24 Şubat 2018

Etiyopya nereye gidiyor: İstikrara mı? Kaosa mı?

Etiyopya’nın, bu zor ve hassas süreçten başarıyla çıkması, Afrika Boynuzu’nda barış, istikrar, refah ve demokrasi ümitlerini güçlendirir

Nijerya’nın ardından Afrika’nın ikinci kalabalık ülkesi Etiyopya’da geçtiğimiz hafta başbakan beklenmedik biçimde istifa etti. 1991  yılından günümüze EPRDF (Etiyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi) kısaltmasıyla tanınan ülkedeki 4 siyasi partinin oluşturduğu koalisyon tarafından  yönetilen Etiyopya, ekonomik açıdan göze çarpan bir büyüme/gelişme gerçekleştirirken, insan hakları ve demokrasi cephesinde sürekli eleştirilere maruz kalmaktadır.

2012 yılından bu yana başbakanlık koltuğunda oturan Hailemariam’ın 15 Şubat günü koltuğunu bırakması ve ardından ilan edilen sıkıyönetim Afrikalı ve batılı gözlemcilerin dikkatlerini Addis Ababa’ya yöneltmiştir.

Etiyopya siyasi açıdan bölgenin ve kara Afrika’nın önde gelen güçleri arasında sayılmaktadır. Nitekim Afrika Birliği’nin merkezi de Addis Ababa'dadır. Farklı dinlere ve mezheplere mensup, farklı etnik toplulukların, ayrı özerk coğrafi bölgelerde yaşadıkları Etiyopya, anayasa da yazılmamakla birlikte, ayrı dillere, ayrı bayraklara sahip etnik bir federal devlet gibidir.

Bu karmaşık, hassas ve büyük ülkede 2015 yılından itibaren yaygınlaşmaya başlayan protestolar ve gerginliklerin  durdurulamaması  ve işlerin rayından çıkması ihtimali, hem ülkede , hem bölgede yönetilmesi çok zor ilave büyük bir krizi akla getirmekte, ciddi ve haklı endişelere yol açmaktadır. Bu sıkıntılı süreçte, Etiyopya’nın siyasi istikrarını ve kamu düzenini muhafaza edebilmesi hayati önem arzetmektedir.

Güney Sudan’ın  2011 yılında Sudan’dan koparılmasını müteakip, bölünmenin sebep olduğu kanlı çatışmaların çözümünde Etiyopya kilit bir rol üslenmiştir. Halen bölgenin kanayan yaraları Somali ve Güney Sudan’dır. Bölgenin diğer büyük aktörü Kenya son seçimlerden  yıpranarak çıkmış , demokrasisi puan kaybetmiştir. Bu ahvalde Etiyopya kaosa sürüklendiği takdirde, Somali ve Güney Sudan’ın barış ve istikrara kavuşmalarına yönelik ümitler daha da zayıflayacaktır.

Addis Ababa’da iktidarını koruyan EPRDF yönetimine karşı çıkan gruplar, ülke nüfusunun  yüzde 6’sını oluşturan bir azınlığın (Tigray) hükmetmesine son vermek amacı etrafında kilitlenmiştir. 1991 yılında askeri yönetimin devrilmesine öncülük eden Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, zaferin kazandırdığı prestijle ülkeyi çeyrek asır yönetmeye muvaffak olmuştur. Ancak ülkenin 2 en büyük etnik topluluğunu oluşturan Oromo ve Amara halkları, demokratik haklar yanında, gelirlerin ve refahın daha adil dağılımı amacıyla sokaklara inmiş ve sonuç almıştır. Nüfusun neredeyse yüzde 60’ını oluşturan bu iki bölge Tigray ekibinin artık koltuğu bırakmasında ısrarcıdır. Ülkenin yeni başbakanının protestoların sürdüğü Oromo bölgesinden seçileceği söylenmektedir.

Etiyopya’yı meşgul eden diğer büyük sorun Oromo ve Somali bölgeleri arasında yaşanan çatışmalardır. İki eyalet arasındaki sınır anlaşmazlıkları bir türlü çözülememiş, çatışmalara yol açmış, 900 bin civarında insanın evlerini terketmelerine sebep olmuştur.

Addis Ababa yönetimi hükümet karşıtı gösterilerin kontrolden çıkmasını engellemek, ayrıca Oromo ve Somali eyaletleri arasındaki gerginliği durdurmak üzere 6 ay süreli sıkıyönetim ilan etmiş, diğer yandan çok sayıda siyasi tutukluyu serbest bırakarak, siyasi baskı eleştirilerini hafifletmiş, başbakanın istifasını, başlatılan  reform paketinin parçası mahiyetinde takdim ederek konumunu güçlendirmeye gayret etmiştir.

