21 Kasım 2014

Gezi Parkı ve hazım sorunu

Gezi bizim için sadece bir park değil, tarihtir… Bizim tarihimizdir… Haysiyet ve onur sınavıdır.

Takvimler 27 Mayıs 2013’ü gösteriyordu…

Siyaset yükseklerde çok bilen (!) insanlar tarafından tartışılırken, yeryüzünde bir yerlerde, İstanbul’un Taksim’inde Gezi Parkı'nda, bir şeyler oldu.

Bir gece bir parka dozer girdi ve bir ülkede hayat değişti… Her şey birden bire oldu… Ezber bozan, enerjik, sıra dışı ve hatta komik… Biz çok güldük… Çok ağladık… 21 gün boyunca orada bilmem kaç yıllık ömürlerimize sığdıramayacağımız koca bir hayat yaşadık…Ve  birilerinin söylediğinin tam aksine destanı biz yazdık… 

Üç beş ağaç (!) için sokaklara düşen insanlar, devlet üç beş ağaç için sokağa düşenleri gaz boğarken çoğaldı… Bin oldu yüz bin oldu milyon oldu… İktidar polisi, gaz bombası ve zulmüyle doğasını, parkını, deresini, ağacını devletten korumak için gece gündüz nöbet tutan bir halk yarattı…

Adına Gezi dedik… Bir parka bir dozerin girip üç beş ağacı yıkmaya çalışmasıyla başlayan dalga dalga yayılan isyana, inada, haykırışa, karşı duruşa ölüme, ölümüne direnmeye Gezi dedik…

Adına Gezi dedik… Kısa bir isimdi ama netti… Adına Gezi dedik… Haysiyeti, direnci, inancı, inadı, umudu dört harfe yükledik…

Gezi Parkı’na biz gezmeye gitmemiştik. Gezi Parkı bu ülkenin haysiyeti oldu. Evlerimize geri döndüğümüzde de orası artık sadece bir park değildi… Gezi bu ülkede suskunluğu yırtmanın, “artık yeter” demenin, direnmenin, yan yana durmanın ve durdurmanın tarihiydi… Ve çok kıymetliydi… Uğrunda can verdik…Uğrunda can verenlerimizle kıymetlendi Gezi… Dört harften, bir parktan başka bir şey oldu… Cüzdanlarıyla düşünenlerle, vicdanlarıyla düşünenler arasında yarılmayı getirdi… Hem böldü hem birleştirdi. Gezi, bir adamın kibri ve zulmüne karşı ömrü hayatında yan yana durmayan, duramayan insanları yan yana getirdi. İnsanlar daha önce hiç tanımadıkları konuşmadıkları hatta ve hatta ürktükleri insanlarla yan yana durdu, direndi, yarasını sardı. Çatışmanın ortasından çekip çıkardı hatta önüne geçti. Yaralandı, gözünü kaybetti, öldü…

Biz adına Gezi dedik… İnsanlar Gezi sayesinde 30 yıldır süren savaşın medya tarafından nasıl manipüle edilip yönlendirilebildiğini anladı. Polisin gaz bombasının hedefinin sadece 'terörist'ler değil muhalif herkes olduğunu, muhalif olan herkesin 'terörist' sayıldığını ve 'terörist' denen sosyalistlerin- devrimcilerin barikatlarda onların önüne geçerek canlarını feda edercesine vuruşan kardeşi olduğunu gördü. Ondan uzak durmayı değil ona sarılmayı onunla yan yana durmayı öğrendi.

