25 Ocak 2022

Bir büyük orta oyununun tam göbeğindeyiz

“Vatandaşı olmasak çok eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz” sözü kime aittir, kaynak göstermeden alıntıladığım için peşinen özür dilerim ama tam da bu söze uygun bir reality show'un içinden geçiyoruz.

Böyle durumlara, Hollywood klişeleri ile dalga geçilen, mizahi filmlerde rastlanabilir.

“Vatandaşı olmasak çok eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz” sözü kime aittir, kaynak göstermeden alıntıladığım için peşinen özür dilerim ama tam da bu söze uygun bir reality show'un içinden geçiyoruz.

Sacha Baron Cohen’in, Diktatör diye bir filmi var, izlemediyseniz tam zamanı, hemen izleyin.

Seyirciyi güldürsün diye filme konulan sahneler, diyaloglar gerçek yaşamımızdan alınmış gibi.

Acaba bunu ileri sürerek, filmin telif haklarından ülkemize bir pay koparılabilir mi? Nebati Bey bunu da düşünse iyi olur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etti denilerek, Sedef Kabaş’ın tutuklanması ise daha çok bir fıkrayı hatırlatıyor bana.

“Yağmur yağıyor” denildiğinde, “sen bana ördek mi demek istedin” diye kıllanan adam ile ilgili fıkrayı!

Ama gülemiyoruz çünkü olay gerçek!

Kabaş’ın tutuklu yargılanmasına karar verilmesinin gerekçesi “öngörülen cezanın yüksekliği nedeniyle kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olması”!

TCK’ya göre Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği mahkemece sabit bulunan kişi 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Suç alenen işlendiyse ceza altıda bir oranında arttırılır.

Kabaş’ın daha önce böyle bir suçtan hüküm giymediğini biliyoruz.

Dolayısıyla cezanın en üst sınırdan verilmesi, yargı geleneklerimiz açısından mümkün görünmüyor.

Hakaret olduğu iddia edilen cümlede Erdoğan’a yönelik doğrudan bir ifade yok.

Bir atasözünün, savcı tarafından Erdoğan’a yakıştırılması var ki belki de Cumhurbaşkanı’na hakaret etti diye aslında savcıyı yargılamak gerekiyor.

Kaldı ki Kabaş da hakaret amacıyla bu sözü söylemediğini belirtiyor.

Yani “öngörülen cezanın yüksekliği” bir gerekçe değil çünkü Kabaş hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olsa bile bu, cezaevinde yatmasını gerektirmeyecek bir süre olacak, niye kaçsın?

Hâkim beye hukuk diplomasını veren fakültenin hocalarını elbette suçlayamayız, belli ki hâkim bey de düzenin kurbanı olmuş.

Hâkim ve savcı da biliyor ki Kabaş’ı bu yüzden cezaevinde yatıramayacaklar, tutuklama yoluyla peşin bir ceza verelim diye düşünmüşler.

Çünkü Adalet Bakanı’ndan tutun da “öfkelenen adam” Devlet Bahçeli’ye kadar rejimin ağababaları öyle istiyor.

İşte bu, diktatörlük ile demokrasi arasında sıkışıp kalmış bir ülkeye özgü bir durum.

İçinde yaşadığımız mizah da zaten bu zıtlıktan ortaya çıkıyor ama gülemiyoruz.

Öfkelenen Adam Devlet Bahçeli de Sedef Kabaş’a çok kızgın.

“Tutuklanmasıyla bağımsız ve tarafsız yargı süreci başlamıştır” diyor ki gel de gülme.

Şunu da not ettim:

“Elbette kötü söz bumerang gibidir. Eninde sonunda dönüp dolaşıp sahibini bulacak, hatta mahcup ve ahlaken de mahkûm edecektir.”

Bu sözleri söyleyen Devlet Bahçeli’nin daha önce Erdoğan’a neler söylediğini internetten buldum, ancak buraya aktaramıyorum.

Bu sözleri herhangi birimiz bugün söylersek kendimizi Kabaş gibi hapiste buluruz.

Acaba Öfkelenen Adam Bahçeli Bey, bu eski sözleri nedeniyle kendisini mahcup ve ahlaken mahkûm hissettiği için mi Erdoğan’ın peşinden ayrılmıyor?

