31 Temmuz 2020

Belçika Kongo'da neler yaptı?

Sömürgeci geçmişlerinden bihaber olan Belçikalılar, George Floyd sayesinde, Belçika’nın Kongo’da sebebiyet verdiği katliamlardan bir asırı aşkın bir gecikmeyle haberdar olabilmişlerdir

Özellikle Afrika kökenli vatandaşlara yönelik, küstah, kaba ve acımasız tutumu nedeniyle, ABD polisi, yıllardır, ülke içi ve dışından gelen eleştirilere konu olur. Anılan polis tarafından, hor görülen, tartaklanan, silahla vurulan insanlara dair onlarca video, her sene, internette milyonlar tarafından izlenir, kınanır. Ancak, "yankee" polisin ıslahı bir türlü mümkün olmaz. Dünyamızın süper gücünün korkulan kolluk kuvvetinin, gelenek niteliğindeki (sistemik) kusurlu tutumu neticesinde dolan barajlar, George Floyd’un kabul edilemez biçimde öldürülmesi üzerine en sonunda taşmıştır. Öyle bir taşmıştır ki, barajın kapakları parçalanmış, taşkın Avrupa başkentlerine kadar ulaşmıştır.

George Floyd kasırgasından en fazla etkilenen ülkeler arasında Belçika dikkat çekmektedir. Sömürgeci geçmişlerinden bihaber olan Belçikalılar, George Floyd sayesinde, Belçika’nın Kongo’da sebebiyet verdiği katliamlardan bir asırı aşkın bir gecikmeyle haberdar olabilmişlerdir. ABD ve İngiltere’de ırkçılığa karşı sokaklara inen kitleleri kendilerine örnek alarak ülke meydanlarında dikilmiş II. Leopold heykellerini kaldırtmışlar ve tarihleriyle yüzleşme sürecini başlatmışlardır.

Belçika’nın Kongo macerası 1885 yılında düzenlenen Berlin Konferansı’na kadar uzanmaktadır. Şansölye Bismarck’ın ev sahipliğinde düzenlenen konferans vesilesiyle, tüm kıyı kesimleri önceki yıllarda tamamen paylaşılmış olan Afrika kıtasının güney-iç taraflarında yer alan Kongo nehri havzasının Belçika’ya tahsis edilmesi kararlaştırılır. Amaç, zengin havzanın, Hristiyan misyonerlere, ticarete ve yatırımlara açılması, köle ticaretine son verilmesi ve Afrika’nın bu bölgesine Belçika tarafından medeniyetin götürülmesidir. Belçika’dan 80 kez büyük Kongo havzası, ilginç bir şekilde Belçika adına değil de, Belçika kralı II. Leopold üzerine kaydedilir. 1908 yılına kadar devam eden II. Leopold hakimiyeti, Kongo tarihinin en kanlı ve acımasız dönemi olarak sömürgecilik araştırmalarında yerini almıştır. Kauçuk ve fildişi ticareti amacıyla, insanlık dışı koşullarda çalışmaya zorlanan Kongo halkının üçte biri (10 milyon) bu 23 yıl içinde helak olmuştur. Yeterli miktarda kauçuk toplayamayan Kongo çalışanlarının ellerinin cezaen kesilmesi II. Leopold sömürge idaresinin simgesi olarak akıllara kazınmıştır. Kongo nüfusunun üçte bir azalmasına yol açan bu dönem, bazı Anglofon araştırmacı, yazar ve gazetecinin dikkat çekmeleri üzerine ve diğer sömürgeci ülkelerin artan eleştirileri karşısında son bulmuştur. Sonunda, Belçika Parlamentosu'nun girişimiyle, 1908 yılında, Kongo II. Leopold’un şahsi mülkü olmaktan çıkarak Belçika sömürgesi haline dönüşmüştür. Kongo’da gerçekleşen katliamları konu alan Fransız gazeteci Marc Wiltz, 2015 yılında yayımlanan "Kongo’ya (kesik) eller yağıyor" adlı kitabında (İl pleut des mains au Congo) siyasi, ekonomik ve ahlaki açılardan, kendini Afrika’lı siyahiden üstün gören Avrupa’lının, Kongo’ya medeniyet yerine zulüm ve istibdat taşıdığını itiraf etmekte, 23 yıllık yönetim sırasında gerçekleşen kitlesel ölümlerin soykırım olup olmadığını sorgulamaktadır. Özel bir hukuki terim olan soykırım ifadesinden kaçınan Marc Wiltz, 40 yıllık meslek hayatımızda pek duymadığımız "etnocide" ve "democide" terimlerini tercih etmektedir.

