10 Şubat 2019

Kalbin sevgi dolu tarihi

Nerede bir kalp çizimi, kalp resmi görseniz, aklınıza hemen sevgi ve aşk geliyor, değil mi?.. Peki neden?

Sevgililer günü yaklaştı; mağazaların vitrinleri, duvar panoları, reklam afişleri, sosyal medya ekranları kalplerle dolmaya başladı değil mi? Günde kaç kez kalp figürü ile karşılaştığımızı, kaç kere kalp sözcüğünü telaffuz ettiğimizi hiç düşündünüz mü? Yavaş yavaş eline kalem alıp bir şeyler karalamaya çalışan çocukların genelde ilk çizdiği şeylerden biri kalp değil mi? Anneler Günü’nde annemize hediye ettiğimiz ilk çizimlerinizi hatırlasanıza. Hangimiz defterlerimize kalp resmi çizmedik?! Kalbi ikiye bölüp bir yanına kendi ismini, diğerine de gönüldeki ismi ya da baş harfini yerleştirmeyen var mı? Ya gelen ilk dalga ile kaybolsa da kumsala çizilenler!..

Aşkı anlatan haliyle bildiğimiz kalp figürü, belki de bugün dünyanın dört bir tarafında en çok bilinen, üzerinde en çok yeni çizimler üretilen ve hep yaşatılan bir tasarım alanı… Afrika’dan Yeni Zelanda'ya, Amerika’dan Rusya’ya kadar kalp simgesini kime sorsanız, kime gösterseniz eminim ki, herkes size aynı şeyi söyleyecektir ve kalp simgesinin anlamını aynı şekilde ifade edecektir. Yani demek istiyorum ki, sevgi ve aşk gibi, kalp simgesi de yaşamımızın her anında, her yerinde karşımızda, yanımızda ve aklımızda...

Peki, niye kalp? Niye akciğer, böbrek ya da beyin değil de kalp?..

Hiç merak ettiniz mi, kalp figürünün ne zamandan beri ve ne türden sebeplerle sevgiyi, aşkı anlatan evrensel bir simgeye dönüştüğünü?.. Sanırım bu soruya cevap bulmak, dünyanın her yerinde sosyal bilimlerle uğraşanları zaman zaman meşgul etmiş olmalı ki bu konuda farklı çalışmalar ve farklı varsayımlar var.

Taş Devri’nde kalp resmi

Yazıma başlarken buzul çağına kadar gitme niyetim yoktu ama değerli araştırmacıların kâğıda dökülmüş varsayımlarını okuyunca, insana ait olarak dünyanın en eski izlerinden bazılarının bulunduğu Güney Fransa mağaralarından birinde buldum kendimi. Bu görüşe göre, M.Ö. 10.000 – 8000 yılları arasında izleri görülen avcı-toplayıcı Cro–Magnonların avladıkları hayvanlardan gözlemledikleriyle, yaşamın ve canlı kalabilmenin devamını sağlayan en önemli organ olarak kalbi keşfettikleri, mağara duvarlarına kalp resimleri çizdikleri ve yaşama olan sevgiyi bu yolla belli ettikleri vurgulanıyor.

Kalp, insanlık tarihi boyunca hep önemsenmiş. Belki bu özelliği ana rahminde harekete geçen ilk organ olarak altıncı haftadan itibaren atmaya başlamasından, koşma veya tırmanma gibi fiziksel çaba gerektiren durumlarda daha kuvvetli ve daha hızlı attığının fark edilmesinden, enerjinin kalpten alındığının ve bu yönüyle hayatın ve canlılığın kaynağı olarak fark edilmesinden olmuştur, diye düşünüyorum.  

M.Ö. 3000’lerde eski Çin ve Uzak doğu medeniyetlerinde kalbin ruhsal güçle birlikte aklın da merkezi olduğuna inanılmış. Asya inanışlarında kalp teması, farklı zaman dilimlerinden günümüze kadar gelen bir süreç içinde, özgün özellikler yüklenen bir simge olarak hep var olmuş.

Kalp muskaları

Eski Mısır’ın M.Ö. 2500-1000 yıllarına tarihlenen sürecinde, iktidarı ve iyi ahlaklı olmayı simgelediğine inanılan kalp teması çok kullanılmış. Öyle ki mumyalanan vücutlarda kalp dışındaki tüm organlar çıkarılıp seramik kâse içinde ölüyle birlikte gömülüyor, sadece kalp yerinde bırakılıyormuş. Mısır medeniyetinin sergilendiği müzelerde örneklerine çok sık rastlanılan kalp figürü şeklindeki muskalar, üstünde taşıyana büyülü bir koruma sağladığına inanılan bir tılsım olmuş. Birbirinden farklı tiplerde ve sahibinin varlık durumuna göre farklı değerdeki taşlardan oyulmuş kalp muskaları, aynı zamanda insanların da tanrılar gibi kendine ait değişken özellikleri olacağını, kalbin aynı zamanda zekâ, hafıza ve tutkuların kaynağı, vicdanın da merkezi olduğunu simgeliyormuş. Ve kişi ölünce muskası ile gömülüyor, eğer yeniden doğmaya layık ise, kalp muskasının ona tekrar hayat sağlayacağı, çıkacağı yeraltı mahkemesinde, yaşamdan yana denge kuracağı düşünülüyormuş.

