24 Kasım 2018

Nisa, nereye gidiyorsun?

Bir gazeteci olarak hissettiğim şu ki toplumumuzda muhafazakârlık renk ve biçim değiştiriyor

Video bu soruyla başlıyor: Nisa, nereye gidiyorsun?
Çocuksu bir genç kadın sesi yanıtlıyor: Kocaya!
Az önceki soruyu soran, olgun bir kadın olduğunu düşüneceğimiz kadın dış ses devam ediyor: Kızım sen hasta mısın?
Çocuksu genç kadın sesi ısrar ediyor: Gideceeem!
Olgun kadın dış sesi sertleşiyor: Hiç bir yere gidemezsin!
Çocuksu genç kadın sesi sinirleniyor: Gideceeem, ben kocaya gideceemm!
Olgun kadın dış sesi gevşiyor: Ben sana nereden koca bulayım?
Çocuksu kadın da yumuşuyor: Yaa ben kendim gidiyim!

***

Bu videonun yüzlercesini “Tik Tok” isimli bir sosyal medya sitesinde bulabilirsiniz.
Mobil cihazlar için bir aplikasyon bu, bedava indirebilirsiniz.
Bu siteden haberdar olmamı Sebati “Carlos” Karakurt sağladı. Bab – ı Ali’de kardeşiyle birlikte, deyim yerindeyse ‘elime düştüğünde’ çocuk denecek yaştaydı ama şimdi büyüdü ve mükemmel bir foto muhabiri ve “talk show karakteri” oldu.
Bir sabah erkenden bana mesaj attı: “Patron, tiktok, tam sana göre!”
Böyle konularda arkadaşlarıma güvenirim, hemen telefonuma indirdim tabii.
Bu bir video paylaşım sitesi.
Bazı videolar, kullanıcıların yaratıcılığının eseri. Bazılarında Yeşilçam repliklerinin üzerine oynanmış oyunlar var. Bazıları benim uzak olduğum konular, ama çok tekrarlandıklarına göre toplumumuzda bir karşılığı olmalı.
Bu Nisa videosu mesela, en yaygın olanı. Belli ki video sitesinin alt yapısında bu ses kaydı mevcut, insanlar o oyunu oynarken o alt yapıyı kullanabiliyorlar.
Bazılarında Nisa rolünü oynayan kızlar gerçekten “kocaya gidiyor”, üzerlerinde gelinlikleri var, full makyaj – kuaför filan.
Bazılarının üzerinde nişan töreni giysileri olduğunu düşündüğüm “tuvaletler” var.
Bazısı da bildiğiniz günlük giysiler içinde; eşofman ya da gecelik giyenler bile var.
Ama dikkatimi çeken asıl şey şu ki bu kızların (ya da sitedeki diğer videoların kahramanlarının) önemli bir yüzdesi başı örtülü, türbanlı genç kadınlar.
Belli ki muhafazakâr çevrelerde yetişmiş, öyle ortamlarda yaşamakta olan ve örtülü olduklarına göre muhafazakâr olduklarını düşünmemiz gereken genç kadınlar bunlar.
Muhafazakârlar ama herkese açık bir sosyal medya ortamında gülüp, eğleniyorlar.
Tipik bir “Yeni Türk” muhafazakârlığı mı desem acaba?
Eğlenceli videolar bununla sınırlı değil.
Mesela “dolana ay dolana, dolana gün dolana / şirin canımı vereyim bani yâri bulana” türküsünün dış ses olarak kullanıldığı ve genç kızların oynadığı videolar var.
Burada da muhafazakâr olduğunu düşüneceğimiz genç kadınlar baş rolde.
Ya da “duvarda elek mi olur / el kızı melek mi olur / kör olası kaynana / kapıda hanek mi olur” türküsü eşliğinde halaylar çekiliyor: Yine çoğunda muhafazakâr olduğunu düşündüğümüz genç kadınlar var.
Kürtçe türkülerle çekilen halaylar da eksik değil.

***

Keşke olsaydım ama ben sosyolog değilim.
Ciddiye alacağım sosyologların bu konuda çalışmalar yaptığından da haberim yok. Belki vardır ama ben bilmiyorum.
“Şehirli Türk Müslümanı” diye tanımlayabileceğimiz bir kategori var mesela.
Kendisini Müslüman olarak tanımlayan ama beş vakit namaz da kılmayan; arada sırada cumaya giden ama bayram namazlarını kaçırmayan; kandillerde eşe dosta kutlama mesajı atsa da kadınlı – erkekli arkadaş gruplarıyla içkili yemekler de yiyebilen bir Müslüman profili bu.
“Kasabalı muhafazakâr Müslüman” tipi var, bunu da biliyoruz.
Büyük kente göçmüş ya da kasabasında kalmış olsa da çocuklarının doğum gününü pasta keserek kutlayan, sevgililer gününde karısına gül alan, anneler gününü ihmal etmeyen, ama namazında niyazında bir profil.
Bir de işte bu tiktok gibi sosyal medya platformlarında izlediğimiz muhafazakâr Türk var.
Kadınıyla, erkeğiyle ezberlenmiş, önceden tarif edilmiş muhafazakâr – Müslüman tanımına sığmayan bir tip.
Hepsi çok genç.
Benzer ailelerin, benzer ortamlarda yetişmiş çocukları, belki bazıları akraba da. Kızlardan kiminin başı kapalı, kiminin değil. Delikanlılardan sakallı olanlar da var, çok değişik saç kesimlerine sahip olanları da.
Ama belli ki bütün bunlar hepsinin bir arada olmalarında bir sorun da yaratmıyor.
Dahası sosyal medyaya eğlenceli videolar koymalarına da engel değil.
Ve galiba, Türkiye’de benzerlerine İran ya da Suudi Arabistan’da rastlayacağımız türden bir baskı rejiminin ilk hedef alacağı insanlar da bunlar olabilir.
Dediğim gibi ben sosyolog değilim.
Ancak bir gazeteci olarak hissettiğim şu ki toplumumuzda muhafazakârlık renk ve biçim değiştiriyor.
Eski söylemlerin, göz korkutmaların işe yaramayacağını düşündürten bir dönüşüm.
Bunu önemsemek gerekir diye düşünüyorum.
Keşke memleketimizin üniversitelerinde gerçek bilim yapanların üzerinde baskı olmasa, keşke sosyologlarımız ait olduklarını düşündükleri sırça köşklerden çıkıp bu gelişmeleri anlamlandırmaya çalışsa.
Mesela Hasan Bülent Kahraman, Tayfun Atay gibi akademisyenler, Bekir Ağırdır gibi bir araştırmacı, Ertuğrul Özkök gibi bir sosyolog – gazeteci bir araya gelip bu işlere bir baksalar. Keşke Ünsal Oskay da sağ olsaydı.
Toplumumuzda içten içe bir şey kaynıyor, sadece ben mi hissediyorum?