25 Şubat 2020

Teknolojinin neresindeyiz?

Kazanın "sahici ve resmi sebebinin" nasıl anlaşılacağını THY tecrübeli baş pilotu Haluk Sezener ve eski THK Genel Müdürü Atilla Parla'ya sordum

Belki de daha doğru başlık "Teknoloji bizim neremizde!" olmalı.  

Ülkedeki en önemli problemlerden biri "kavram kargaşası" veya "terminolojide anlaşabilmek" 

Bir lisanı meydana getiren sözcükler, kavramları anlatmaya yararlar. Lisanlar canlı ve progresif-ilerici/ilerleyici oluşumlardır.

Türkçemizde yeni bir kavram neticesinde yaratılmış yeni sözcük pek yok. Çünkü "icat çıkarma becerimiz" gelişmemiş. Yeni kavram bulamıyoruz. Türkçe'ye kazandırılmış yeni bir kavram hatırlamaya gayret edince aklıma sadece 1950’li yıllarda gazetelerin de yazdığı "akordeon olmak" geliyor. Kaza sonucu otomobilin o müzik aleti gibi kırışması...

Ancak benzetmede kullanılan otomobil de müzik aleti de yine batıdan..  

Yeni bir "icat çıkartmak!" veya yeni bir kavram bulmak için sürekli araştırma yapmanın yanı sıra -belki daha önemlisi- eskinin iyi bilinmesi olmalı. Kısaca bilgi gerekiyor. Tabii birde dogmatik olmayan yenilikçi yaratıcı beyinler..

İşte hayatımıza 15 - 20 yıl önce girmiş olan "teknoloji" sözcüğü bu tip yeni kavramlardan çok önemli birini ifade ediyor. Bakanlıklardan birini bu kelime ile isimlendirdik. Umarım ileride yalnız isim değil kavramı da önemserler.  

Bu sözcüğün Türkçe ile hiç benzerliği yok. Tamamen batı dillerinden alıntı.

Biz; benzer birçok kavram/sözcük gibi Türkçe fonetik ile seslendirerek aynen kullanıyoruz.

Kelimenin orijini, antik Yunana dayanıyor. Techne "zanaat", Logos da "sistematik uygulama" olarak tercüme edilebilir.

İlk kullanılma yerinin M.Ö. 700’lerde Megara Kralı Byzas’ın kurduğu koloni olduğu düşünülüyor. Bu dönemde ayni alanda ilk "su değirmenleri" icat edilmiş. Anlamışsınızdır; bu yer İstanbul.

Üzüntü verici olan ise aradan geçen 27 asırda atalarımızın bulduğu Teknoloji’yi "kavram" olarak unutmuş olmamız.

Kendi başına "Teknoloji" sözcüğü 1600’lerde, Batı'da başlayan dinde reform, sanat ve bilimde rönesans hareketleri sonucu bu günkü şekil ve formda kullanılmaya başlanmış. Tüm batı dillerinde de aynen kullanılıyor.

Çin, Japonya ve bu ülkelerin kültürlerinin etkisi altındaki lisanlarda ise ayni kavram için kullanılan sözcükler tamamen farklı. 

Yani dünyanın o tarafı bu kavram ve sözcük için "Kral Byzos" veya "reform" beklememiş.  Zaten başta Çin ve "sarı ırk" dediğimiz insan topluluklarının "teknoloji" ile buluşma tarihleri batı ile ilişkili değil.    

Bizde 20 yıl önce, başına bir başka kavram ekleyerek kullanılıyordu. Zirai Teknoloji, Tıbbi Teknoloji, İletişim Teknolojiler gibi...

20 yıldır tek başına olduğu vakit,  temeli elektronik, özeli bilgisayar ve kapsayan kavramlar için kullanılıyor.

Teknoloji fuarı, teknoloji haftası vs. veya "Media Markt'ta büyük teknoloji indirimi!" "Teknosa’da herkes için teknoloji" deniyor ama Buralarda "kevlar fren diski" veya "pilli tıbbi lazer" pek bulunmuyor.

Kısaca çelik janta "kara jant" denirken, alüminyum janta "çelik jant" denmesinde beis (zarar, kötülük) görülmüyor!  

Gündelik hayatta ve bilimde "kavramların" değerini çok iyi bilen Atatürk ölümünden bir yıl önce Sivas’a gider ve lisede "hendese" dersine girer; bir sıraya, öğrencilerin yanına oturur. Derste, "zaviye, kaim zaviye, müselles, murabba, müstatil, mütezaviyül-adla, zaid, nakıs" gibi terimlerle öğretilmeye çalışılan "hendese" dersini dinler. Tahtaya geçerek, uzun süredir üzerinde çalıştığı Türkçeleştirilmiş geometri terimlerini orada tanıtır ve kısa zamanda okullara yayılmasını sağlar.

kaim zaviye – dik açı, nakıs – eksi, murabba – kare,  va’zîyet – konum, mustatil – dikdörtgen, zaid – artı, müsavi – eşit,     zaviye – açı, müselles – üçgen,  zaviyei hadde – dar açı, vs. vs. gibi Türkçe terminolojiye öncülük eder.

