24 Aralık 2018

Bedel Ödetme Müdürü haykırdı: Atın hapse!

"Metin Ağabey gibi çelebi bir adam, 'bedel ödetme müdürünü' niye kızdırmış olabilir?"

Ertuğrul Özkök ve Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na göre hâlâ orta yaşlı bile sayılmayacak bir yaşa gelmiş olmakla birlikte yine de sanki yaşlı bir bilgeymiş gibi söylemeliyim ki, arkadaşlar çok şanslıyız!
Niye diye soracak olursanız yanıtımı da okumak zorundasınız: Çünkü başımızda “dünya bedel ödetme genel müdürü” var!
Kim ne yapar, ne söyler; bunu karşılığında ne bedel ödemesi gerekir, o biliyor.
Bu bedel bazen hapishane olabiliyor, bazen başka bir şey.
“Başka şey” nedir, onu tam bilemiyoruz.
Mesela imam hatipli bir petrolcü vardı, o az kalsın kucağa oturacaktı ki “kucağa oturmak” deyince kulağa hoş gelmiyor. Ben olsam “deraguş edeceğim” derdim ki daha nezih!
Tabii bu eski deyimleri gençler bilmiyor, cümle içinde kullanırsak daha iyi.
Orta okulda şahane bir edebiyat hocamız vardı, o bu tür kelime ya da deyimlerin anlamını “cümle içinde kullanarak” öğretmeye çalışırdı. Ben de öyle yapacağım. Buyurun:
“İki karış boyundaki çayırların içine yuvarlanmış, yekdiğerini derâguş etmiş iki vücut görmekte idi.”(Nur içinde yatsın, Nâbîzâde Nâzım).
Umarım açıklayıcı olmuştur, yani deraguş etmek, birbirini kucaklamak anlamına geliyor ki o petrolcüyü, yapması gereken bağışı zamanında yapmaz ise bekleyen de buydu!
Bundan ben bir kötülük çıkarmıyorum tabii. İnsanların birbirine sarılması neden kötü bir şey olsun ki?
Özür dilerim, sözü uzattım.
Dün bedel ödemesi gerekenler listesine Metin Akpınar’ı da koydular. Hepimizin Metin Ağabey’ini!
Ve memleketimizin bağımsız yargısı, bundan tamamen bağımsız olarak Metin ağabey ile ilgili soruşturma başlattı.
“Soruşturma başlattı” diye küçümsemeyin, sonu her yere varabilir!
Ama bunun “bağımsız bir karar” olduğunun altını çizelim.
Metin Ağabey gibi çelebi bir adam, “bedel ödetme müdürünü” niye kızdırmış olabilir?
Merak ettim, T24 başta olmak üzere bütün haber kaynaklarını taradım.
Korkudan ödüm patladı! Meğerse Metin Akpınar, “iç savaş başlatmak ve darbe yaptırmak için çağrıda bulunmuş”!
Hemen nöbetçi eczaneden bir Zoviraks aldım ki korkudan uçuk çıkarsa, süreyim, kızlar beni çirkin görmesin diye!
“Kimin Bedel Ödeyeceğini Ve Ne Zaman Ödemesi Gerektiğini Bilen Adamlar” bence hiç bir şeyi tam olarak kendileri okumuyorlar.
Birileri onlara bir şeyler söylüyor, o da bunlara inanıyor sonra öfkeyle ayağa fırlıyor: Bedel ödesinler!
Bedel, üç – beş lira olsa kolay, 20 – 30 lira olsa aramızda para toplarız, o da olabilir. Ama “darbe kışkırtıcılığının” bedelini toplansak da ödememiz mümkün olmaz.
Metin Ağabey’e haliyle sinirlendim: “Niye abuk sabuk konuşuyor ve bedel ödetme müdürünün canını sıkıyorsun” diye.
Öte yandan bağımsız savcılarımıza da sormak isterim:
Metin Akpınar’ın gerçekten iç savaş başlatmak istediğine inanabiliyor musunuz?
Gerçekten artık saçmalıyorsunuz gibi geliyor bana.
“Ayıptır, günahtır, yazıktır!”
Bu sözlerin neden tarihe geçtiğini ve aradan bunca yıl geçtikten sonra bile neden unutulmadığını biliyor musunuz?
Tarihte böyle mi anılmak istiyorsunuz?
Not: Yazının başlığını Yahya Kemal Beyatlı’nın Akıncılar şiirinden uyarladım, umarım bunun için de bir bedel ödemem gerekmez:
“Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı: İlerle / Bir yaz günü geçtik, Tuna’dan kafilelerle!”


