11 Temmuz 2019

Elleşmeyin kendisi gider!

Gerçeklikle bağı kopmuş bir tek adam yönetimindeki bir partinin ilk seçimde yuvarlanıp gitmesi zaten kaçınılmazdır. Ali Babacan parti kursa da böyle olur, kurmasa da

Hasan Ağabey (yani Hasan Cemal. Yakından tanıyıp, sevdiğim insanlara, aramız resmiymiş gibi isim – soyadı birlikte hitap etmek bana tuhaf geliyor da.) dün T24’teki yazısında Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidardan indirecek “sihirli formülü” açıkladı: Muhalefetin bir demokrasi deklarasyonu yayınlayıp, TBMM zemininde bir Anayasa tartışması başlatması!

Okurken kulağa iyi geliyor tabii.

Öte yandan bu fikrin genel kabul görmesi olasılığı da bende bir endişe yaratmıyor değil.

Bizim memleketin liberalleri çok çabuk heveslenip, çokça da yanılıyorlar.

Diyebilirim ki bu konuda Recep Tayyip Erdoğan ile yarışabilirler.

Afyon’un köylerinden birinde çiftçi kan ter içinde tarlada çalışırken, ahlat ağacının gölgesinde oynamakta olan küçük oğlu seslenmiş: “Bubaaa, tayyare geçi!”

Çiftçi doğrulmuş, alnındaki teri silmiş, “elleşme len geçsin” demiş!

Yazının başlığını, o nedenle böyle attım.

Elleşmeyin, kendi kendisine gidecek zaten!         

Maiyet gazetecilerinin bildirdiğine göre Erdoğan, seçim yenilgisinin ardından “durum değerlendirmesi” yapmış.

Şöyle ki: Erdoğan’a göre ekonomide göstergeler iyiye gidiyormuş.

Zaten dün de söyledi: “İşsizlik ve borçlanma bir parça yükseldi. Bunun farkındayız ama iyi bir yerdeyiz.”

Kırmızı çizgileri Berat Albayrak ve S – 400’lermiş.

Damadı anladım ama öbürüyle nasıl bir duygusal bağ geliştirdiğini kavrayamadım.

Milletvekillerine “medya ve muhalefet istiyor diye kabine değişikliğine gidecek değilim. Bunu yaparsak yarın başka dayatmalar gelir karşımıza” demiş.

“Medya ve siyaset değişiklik istediği sürece” kabinede değişiklik olmayacakmış.

Demek ki muhalefetin taktiği bu olmalı: Her gün “kabineyi değiştir” demek!

Merkez Bankası müdürünün değiştirilmesiyle enflasyonun da tek haneli rakamlara ineceğine inanıyormuş. “Muş” değil, zaten iki gündür başka şey söylemiyor.

Uzatmayayım, öyle görünüyor ki Erdoğan bir hayal aleminde yaşıyor, çevresindekiler kendisine gerçekleri anlatmıyor, bizim gibi gerçekleri söylemeye çalışanları da dinlemiyor hatta bunları söylememizden kuşkulanıyor.

Gerçeklikle bağı kopmuş bir tek adam yönetimindeki bir partinin ilk seçimde yuvarlanıp gitmesi zaten kaçınılmazdır.

Ali Babacan parti kursa da böyle olur, kurmasa da.

Onun için diyorum ki elleşmeyin kendisi gidecek zaten!

Ümmeti parçalamak!

Ali Babacan, parti kurmak üzere partiden istifa edeceğini AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyince, şu yanıtı almış:

“Yolunuz, yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz.”

Ümmet kelimesi Arapçada “sınıf, cemaat” demek. Türkçede “bir peygambere inanıp, onun yolunu seçen kimselerin tümü” anlamına geliyor.

Özel olarak da Müslüman olan, Hazreti Muhammet’in yolundan giden Müslümanların tümünü tarif etmek için kullanılıyor.

Yani Ali Babacan bir parti kurarsa,  bu Erdoğan’a göre Müslümanların parçalanması anlamına geliyor.

Memleketimizin İslamcıları ağızlarını her açtıklarında bu ülkenin yüzde 99.9’unun Müslüman olduğunu söylerler.

Bu durumda ümmetin zaten bölünmüş olması lazım, CHP’si var, HDP’si var, MHP’si var, İP’si var, TKP, VP, var oğlu var!