Bu konuda "geometri" isimli bir de kitabı bulunuyor.

Bu olaydan nerede ise bir asır sonra, ülkemizde önemli bir siyasi şahıs "Mutmain oldum!" filan gibi anlaşılmaz sözler söylüyordu.

Bunları düşünürken 5 Şubat'ta Sabiha Gökçen Havaalanı'na bir "Uçak düştü". Havada uçarken yere düşmedi, yerde giderken uçuruma düştü! 3 kişi öldü. Hemen "kabahatli" aramaya başladık.

"Kabahatler" şöyle toplanıyor:

1. Havaalanı kabahatli, en az 90 metre olması gereken RESA (Runway End Safety Area-Pist Sonu Emniyet Alanı) bulunmuyor, yerine 25 metrelik uçurum var, Pist yorgun/kaygan.

2. Uçak kabahatli, lastikler aşınmış, Aqua-planning (Su kızaklaması)  yapmış, ABS sistemi çalışmamış olabilir.

3. Kule kabahatli, pistin yönünü değiştirmemiş, uçağı pas geçirmeyip iniş izni vermiş, pilot ile Türkçe konuşuluyor, 2'nci pilot Koreli anlamıyor.

4. Pilot kabahatli, arkadan gelen rüzgarı dikkate almamış, pistin ortasına inmiş... vs vs.

Eğer bu şıklar bir "Doğru kutuyu işaretleyin" imtihanında olsa ve bir beşinci şık koyarak "bunların hepsi!" diye sorulsa idi; en doğru cevap "hepsi" olurdu.

Görülüyor ki kaza oluşunda ilgili herkes kabahatli; herkesin davranışında bir "Allah Kerim/Allah saklasın!" var.

Olayda sözü geçen tüm "teknolojilerde" yani, havaalanı inşaatı, uçak bakımı, havayolu yönetimi, emniyet tedbirleri, havacılık teknolojilerinin hiç birinin kurallara tam uygun ve laiki ile uygulanmamış olduğu görülüyor.

Kazanın "sahici ve resmi sebebinin" nasıl anlaşılacağını kadim dostlarım THY tecrübeli baş pilotu Haluk Sezener ve eski THK Genel Müdürü Atilla Parla'ya sordum:

Onlar "bilgeliği simgeleyen Atılgan Uzay gemisi ikinci Kaptanı Mr. Spock" gibi düşünüyorlar; yani "KESİN KARAR İÇİN VERİLER EKSİK!"

İşte bu yaklaşım "kararda teknoloji kullanımı için" yegâne geçerli metod.    

Bunların olabildiği bir dönemde, ülkemizde birileri çıkıp, tasarımı İtalyan, şase tasarımı İngiliz, motoru Alman, mühendisliği Hong Kong, aküleri Çin malı, herhangi Türk teknolojisi ile uzaktan yakından alakası olmayan bir otomobili ortaya çıkartıp işte size "Türkiye'nin otomobili!" derse, birçok kişiye tuhaf gelmez tabii...


NOT:

Sevgili okurlar, "yerli otomobil" konusu daha çok su kaldıracak.

Ben hâlâ "Sayın Cumhurbaşkanını kim aldatıyor?" araştırmasına devam ediyorum. Ancak bir okuyucumun ikazına uyarak yazıları daha kısa yazmaya gayret ediyorum. Saygı ile..

Yazarın Diğer Yazıları

Ali Şen, Ali Koç, yönetişim...

"Beyler ben ömrü otomobil ile geçmiş, üstelik Jan gibi daha önce sıfırdan bir otomobil yapmış bir adamım, beni Bakan ile görüştürün!" dedim. Kimse oralı olmadı, bir sene sonra Bakan yardımcısı ile görüştüm, projemizin "Sanal fabrika ile yatırımsız Otomobil yapmak olduğunu" yarım saat anlatamadım; "Bu işi bilen birini bulup sizi tekrar davet edeceğim" dedi. 7 aydır bekliyorum!  

Yerli oto Türkiye'nin otomobiline karşı

Ben sadece bu aracın "YERLİ" sıfatı taşımaması gerektiğini söylüyorum. Benim açımdan bu otomobilin Bursalı Renault veya FIAT’tan hiç farkı yok

Yerli otomobil 'lansman' lansmanı: Sussita 12/50, Reliant FW5, Pininfarina HKG K350, HKG 500...

Otomobilden biraz anlayan her okurum bilir ki 14 ayda sıfırdan bir otomobil yapılamaz. Yani bu gördüklerimiz 'yerli' değil, daha önce yapılmış; çok önemli bir işbirliğinin ürünü