                                  ***

Sonunda hepimiz vejetaryen olacağız

Canan Karatay Hoca’ya buradan selam olsun ki yakında istesek de istemesek de hepimiz vejetaryen olacağız!
Yandaş medyada dün bir “müjdeli haber” vardı.
Yandaş medyanın işi bu zaten, her gün bir ya da iki tane müjdeli haber bulmak zorundalar.
Mesela son altı ayda emekli maaşlarına dört kere, memur yan ödemelerine iki kere zam geldiğini yazdılar.
Dolar da bu arada “tarihi” düşüşünü yaşadı! Nereye çıkmıştı, nereden nereye indi, bunların önemi yok! Önemli olan yandaş medyanın görevini yapması!
Dünün müjdeli haberi şuydu: Et fiyatları geriliyor, karkas et 30 liradan, 26,82 liraya kadar düştü.
Bütün gün dört kere çekilmiş yağsız dana kıymasından çiğ köfte yoğurduğum için haber ilgimi çekti tabii.
Olay, Türkiye’de geçiyor ve şöyle cereyan ediyor:
Et Balık Kurumu, 28 liradan aldığı karkas eti, marketlere ucuza satabilsinler diye tüccara 20 liradan satıyor, onlar da insaflı tüccarlar oldukları için 6 lira kar koyup, marketlere eti 26 liradan veriyorlar!
Muazzam bir ticari deha ile karşı karşıyayız sevgili okuyucular.
Devlet, 28 liradan aldığı eti, 8 lira zararına tüccara satıyor. Tüccar ona 6 lira kar koyup markete satıyor. Market de üzerine değişen oranlarda kar koyup, bize satıyor.
Devletin 8 liralık zararını doğal olarak biz vergi mükellefleri karşılıyoruz.
Tüccarın 6 liralık karını da doğal olarak yine biz “et oburlar” ödüyoruz.
Marketin karını kim ödeyecek? Tabii ki biz!
Ne oluyor? Et acayip ucuzlamış oluyor.
Nasreddin Hoca nur içinde yatsın, bu topraklar her gün yeni bir tanesini yaratıyor!
Öte yandan bizler et yiyebilelim, pazar günleri sucukların üzerine yumurta kırabilelim, rakının yanına iki dilim pastırma koyabilelim, çocuklar da köfte yesin filan diye bu işe girişen üreticiler de var.
Bunlara kısaca “et – süt üreticisi” diyoruz ki endemik bir tür, yakında tamamen yok olma tehlikesi içindeler, koruma altına almayı düşünen de yok!
Bir şişe süt, şu anda aynı hacimdeki bir şişe sudan daha ucuz.
Et desen, yemiydi, ilacıydı, veteriner bakımıydı filan derken kilosu 30 liranın altına mal edilemiyor.
Ama tüccar eti devletten 20 liradan alıp, markete 26 liraya satabiliyor.
Bilmece bu zaten: Et – süt üreticisi ne yapsın?
Doğal olarak süt hayvanları bile besi hayvanları ile birlikte kesiliyor ki üretici cebinde kalan son kuruşları da kaybetmesin.
Şimdi ne olacak: Yakında memleketimizde et ve süt üreticisi kalmayacak.
Tıpkı daha önce nohut, mercimek, kuru fasulye, buğdayda olduğu gibi et ihtiyacımız için de ithalat yapmamız gerekecek.
Dolar da durduğu yerde durmuyor, mecburen lahanaya, karnabahara, patatese yükleneceğiz.
Canan Karatay hoca ne diyordu: Et yemeyen, aptal olur!
Sizce Tarım Bakanlığı bu politikada neden ısrar ediyor olabilir?
Et yemedikleri için olmasın?
Et Balık Kurumu’nun tüccara verdiği kilo başına 8 lira sübvansiyonu üreticiye vermeyi akıl edemiyor olmalarının nedeni, az et tüketiyor olmaları mı?
Yoksa başka hesapları mı var?

Yazarın Diğer Yazıları

Çoklu kişilik bozukluğu sendromu olmalı

Adalet reformu, yargı sistemimizdeki çoklu kişilik bozukluğunu tedavi edebilir mi, bilemiyorum. Tedavi edeceğiz derken, arada sırada doğru karar veren kişiliği yok etmesinler ama!

Özlenen görüntüler bunlar

Çocukları kaçırılan annelerin dramı, Diyarbakır Emniyeti’nde bir zihin açıklığına neden olmuş

Emniyet’te sapık mı var?

Soyut suçlamalarla, kadınların en özel bilgilerini elde etmeye çalışan birisine, sivil ve sıradan bir şahsiyet olsa hemen “sapık” damgasını yapıştırırız