İnsanları birbirine kopmaz bağlarla bağlayan şeylerden biri birlikte zulüm görmeleri ve birlikte direnmeleridir. 21 gün boyunca kendini farklı kimliklerle tanımlayan insanları zulüm birleştirdi. Biz adına Gezi dedik… Gezi kardeşleşmenin, yan yana durmanın, hayatını başka bir yerden hak ettiğimiz gibi kazanmanın adı oldu…

Ve tam 8 canımızı verdik…

Gezi artık sadece bir park gezilecek bir yer değil… Biz oradan her geçişimizde Ali İsmail’i Fener formasıyla görüyoruz… Berkin kara kaşlarıyla bakıyor… Ahmet koşarak geliyor... Abdocan gülümsüyor, Mehmet bir kenarda başını yana eğmiş öyle mahzun duruyor... Medeni Ethem’in koluna giriyor… Hasan Ferit, Berkin’e “ekmek almaya sen gitme ben giderim” diyor...

Adına kısaca Gezi dedik… İstanbul’un Taksim’inin ortasındaki o park sadece ağaçlarıyla değil, 21 gün boyunca yazılan direniş tarihiyle kıymetlendi… Gezi’ye haddinden büyük anlamlar yüklediğimiz doğrudur. Ama Gezi haddinden büyük anlamlar taşır. Her şey bir yana Gezi bir haysiyet ayaklanmasıdır ve haysiyet çok değerli bir şeydir…  Gezi’yi eksik, yanlış, yarım, tam nasıl olursa olsun anladık. İktidar da anladı. Bildi… Ve korktu…  Bu yüzden hala hazımsızlık sorunu yaşıyor. Biz unutmadık… Onlar da unutmuyor…  Bu yüzden 60 yaşındaki Cumhurbaşkanı aylardır 15 yaşında 16 kilo toprağa bıraktığımız Berkin’le savaşıyor… Bu yüzden her fırsatta Gezi’de ortaya çıkan dayanışmaya, birlikteliğe saldırıyor.

Biz adına Gezi dedik… Gezi bizim toprağa bıraktığımız ama asla vedalaşmadığımız çocuklarımızdır… Gezi gözünü kaybeden ama şimdi çok daha güzel gören yoldaşlarımız, arkadaşlarımızdır… Yırca’da ağaca sarılan teyzedir Gezi. Soma’da bir gecede yerin yedi kat dibinde can veren 301 madencidir.  Ermenek’te kara lastikleriyle oğlunun başının ucunda ağlayan babadır. Rezidanslar göğe yükselsin diye ölen işçilerdir.  Ayakların baş olmasıdır velhasıl…

Gezi bizim için sadece bir park değil, tarihtir… Bizim tarihimizdir… Haysiyet ve onur sınavıdır. Ve o derse biz çok iyi çalıştı. O sınavı geçtik. Yine geçeriz. Şimdi yoklama yapıyorsunuz ya “buradayız” diyoruz… Bir kez daha “acaba” diyorsanız… Yeniden denemek istiyorsanız… Olur... Yenilen pehlivan güreşe doymazmış…  Yine yenilirsiniz…

Tavsiyedir; Hazımsızlık sorununuz varsa; papatya, zencefil çayı için, yoğurt yiyin olmadı doktora gidin, tedavi olun ne yaparsanız yapın ama Gezi Parkı'na ilişmeyin.

Çünkü ne pahasına olursa olsun Gezi parkı orada duracak!

@leylaalp

 

Yazarın Diğer Yazıları

Aydın Abi'ye mektup

Bu dünyadan Aydın Engin geçti. Dolu dolu 82 yıl yaşadı ama asla "moruk" olmadı. O Oya'sını ve yaptığı işi çok sevdi biz de onu… Bu dünyadan Aydın Engin geçti… İyi ki…

Haysiyet ve hassasiyet

Vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği topraklarında evlatları aç gezmediğinde konuşulabilir, açlıktan kırıldığında değil

Birinci derdimiz ölmemek

Konuşmak istediğim milyonlarca Pınar oluşumuz. Pınar ve Şule Çet, Özgecan Arslan için tweet atmıştı mesela. Yani birbirimiz için tweetler ata ata ölüyoruz. Ve her seferinde hem de öldüğümüz halde ölmeyi hak etmediğimizi anlatmaya çalışıyoruz.