29 Ağustos 2019

“Ensar – Muhacir” muhabbetine ne oldu?

Cumhurbaşkanı bir hayli gecikerek de olsa Sığınmacılar ile ilgili “açık sınır” politikasının yanlışlığını artık kabul ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Moskova’da İdlib sorunu ile ilgili konuşurken şunu söyledi:

“İdlib bölgesinde rejimin davranışları sonucunda Türkiye istikametinde 1,5 milyon mülteci yola çıkabilir. Şam rejiminin bu davranışı Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit etmektedir.”

Demek ki neymiş?

Bir ülkenin sınırlarına doğru 1,5 milyon kişinin mülteci olarak yola çıkması, o ülkenin milli güvenliğini tehdit ediyormuş.

Peki 1,5 milyon sığınmacı, milli güvenliği tehdit ediyorsa, 4 milyon sığınmacı milli güvenliğe ne yapar?

Cumhurbaşkanı belki hatırlamıyor olabilir, “ensardı, muhacirdi” derken ülkemize sığınan kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 650 bini buldu.

Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı bir hayli gecikerek de olsa Sığınmacılar ile ilgili “açık sınır” politikasının yanlışlığını artık kabul ediyor.

Elbette zamanında çok “ensar – muhacir” muhabbeti yaptığı için bunu açıkça söyleyemiyor, “bari bu 1,5 milyon gelmesin” telaşında!

***

Dış politikada “rüzgâr gülü” dönemi

Cumhurbaşkanı, maşallah Putin ile çok samimi.

Putin ile silah fuarını gezerlerken aralarındaki “muhabbet” doğrusunu isterseniz tam “kıskananlar çatlasın” dedirtecek türdendi.

Bugün besleme basında, Putin’in Erdoğan hayranlığı ve bunun uluslararası ilişkilerdeki yansımaları konulu çok yazı okuyabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı’nın Putin ile muhabbet ederken söyledikleri, Türkiye’nin batı ittifakından duygusal kopuşunun artık ete kemiğe de bürünmekte olduğunu düşündürtüyor bana.

Mesela F 35’lerin rakibi SU – 57’lere talip olması bir örnek.

Gerçi Rus savaş endüstrisinin en son ileri teknoloji ürünü için “uçuyor mu bu” gibi muhatabını şallak mallak edecek bir soru sordu ama olacak artık o kadar.

Belli ki önceden ders çalışılmamış, hangi konuda ne söylenmesi gerektiği konusunda kafa yorulmamış.

O iş zaten monşerler devrinde kaldı! Yok “o kelimeyi değil de bu kelimeyi seçelim, virgülü oraya değil buraya alalım” türünden abukluklar monşerlere mahsustu, koskoca Reis monşer gibi davranacak değil ya? Talleyrand mezarında ters dönecek ama olsun!

Şimdi dış politikada esas olan “doğaçlama” yeteneği.

Bunun sonucu olarak helikopter incelerken çarşı esnafı usulü pazarlıklar da oldu: Kaça bırakıyorsun bunu?

Putin’in yanıtı da soruya uygundu: Bunu alırsan, limuzin yanında bedava!

Reis limuzin fiyatını bile sordu da “sizde ucuza yangın uçağı filan var mı” diye sormayı akıl da edemedi. Gitmişken iki üç tane alaydı, ne iyi olurdu.

İşin muhabbet yanı bir yana, Erdoğan’ın şu sözlerinin altını çizelim:

“S-400 ile ilgili pek çok dedikodu yapıldı. Biz hiçbirine kulak asmadık. Bugün de S-400’ün ikinci etabı başladı. Elemanlarımızın yetiştirilmesi, burada yine aynı devam ediyor. Bu dayanışmamızı savunma sanayinin birçok alanında sürdürelim istiyoruz. Bu yolcu uçaklarında olabilir, savaş uçaklarında olabilir. Tüm mesele buradaki dayanışma ruhudur. Bu dayanışma ruhunu biz bundan sonraki süreçte radar karıştırıcılar olsun, roketlerde olsun, savunma sistemlerinin değişik alanlarında olsun yapabileceğimizi notlarımıza aldık, bunları süratle geliştireceğiz.”

Bir NATO üyesi, AB’ye üye olmak da istiyor ve bu iki kurumun ortak stratejik düşman diye bellediği ülkeden radar karıştırıcı, roket filan almayı planlıyor.

 Sorum bununla ilgili: Bizim gerçekten bir dış politikamız var mı? Yoksa rüzgâr nereden esiyorsa o yöne dönen rüzgâr güllerine mi döndük?

***

Kaynaklar avanta olarak dağıtılmaz ise

Yıllardır her şiddetli yağmurda İstanbul’un bazı bölgelerinde aynı şey yaşanıyor.

Su akacak yer bulamıyor ve alt geçitleri, dereyken üstü kapatılıp yol yapılan caddeleri, çukur semtleri sel götürüyor.

Normal dışı yağışlar gelişmiş kentlerde de sorun yaratır. Ama sadece bir kere için!

Suyun neden akıp gitmediği tespit edilir, sorun ona göre çözülür.

Ama İstanbul’da 25 yıldır şehri yöneten AKP yöneticileri ki en başta da Recep Tayyip Erdoğan vardı, bir çözüm bulamadılar.

Geçenlerde de İstanbul’da aynı yerleri yine su bastı, hatırlarsınız.

Yeni belediye başkanı, sanki bu kentin alt yapısını yapmak 25 yıldır onun sorumluluğundaymış gibi eleştirildi.

Gerçi o da bazı iletişim hataları yaptı ama bu, sel ile ilgili gerçeği değiştirmiyor, onun sorumlu tutulması haksızlık.

Ama belli bir süre sonra elbette sorumlu olarak karşımıza Ekrem İmamoğlu’nu alacağız.

Nitekim, son selden sonra İmamoğlu emir vermiş ve sürekli baskına uğrayan yerler ile ilgili bir acil çözüm planı devreye sokulmuş.

Dün T24’te yayımlanan habere göre belirlenen 16 kritik noktada 437 milyon liralık bir yatırımla ve kısa vadede sorun çözülecek.

AKP’li belediye yönetiminin vakıf çalışanı görüntülü aparatçiklerine aktardığı kaynağın 357 milyon lira olduğunu da hatırlayalım.

Yani sadece bu vakıflara verdikleri avantayı bir yıl kesselerdi, İstanbul’un sel sorununun önemli bölümünü halledebilirlerdi.

Belediyenin kaynakları, İstanbul için kullanmaya başlandığında nelerin kolayca yapılabileceğini de hep birlikte göreceğiz.

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Çoklu kişilik bozukluğu sendromu olmalı

Adalet reformu, yargı sistemimizdeki çoklu kişilik bozukluğunu tedavi edebilir mi, bilemiyorum. Tedavi edeceğiz derken, arada sırada doğru karar veren kişiliği yok etmesinler ama!

Özlenen görüntüler bunlar

Çocukları kaçırılan annelerin dramı, Diyarbakır Emniyeti’nde bir zihin açıklığına neden olmuş

Emniyet’te sapık mı var?

Soyut suçlamalarla, kadınların en özel bilgilerini elde etmeye çalışan birisine, sivil ve sıradan bir şahsiyet olsa hemen “sapık” damgasını yapıştırırız