Addis Ababa yönetiminin demokrasi ve insan hakları alanındaki zayıf  karnesine mukabil, ekonomik icraatı açısından gözardı edilemeyecek bir başarı göze çarpmaktadır. 2004-2016 yılları arasında yıllık ortalama büyüme yüzde 10’un üzerinde gerçekleşmiştir.(Türkiye’nin 2 katı) 2017 yılı büyüme oranı itibarıyla dünyada ilk sırayı almıştır.

Söz konusu başarıyı büyük ölçüde çok liberal ve cazip yabancı sermaye mevzuatına borçludur. Batılı şirketler yanında birçok Türk firması Etiyopya’yı seçerek yatırım yapmışlardır. 3  milyar dolara ulaşan türk yatırımları arasında tekstil firmalarımız Afrika’nın en büyükleri olarak öne çıkmıştır. 2013 yılında Etiyopya cumhurbaşkanı olarak atanan eski Ankara Büyükelçisi Mulatu Teshome Türk yatırımcıyı çekmek üzere özel çaba sarfetmektedir.

Etiyopya’nın başarı hanesine Mısır dan Akdeniz’e dökülen Nil nehrinin en büyük kaynaklarından Mavi Nil üzerinde yerel olanaklarla inşa ettiği Rönesans barajının da ilave edilmesi icap etmektedir. Kısa bir süre sonra su toplamaya başlaması planlanan baraj,  Mısır’ın engel, itiraz ve yaygaralarına rağmen Afrika’nın en büyük yapıları arasında yerini alacaktır.(Fırat ve Dicle üzerindeki barajlarımıza güney komşularımızın muhalefetini hatırlayalım.)

Afrika Boynuzunda barış ve istikrarın hüküm sürmesine ciddi katkılar yapan Etiyopya komşu ve akraba ülke Eritre’yle 1990’lı yıllarda savaşmış, sonuç alamayınca bu komşusunu tecrit etmeye yönelmiştir. İki komşu arasındaki düşmanlık geçen yıllara rağmen şiddetini korumaktadır.

2011 yılında Somali krizinin çözümünde bölge ülkelerini teşvik etmek üzere İstanbul’da düzenlediğimiz konferans sırasında,  Eritre ve Etiyopya dışişleri bakanlarını aynı masada bir araya getirme çabalarımızın nasıl duvara tosladığını iyi hatırlıyorum.

Etiyopya’da protestoların kontrolden çıkması, kamu düzeninin bozulması, kaosun ülkeye hakim olması, sadece 100 milyon nüfuslu bu kırılgan ülke için değil, tüm bölge ülkeleri bakımından da bir kabus senaryosu niteliğindedir. Bu açıdan Yönetimin sokaktan yükselen tepkileri dikkate alarak siyasi tutukluları serbest bırakması, ülkenin etnik gerçekleri istikametinde yeni bir başbakan seçilmesi için kapıyı aralaması, reform taahhütü vermesi çok isabetli olmuştur. Bu geciş sürecinde asayişin sağlanmasını teminen sıkıyönetim ilan edilmesi hoşgörüyle karşılanmalıdır. Nitekim ABD dışında sıkıyönetim kararına doğrudan karşı gelen ülke olmamıştır.

Etiyopya’nın, bu zor ve hassas süreçten başarıyla çıkması, Afrika Boynuzu’nda barış, istikrar, refah ve demokrasi ümitlerini güçlendirecektir.

Yazarın Diğer Yazıları

Nedir bu Küba’nın ABD’nden çektikleri!

Vaşington’un, John Bolton’un aklına uyarak soğuk savaş dönemi zihniyetine geri dönmesinden ötürü,  Küba’da yaşam, her geçen gün daha da zorlaşmakta

Meksika’ya gitmek ister misiniz?

Yeni cumhurbaşkanı görev süresinin sonunda, uyuşturucu çetelerini sindirerek öldürülen ve kaçırılan vatandaş sayılarını aşağılara çekebilirse, ülke ve Latin Amerika tarihine adını yazdırabilir

Venezuela’nın durumuna düşer miyiz?

"Venezuela halkı, bu çok vahim noktaya  bir kaç yıl içinde gelmedi. Bir ülkenin halkını birbirini düşman telakki eden gruplara bölmek çok kolay bir iş değildir"