlar gibi öncelikle sermaye sınıfını gözetiyor.

Onlardan artan olursa, oy versinler diye işçiye, memura, dar gelirli emekliye de bir şeyler damlar belki.

* * *

Pişkinlik mi, arsızlık mı?

İstanbul'da Sultan Mahmut tarafından yaptırılan 270 yıllık "1. Mahmut Çeşmesi", AKP Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı tarafından restore edilmiş.

Fatma Aksu'nun Hürriyet'teki haberine göre Çamlı, restorasyon sırasında çeşmenin kitabesini de değiştirip, babasının adını da ekletmiş.

Durum eleştirilince de "Bu algı çalışması. Benim üzerimden siyasi ranta çevirmeye çalışıyorlar" diyor.

Tipik bir AKP'li var karşımızda yani: Suçüstü yakalanınca üste çıkarak kurtulma çabası.

Tarihi çeşmenin kitabesini değiştiriyor, bunu haber yapan ve eleştirenleri suçluyor!

Pişkinlik mi desem, arsızlık mı desem, karar veremedim.

Tabii bir yandan İstanbul'daki kültürel ve tarihi eserleri korumakla görevli kurumun, bu restorasyon sırasında ne ile meşgul olduğunu da merak ediyorum.

Tarihi kitabe kaldırılıp, bir kenara atılıyor ve yerine uyduruk bir yenisi takılıyor ve bu kurum seyrediyor!

Hiç olmazsa tarihi kitabeyi doğru dürüst bir yere kaldırıp, saklasalardı.

Yazarın Diğer Yazıları

Erdoğan'ın gerçek ötesi dünyası

Cumhurbaşkanı, doğru olmadığını kesinlikle bildiği bir gerçeği nasıl olup da böyle gönül rahatlığıyla çarpıtabiliyor?

Bir çöküşün öyküsü

2021’de yaşadıklarımız gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor. Bu geçmişe ne kadar "rüya" diyebiliriz, emin olun bilmiyorum. İçinden iyi şeyler ayıklayabilirim kuşkusuz ama sanki giderek koyulaşan bir kâbusun içinden geçip gitmekteymişim gibi hissediyorum

Erdoğan az gitti, uz gitti, arpa boyu yol gitti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, belli aralıklarla AB’ye tam üyelikten, Türkiye’nin bu hedefe bağlılığından filan söz ediyor ama iş bunun gereklerini yerine getirmeye gelince ortalıkta yok.