12 Kasım 2019

“Biz öldük siz ölmeyin”

Siyaset yükseklerde bir yerlerde konuşulurken, Fatih’te bir evde dört kardeş siyanür içip öldü. Sonra elektrikleri kesildi. Sonra hayatları didik didik edildi

Bazı tarihler, bazı günler, bazı olaylar insana mıh gibi saplanır… Aklında kalır, kalbine kazınır, ruhunu kanatır…

6 Kasım 2019’da masamızda biriken işlerimiz vardı. Gitmek zorunda olduğumuz yollar vardı. Vermek zorunda olduğumuz kararlar... Ocakta yemeğimiz vardı. Servisten alacağımız evladımız... Kızdığımız arkadaşlarımız vardı, kırdığımız sevenlerimiz… Ödenecek faturalar vardı. Görülecek hesaplar…

Lakin 6 Kasım 2019 Çarşamba gününe Fatih’te dört kardeşin intihar haberiyle güne başladık.

Fatih’de dört kardeş siyanür içerek intihar etti.

Fatih'te dört kardeş kapıya "Siyanür var, girmeyin" diye not bıraktı.

Fatih'te dört kardeş "Biz öldük siz ölmeyin" dedi.

Fatih’te dört kardeşin cenazeleri alınmadan ödenmemiş faturaları nedeniyle elektrikleri kesildi.

İçimize kaçtık o gün… Utandık… Çok derinlerimizde bir yere battı kardeşlerin acısı.

Onların yokluğu, yoksulluğu boğazımıza dizildi… Yutkunmak bazen ne kadar da zordu.

Hiç tanımadığımız, hiç tanışamayacağımız dört kardeş için kahır ettik. Dertlendik, dilimizce küfür dahi ettik…

Bir yandan “Bunu da siyasete bağlamayın” diyordu birileri avazı çıktığı kadar bağır çağır… O kadar bağır çağır ki dört kardeşin tüm şeceresi çıkarıldı. Komşusu, bakkalı sorguya çekildi. ‘Gazetecilik’ başarısı olarak maaşları, yardım istemedikleri yazıldı. ‘Sır perdesi’ manşetleri atıldı.

‘Acar’ muhabirler, hayatı kendi yaşadığından menkul sanan bilmişler, whatsapp mesajına 10 dakika yanıt gelmemesini yoksunluk sayanlar, yoksulların sürekli ‘el ve mendil açtığını’ sanan zavallılar, her acıya 'afili' laflar bulan duyar kasıcılar, hayatın ‘kısa’ olduğunu söyleyip çatır çatır kalp kıranlar koro halinde dört kardeşin hatırasının üzerine tepindi…

Ve yine “Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk?” denildi.

Biz ne zaman bu kadar bencil, ne zaman bu kadar vurdumduymaz, korkak, acımasız, hoyrat, yalancı…

Kapitalizm böyledir işte…

Seni kendi benzerinin ölümünden bile uzaklaştırır. Aynı hayatı yaşamana rağmen “Bana benziyor” demezsin… “Ben daha akıllıyım” dersin. Kendini daha üste tutar, en beyazı kendin zannedersin. Yaşadığın hayat, giydiğin ayakkabı, yediğin yemek, gittiğin kahveci, oturduğun ev, yaşadığın semt, kurduğun arkadaşlıklar hatta yaşadığın birliktelik hepsi bir sistem içindir ve sen o sistemin içindesindir. Değilmiş gibi yaparsın…

Kapitalizm böyledir, dayanışmadan önce kuşku yaratır.

Komşunun halini hatırını sormaya vaktin olmaz da dedikodusunu yapıp yoksunluğunu anlatmaya yüzün olur.

Kapitalizm böyledir; yarattığı yokluğu, neden olduğu yoksulluğu değil insanların işini, yaşını, medeni durumunu sorgulatır.

 Kapitalizm böyledir, muhabiri model’e ‘manken’ der mesela. Siyasetçisi 'üzücü' deyip geçer.

Kapitalizm adliyenin ortasında canını bırakmış bir insan için “Şimdi daha ünlü olur” diyecek kadar gaddarlaşmaktır.

Sadece tanıdığına yanmaktır kapitalizm, tanımadığın için iç çekip uzaklaşmaktır. Kendine odaklanmaktır. Kendin için yaşamaktır. Masada biriken işine, ocaktaki yemeğine dönmektir. Posta kutusunda bekleyen faturayı ödemek, okul taksidini nasıl denkleştireceğini hesaplamaktır. Bugün hicap duyduğun şeyin yarın umurunda olmayacağının garantisi yoktur. Çünkü kapitalizm kirletir.

Sosyal yardıma başvurmanın zorluğu ya da nasıl bir şey olduğu ile ilgili bilgiyi bırakın en ufak bir fikri bile olmayan herkes “ahhh”landı. Kapısına koli bırakılmasın diye yardım istemedi belki o dört kardeş. Mahremiyetlerinin örselenmesini istemedi. Mesela “Neden dördünüz de bekarsınız?” diye sorulmasın diye. Kömür yığınlarıyla, makarna kolileriyle dilenci yerine konulmamak için. Yani bu hayatta asla satın alınamayacak bir şey için haysiyet için.

Dört kardeşin ölürken kapıya bıraktıkları "Siyanür var, girmeyin" hassasiyetini ne yazık ki seksen küsur milyonluk ülkenin büyük çoğunluğu gösteremedi.

“İşi politikaya çekmeyin” diyenlerden usandım!

“Biz ne zaman bu kadar zalim olduk” diyenlerden yoruldum!

“Hayat kısa” deyip çatır çatır kalp kıran hoyratlıktan bunaldım!

Hayattaki her şey politiktir. “Her şeyi politik mesele haline getirmeyin” sözü de dahi.

Yoksulluk, yokluk politiktir. Yokluk, yoksulluk yüzünden ölmek ya da nedenlerinden birinin bu olması da... İğne ucu kadar bir neden bile olsa bundan hicap duymamak da politiktir. Hayata nasıl baktığın, nerede durduğun, kalbinin nasıl attığı, beyninin nasıl işlediği, nasıl akıl yürüttüğün, kalbini neyin kırdığı nasıl bir politik ahlaka sahip olduğunla ilgilidir.

Siyaset yükseklerde bir yerlerde konuşulurken, Fatih’te bir evde dört kardeş siyanür içip öldü.

Sonra elektrikleri kesildi.

Sonra hayatları didik didik edildi.

Oya Yetişken, Kamuran Yetişkin, Yaşar Yetişkin, Cüneyt Yetişkin… Bu dünyadan göçüp gitti… Bir hafta oldu…

Biz elektrik faturasını ödedik.

Söyleyeceklerim bu kadar…

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bağışlamak için bilmek istiyoruz

Halk devletin "büyük", "güçlü", "muktedir" olduğunu değil yanında olduğunu gördüğünde, işbirliği yaptığına tanıklık ettiğinde güven duyar. Ve işte o zaman İBAN numarasını kimin verdiğine takılmaz

Kurtuluş yok tek başına ya da bu daha başlangıç

Özellikle altın için ormanları talan eden, dereleri kurutan holding patronlarına, köprüleri öve öve bitiremeyen milyon dolarlık futbolculara, kanalın ne kadar faydalı olacağını söyleyen köşe yazarlarına, doğanın talan edilmesine alkış tutan sanatçılara küçük bir çağrım var

Bizi kim hasta ediyor?

Bizi ormanı yok eden, dereleri kurutan, havayı kirleten, suyu bitiren, gıdayı zehirleyen sistem hasta etti. Bizi her ülkenin "bekası" için ürettiği silahlar hasta etti