Tahrip edilen 2. Leopold heykellerinden

II. Leopold yönetimi sırasında ortaya konan insanlık dışı ve zalimane uygulamalardan ötürü, açlık ve hastalıkların da katkılarıyla, hayatlarını kaybeden 10 milyona yakın Kongo yerlisinin sorumluluğunun, zamanın Belçika kralına ve ülkesine ait olduğu hususunda, uluslararası toplum nezdinde, tereddüt mevcut değildir. Kuşkuları olan varsa, hayatını neredeyse Kongo’daki gaddarlıklara hasreden İngiliz gazeteci Edmund Rene Morel’in çalışmalarına, Sherlock Holmes’in yaratıcısı İskoç yazar Arthur Conan Doyle’a (The Crime of the Congo-1909) ve Amerika’lı yazar Mark Twain’e (King Leopold Soliloquy-1905) göz atmalarında yarar vardır. Öte yandan, II. Leopold’ün Kongo’da yaptıkları, Harry Potter filmlerinin yapımcısı David Yates tarafından 2016 yılında ekranlara Tarzan filmi mahiyetinde taşınmıştır. Alexander Skarsgård, Margot Robbie ve Christoph Waltz’ın rol aldıkları bu farklı Tarzan filmini izlerseniz, hem keyifli bir zaman geçirir, hem de Belçika kralının Kongo’yu hangi zalim yöntemlerle sömürdüğünü anlayabilirsiniz.

Uzman tarihçi ve hukukçu olmadığımız cihetle, Belçika’nın Kongo’da yol açtığı kitlesel ölümlerin soykırım sayılıp sayılmayacağı konumuz değildir. Ancak söz konusu katliamların, Almanların Namibya’daki Soykırımı (1904-1908) ile beraber, Avrupa’nın Afrika kıtasında gerçekleştirdiği ilk kitlesel imhalar olduğu bir kenara sağlamca not edilmelidir.

Burada ilginç olan husus, tarih kitaplarında söz konusu katliamların herhangi bir izine rastlanılmamasıdır. Sıradan Belçika vatandaşı, ülke meydanlarında 10’dan fazla görkemli heykeli bulunan, caddelere parklara adı verilen, anlı şanlı krallarının Kongo’da işlediği affedilemez günahları hakkında fikir sahibi değildir. Sömürgeci ülkenin Kongo’ya ilişkin yanlışları başarılı biçimde halının altına süpürülmüştür. 

2019 yılı başlarında, Birleşmiş Milletler’in ırkçılığa karşı mücadele faaliyetleri bünyesinde çalışmalarını sürdüren Afrika Uzmanlar Grubu'nun, Belçika hükümetinden, Kongo’da yapılanlar için özür dileme çağrısında bulunarak II. Leopold heykellerinin kaldırılmasını talep ettiği, dönemin başbakanının ise (Charles Michel) bu talebi geri çevirdiği bilinmektedir. BM girişiminin başarıya ulaşması için bir sene daha beklenilmesi ve George Floyd kasırgasının Belçika sahillerine ulaşması gerekeceğini kim tahmin edebilirdi? Nitekim, ahiren, Belçika Eğitim Bakanı, gelecek yıldan itibaren, sömürgecilik tarihi dersinin orta okullarda müfredata dahil edileceğini açıklamıştır.  