Demek ki AKP Genel Başkanı, “ümmet” kelimesine yeni bir içerik vermiş.

Parti kurulunca ümmet bölüneceğine göre, sadece AKP’lileri ümmet olarak tanımlıyor olmalı.

Kusura bakmasın ama bunun birleştirici olması gereken Cumhurbaşkanlığı makamıyla bir ilişkisini kuramıyorum.

Babacan ekibinin kuracağı parti başarılı olacak ise bunda Cumhurbaşkanı’nın bu bölücü tutumlarının da çok payı olacak.

Etrafındakiler sopadan korkup ona söylemezler, ben söylemiş olayım.

Ben rahat dursam, avukatları durmuyor!

İki gün önce Binali Yıldırım’ı bu hafta rahat bırakacağımı, sorduğum sorulara bu hafta yanıt vermese de olacağını yazmıştım.

Bunu yazarken Binali Bey’in, parti işleriyle uğraşırken vaktini almamayı amaçlıyordum.

Biliyorsunuz yeni bir parti kuruluyor, bu parti AKP’nin seçmenine talip olacak.

Binali Bey de İstanbul sevdasıyla dolu kırık kalbini oyalamak için belki bu partiye karşı yürütülen çalışmalara önderlik eder, adamcağızı meşgul etmemeyim diye düşünmüştüm.

Ama baktım ben rahat dursam bile Binali Bey’in avukatları rahat durmuyor.

Bu sefer de benim yazımın linkini vererek, aynı soruyu soran gazeteci İsmail Saymaz’ın tweetlerine erişim engeli kararı aldırmışlar.

Erişim engelleme kararı sadece Saymaz ile ilgili değil, daha birçok twitter kullanıcısının başına da aynı iş gelmiş durumda.

Bununla da durmamışlar, daha önce erişim engelleme kararı aldıkları bir haberi duyuran habere de erişim engelleme kararı çıkarttırmışlar.

Bir politikacının özel hayatı, kamu çıkarı söz konusu olduğunda didik didik edilebilir.

Binali Bey, bu ülkede bakanlık ve başbakanlık yaptı, TBMM Başkanlığı’na seçildi.

Gazetecilerin onu sorgulaması, kamuoyunun merak ettiği soruların yanıtlarını araması kamu yararına bir eylemdir.

Bununla ilgili birçok AİHM kararı var.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi daha geçenlerde karar verdi ki bu tür “erişim engelleme kararları düşünce özgürlüğünü ihlal eder, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle uyuşmaz”.

Bütün hayatı memuriyette geçmiş bir politikacının çocuklarının büyüleyici iktisadi başarılarını kamuoyunun merak etmesinden daha doğal bir şey yoktur.

Üstelik Binali Bey de şeffaflıktan yana olduğunu, her şeyin incelenebileceğini bizzat kendi ağzıyla söyledi.

Onunla kişisel bir derdimiz, husumetimiz yok.

Onun değil, mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nun çocuklarının böyle büyük iktisadi başarıları söz konusu olsaydı, onu da merak ederdik.

“Çocuklarınız bu işi nasıl başardı” diye sormanın neresi Binali Bey’in kişilik haklarını ihlal ediyor?

Binali Bey, avukatlarınıza benden selam söyleyin.

Böyle inatlaşmaya devam ederlerse, öyle bir sosyal medya fırtınası kopar ki Türkiye’nin bütün hakimlerini gece gündüz çalıştırsanız, erişim engellemeye gücünüz yetmez.

Utanılacak bir şey yok nasıl olsa, açıklayın gidiversin, siz de rahatlayın, mahkemeler de rahatlasın!

Yazarın Diğer Yazıları

Keşke tostunu yiyip gelseydi!

Şentop Bey’in, “Parlamenter sistemlerin iyi işlediği yerlerde monarşi ya da federalizm vardır” sözlerini Müge Anlı duymasın, yarışma programında bu cevap insanı utandırabilir

İftihar edilecek bir ülke tablosu değil

Hukuk dışına çıkmış polis gücü ile mesela mafyanın silahlı adamlarının uyguladığı şiddet arasında bir fark yoktur

Siyasi ayağı ortaya çıkarmak kimin işi?

Erdoğan, TSK’daki tasfiye operasyonlarına göz yummasaydı, o davaların savcısı gibi hareket etmeseydi, Fethullahçı subaylar generalliğe yükselebilecekler miydi?