Sümer-Babil kültürünün ilk yazılı belgelerinde, kalbin, sevgi, merhamet, cesaret, gurur, ıstırap, hayal kırıklığı, hayat, ölüm gibi düşüncelerle ilişkilendirilmiş olduğuna rastlanılıyor. Hatta bu döneme ait olarak bulunan bir papirüs üstü çiziminde "vücuda kan pompalayan kalp" teması, kalbin önemini açıkça göstermekte. Aynı tip bir bulguya, M.Ö. 1550 arasındaki tarihte ilk yazılı tıp belgesi olarak kabul edilen "Ebers" papirüsünde de rastlanıyor ve nabız atışları, kan pompalama fonksiyonu ve vücudun her tarafına yayılmış damar ağı ile kan dolaşım sistemi açıkça görülüyor. 

Hipokrat ve Aristo’ya göre kalp düşüncenin de merkeziydi ama İskenderiye tıp ekolünü kuran ve aslen Kadıköylü olan Herophilus sayesinde bu fonksiyon sonraki yıllarda beyin ile ilişkilendirildi.  

M.Ö. 500’lere tarihlenen bir anfora üstü çizimde, şarap ve zevk tanrısı Dyanisos’un başındaki çelengin kalp şeklindeki yapraklarla oluşturulduğu Eski Yunan’da, kalp ile zevk ilişkisi hep vurgulanmıştı. Bu inanış Roma İmparatorluğu döneminde de etkisini sürdürmüş ve ruhun kalbin içinde olduğuna inanılmış.  

Para üstünde kalp şekli

Sevginin kalple ilişkisi konusunda en eski ve ilginç bulgulardan biri de antik çağlarda M.Ö. 7. yüzyılda, Kuzey Afrika’da bulunan Cyrene şehir devletinin hikâyesinde saklı. Günümüzde Libya sınırları içinde kalan Cyrene şehri, civarında yetişen çok değerli “silphium” bitkisiyle ünlüymüş ve bu bitki nedeniyle dönemin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. Silphium bitkisinin, erkekler için çok güçlü bir afrodizyak olduğuna, kadınlar için de adet döngüsünü bozduğuna ve bu yolla bir çeşit doğum kontrolü sağladığına, hatta gebelerde düşük yaptırdığına inanılıyormuş. Bu özellikleri nedeniyle kalp sembolüne çok benzeyen silphium bitkisine o kadar değer verilmiş ki Cyrene şehir devletinin paraları üzerinde Silphium tohumunun şekli resmedilmiş. Düşünebiliyor musunuz, 2700 yıl öncesinde kullanılan ve üzerinde kalp şekli olan bir paradan bahsediyoruz!..

Antik Meksika medeniyetinde ve Pasifikteki bazı adaların kültürlerinde de birtakım ruhsal güçlerin kalple ilişkili olduğu düşünceleri ve bu güçlerin ölünceye kadar kalbi terk etmediklerine inanışı günümüze kadar ulaşmış.

Kalbin yaşamın ana odağı olduğu düşüncesi Orta Çağ’da da kabul edilmiş ve neredeyse bugünkü anlamına o günlerden evrilmiş. Kadın-erkek arasındaki duygu yükünü ve Tanrı’ya duyulan sevgiyi hep kalp simgelemiş.  Kalbe ok ya da mızrak saplandığında hemen ölüm getirmesi nedeniyle savaşlarda her daim nişan alınan en önemli nokta hep kalp olmuş.

Luther’in mühründe kalp figürü  

Hristiyanlığa yeni bir kapı açan Luther’in mühründe de kalp figürü var. Her ne kadar Hristiyanlık öncesi dönemlerde izdüşümleri olsa da Sevgililer Günü kutlamaları yaygın olarak Orta Çağ’da yaşanmış ve İngiliz edebiyatının iki devi, Chaucer ve Shakespeare sevgiyi anlatırken hep kalp tasvirlerini kullanmışlar. 

Bizim topraklarımızda da kalp temalı buluntular var. M.S. 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantinius tarafından yapıldığı bilinen Diyarbakır surlarında görenleri heyecanlandıran ve önünde resimler çekilen kalp şeklini gidenler hatırlayacaktır. İlginçtir, geçtiğimiz yıllarda Antalya’da Cumhuriyet Meydanının hemen yanı başında yürütülen Mevlevihane yenileme çalışmaları sırasında, hamamın giriş kapısı üstünde 70 santimetre boyunda, 50 santimetre genişliğinde duvara işlenmiş 764 yıl önce yapılmış kalp figürü bulunmuştu.  

Yüzyıllar içinde, dünyanın her yerinde farklı etkileşimlerle, insan aklının ortak ürünü olarak bilgece oluşturulmuş “kalp” teması her yerde, yaşamımızın içinde. Yeter ki kalpten kalbe giden yollar, kalbinizden geçsin!

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim!..

Yazarın Diğer Yazıları

Çikolatanın tarihi (4): Küresel lezzet

Çikolatanın günümüz değerine dönüşmesinin ardında yüzlerce yıllık çaba ve tükenmeyen deneysel araştırmaların ivmesi var 

Çikolatanın tarihi (3): "Acı su"dan lezzete, evrensel beğeniye

1700'lü yıllar kakao acı suyunun aromalarla tatlandırılmasının, farklı pişirme yöntemleriyle yenebilir hâle getirilebilmesinin denemeleriyle geçmiş

Çikolatanın tarihi (2): Tanrıların yiyeceği

Avrupaya 1500'lü yıllarda gelen çikolata yıllarca yenmemiş, acı su olarak değerlendirilmiş ve -genelde- ilaç olarak kullanılmış