07 Eylül 2019

Efendisine kızacağız, uşağına değil!

Candan Kaftancıoğlu’na yargılama tiyatrosundan sonra kesilen ceza, Ekrem İmamoğlu için nelerin planlanmakta olduğunun ipuçlarını veriyor

Canan Kaftancıoğlu’nu hapse atmak için kurgulanmış tiyatro, bir mahkeme salonunda sergilendi ve sonuç: Toplam 9 yıl 8 ay, ertelemesiz hapis cezası!

Bu kararın temyiz aşamalarını geçemeyeceğini, Yargıtay, AYM ve AİHM içtihatlarına aykırı olduğunu söylemeye gerek yok.

O kararlar geldiği gün, bu kararı veren mahkeme heyetinin yüzlerini görmeyi çok isterim.

Ama bu imkânsız, göremeyeceğiz maalesef.

Cumartesi günleri, hafta sonudur diye eğlencelik şeyler yazmak istiyorum aslında.

Ama bugün Canan Kaftancıoğlu’nun mahkumiyetine neden olan bir Nazım Hikmet şiirini paylaşacağım sizlerle.

“Sen bu kavgada

bir nokta bile değil

bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin.

Ben, kızabilir miyim sana?

Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir bir posta tatarına,

bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp uşağını dövmek”

***

Pazara bizler de buradayız, bekleriz!

 

Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Canan Kaftancıoğlu 9 yıl 8 ay ertelemesiz hapis cezasına çarptırılırken, Recep Tayyip Erdoğan’a vaktiyle daha ağır hakaret ettiği için İçişleri Bakanı yapılan Süleyman Soylu pazar gününe randevu verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanıp atanmayacağı sorulunca, “Pazar sabahı açıklayacağım” dedi.

Pazar günü ne açıklayacağını göreceğiz.

İstanbul’daki büyük avantanın kesilmesinin bazı sonuçlarının olmasını elbette bekliyoruz.

Bunu kayyım atamaya kadar vardırabilecekler mi, orasını göreceğiz.

Türkiye, ağır bir faşizme doğru sürükleniyor.

Candan Kaftancıoğlu’na yargılama tiyatrosundan sonra kesilen ceza, Ekrem İmamoğlu için nelerin planlanmakta olduğunun ipuçlarını da veriyor.

İktidardaki heyet, gelecek seçimlerde artık orada olamayacağını iyice idrak etmiş durumda.

Onun için her türlü çılgınlığa kalkışabileceklerini, tıynetlerini göz önüne aldığımızda tahmin etmek zor değil.

Şiddete, baskıya hazırlıklı olmalıyız.

Demokrasi mücadelesi kolay bir mücadele değil.

Bu yol zorluklarla, acılarla dolu.

Ama kazanan her zaman demokrasi güçleri oldu.

Tarihe bakın: Hangi faşistten bugün “rahmetle” söz ediliyor.

Merak etmeyin, bugünün faşistleri de ileride, geçmişin faşistlerinden daha farklı anılmayacaklar.

***

“Kapıları açarım” şantajı işe yaramaz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AB ülkelerini, İdlib konusunda bir şeyler yapmaları için uyarırken “olmadı kapıları açarız” dedi.

“Ya destek verecekseniz verin, vermezseniz kusura bakmayın. Bir yere kadar katlandık, katlanıyoruz. Bu yükü sadece biz mi çekeceğiz?” diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye’nin 3 milyon 650 bin Suriyeli sığınmacı için 8 yılda 40 milyar dolar harcadığını söylüyor ve AB’den 3 milyar Euro gibi bir destek geldiğini açıklıyor.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Natacha Bertaud ise 6 milyar Euro’luk yardım paketinin 5,6 milyarının Türkiye’ye aktarıldığını söylüyor.

Hangisinin doğru söylediğini bilemem, bunun o kadar önemi de yok zaten.

Dikkatinizi çekeceğim şey şu:

Türkiye, AB ile bir geri kabul anlaşması imzaladı. Türkiye’den, AB topraklarına yasa dışı yollarla geçen her bir sığınmacıyı geri almak zorundayız.

O vakit bu anlaşmayı imzalarken Türkiye’nin başka bazı koşulları da yerine getirerek vizenin kaldırılması söz konusuydu.

Erdoğan, muhalif olan herkesi terörist diye hapse atmak tutkusundan vazgeçemediği için Türkiye üzerine düşeni yapamadı, vize kalkmadı.

Şimdi bu anlaşmayı askıya almakla mı tehdit ediyoruz AB’yi?

Öte yandan “sınırları açarım” ne demek?

Evet, buradan gitsinler diye sınırları açabilirsiniz de öteki devletlerin sınırlarını açıp, giden herkesi buyur edeceğini nereden çıkarıyorsunuz?

İki sınır arasındaki bölgede yüz binlerce insanın perişan olmasından, insanlık dramları yaşanmasından sorumlu olmak mı istiyorsunuz?

Uluslararası ilişkiler böyle akla ilk gelen şeyi söyleyerek yürütülmez. Hele şantajla hiç!

Erdoğan “bu yükü sadece biz mi çekeceğiz” diye de soruyor.

Öyle görünüyor ki bir tek biz çekeceğiz.

Merkel’in Şam’daki kilisede dua etme hayali yoktu mesela.

Atasözü eskidir ama hep böyle olur: Domuzu, vurana sürütürler!

İdeolojik saplantılarınız yüzünden, elli yılda, yüz yılda çözülemeyecek bir soruna sebep oldunuz.

Türkiye, sekiz yılda 40 milyar doları, mesela eğitime harcasaydı bugün gelecek ile ilgili bambaşka umutlarımız olabilirdi.

40 milyar doları deyim yerindeyse kibrit çakıp yaktınız ve bu bununla da kalmayacak çünkü o insanların çok büyük bölümü buradan bir yere gitmeyecek.

Sorunu siz yarattınız, siz çözmek zorundasınız.

Çözemeyeceğinizi görüyoruz, bari bir kere olsun yanıldığınızı kabul edin de millet sizi affedip etmeyeceğine kendisi karar versin.

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Çoklu kişilik bozukluğu sendromu olmalı

Adalet reformu, yargı sistemimizdeki çoklu kişilik bozukluğunu tedavi edebilir mi, bilemiyorum. Tedavi edeceğiz derken, arada sırada doğru karar veren kişiliği yok etmesinler ama!

Özlenen görüntüler bunlar

Çocukları kaçırılan annelerin dramı, Diyarbakır Emniyeti’nde bir zihin açıklığına neden olmuş

Emniyet’te sapık mı var?

Soyut suçlamalarla, kadınların en özel bilgilerini elde etmeye çalışan birisine, sivil ve sıradan bir şahsiyet olsa hemen “sapık” damgasını yapıştırırız