Sezen Aksu’nun dilinin koparılmak istenmesine neden olan şarkı sözü olayı da böyle değil mi?

Bir dangalak günün birinde bu şarkıdan Âdem ile Havva’ya hakaret çıkartıyor ve ülkenin Cumhurbaşkanı bile onun kuyruğuna takılmaya çok istekli.

Sezen Aksu’yu savcılığa şikâyet etmeye giden bir güruhun sözcüsü, dilekçesini verdikten sonra bakın ne diyor? Şehitlerimize asla laf söyletmeyiz. Bundan sonra söyletmeyeceğiz. Onlara laf söyleyenlerin dillerini keseceğimizi buradan ilan ediyoruz. İçişleri Bakanımızın da dediği gibi, beyinlerine sıkacağız, kafalarına. İnlerinde hepsini ezeceğiz. Dağda, PKK’yı Kandil’de nasıl eziyorsak, onları savunanlara da bunu bir defa daha söylüyoruz.”

“Âdem ile Havva’dan şehitlere nasıl geldin birader” diye sormayın çünkü büyük olasılıkla şikâyet dilekçesini niye verdiğini de bilmiyor.

Bir de okumuş yazmış pişekarlar var.

Bizim orta oyunu geleneğimizde “pişekar” karakteri, arabulucu bir karakterdir.

Küskünleri barıştırır, arabuluculuk yapmaya çalışır, sıkıyı görünce de dilini tutar.

Bu orta oyunundaki pişekarlar da ciddi ciddi Kur’an-ı Kerim’den tutun da diğer kutsal kitaplara kadar kaynakları şahit göstererek Âdem ile Havva’nın eğitim durumlarını açıklamaya çalışıyorlar ki “hassas Müslümanlar” Sezen’in dilini koparmasınlar!

İyi de adamların zaten böyle bir derdi yok ki.

Hayatlarında kendi kitapları dahil kutsal kitapların hiçbirini okumamışlar. Bir tane ilaç prospektüsü okudukları bile meçhul!

Barış Manço’nun “Âdem oğlu kızgın fırın, Havva kızı mercimek” şarkısı ile göbek atmış olmaları bile mümkün.

Ve bizim Pişekarlar, bunlara anlatmaya çalışıyorlar ki o öyle değil de bu da böyle değil!

Ve başrolünde memleketimizin en üst yöneticileri, en iyi şarkıcısı, en çok seyredilen televizyon habercisi olan bu orta oyununda Pişekar olamayacağım için Kavuklu olmaya karar verdim.

Kavuklu, sözünü sakınmayan ancak cahil bir tiptir ki aslında bu özellikleriyle biraz bana da benziyor.

Cehaletime versinler, gerçekten merak ediyorum:

Hazreti Âdem Babamız ve Havva Anamız neandherthal miydi, homo habilis mi? Kabil ve Habil, homo erectus muydu, homosapiens mi?

Aramızda, bunları okuduktan sonra suç duyurusu yapmak için en yakın savcılığa koşturmak isteyenler olabilir ki şunu bilmelerinde yarar var:

Buradaki “homo” sizin anladığınız anlamda değil!

Yazarın Diğer Yazıları

Kamu kaynaklarıyla özel vakıf olmaz

Erdoğan ailesi de bu vakıflar ile ilgili olarak özel bir hesap peşinde değilse, iktidardan düştüklerinde vakıfların yönetimini seçilmiş kamu yöneticilerine ya da doğrudan doğruya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yönetimine devredeceklerini taahhüt etmelidir

Miçotakis'e söylüyor ama biz duyalım istiyor

Erdoğan, diğer bütün otoriter rejimler gibi biliyor ki halkınızı dış kaynaklı tehditlerin varlığına ikna edebilirseniz, içerdeki ayrışmayı engeller, halkın yeniden arkanızda toplanmasını sağlayabilirsiniz

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Çaresiz milyonlarca insana umut olabilecek bir program ortaya koymadan muhafazakâr kitlelerle helalleşmenin de mümkün olamayacağını söylemeliyim. O insanlar da muhafazakâr oldukları kadar işsizler, açlar, geleceklerinden emin değiller