Tesadüf bu ya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin (KDC) bağımsızlığının 60. yılı vesilesiyle, geçtiğimiz haftalarda, Belçika Kralı, KDC hükümetine bir mesaj göndererek, sömürge döneminde uygulanan şiddet ve acımasız tutumlardan duyulan üzüntüyü dile getirmiştir. Tarafsız açıdan bakıldığında, anılan mesajın doğru yolda bir adım teşkil ettiği, ancak eksik olduğu göze çarpmaktadır. Mesajda II. Leopold’a atıf yapılmaması ve özürün açık biçimde dilenmemesi dikkat çekmektedir. Kraliyet ailesi, II. Leopold’un Kongo’ya hiç gitmemiş olduğunu öne sürerek olanlardan sorumlu tutulamayacağını iddia etmeyi sürdürmektedir. Peki, II. Leopold tartışmalarının tarafı durumundaki KDC’nin başkenti Kinşasa’dan ne tür tepkiler gelmektedir? Kinşasa, maalesef, bu dosyaya ayıracak zamanı henüz bulamamıştır. Ülkenin güçlü ismi, önceki cumhurbaşkanı Joseph Kabila ile mevcut Devlet Başkanı Félix Tshisekedi arasında, bir yandan işbirliği, diğer yandan amansız bir bilek güreşi devam ettiğinden, II. Leopold dosyası yönetimin gündemine bir türlü girememektedir.

Yazımızı son bir hususa değinerek tamamlamak istiyoruz. II. Leopold adı, Afrika’ya ilgi duyanlar arasında, Kongo’da kesilen elleri akla getirirken, Osmanlı tarihini bilenler bakımından II. Abdülhamit’e 1905 yılında yapılan bombalı saldırıyı hatırlatır. Belçikalı anarşist Edward Joris’in yardımlarıyla, Ermeni Devrimci Federasyonu’nun bombalı saldırısından, Padişah, son anda ve şans eseri kurtulur. Joris yakalanır ve hapse girer. Belçika ve diğer dış güçlerin baskılarıyla Joris bir müddet sonra Belçika’ya döner ve ülkesinde serbest bırakılır. Kongo’da katliamlara imza atan II. Leopold’un, adalet ve özgürlük havarisi kesilerek, Osmanlı padişahı üzerinde baskı kurması, uluslararası ilişkilerde, hukukun üstünlüğü değil de, güçlünün hukukunun üstünlüğünü ortaya koyan bir vaka olarak akıllarımızda yer etmiştir. Konuyu merak edenler, Murat Bardakçı’nın HaberTürk’te 23.3.2016 tarihli "Bombalı terörü bize kim öğretmişti bilir misiniz? Belçikalılar!" başlıklı makalesini veya "To Kill a Sultan - A Transnational History of the Attempt on Abdülhamid II (1905)" adlı araştırmayı okuyabilirler. Söz konusu kitabın kısa tahlilini Avrasya İncelemeleri Merkezi’nin "Review Of Armenian Studies" dergisinin 41. sayısında bulabilirsiniz.

Bu vesileyle, tüm T24 çalışanlarının ve okurlarının kurban bayramlarını Gündoğan (Bodrum) sahillerinden kutluyoruz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Gine'de (Konakri) darbe: Cumhurbaşkanı Alpha Condé koltuğa yapışmanın bedelini ödedi

Zengin maden yataklarına sahip, 11 milyon nüfuslu Gine'nin geri kalmasının yegâne sebebi, kötü yönetim ve özellikle yöneticiler arasında kökleşmiş yolsuzluk geleneği. Darbeci Doumbaya, hakikaten, ülkesini fakirlik ve yolsuzluk sarmalından çıkarmak üzere mi harekete geçti?

Latin Amerika'dan 2 iyi, 2 kötü haber

Maduro hükûmeti ile Venezuela muhalefeti arasında, ülkenin karşı karşıya bulunduğu derin krizi aşmak amacıyla, Meksika'nın ev sahipliğinde müzakerelere başlanılması hususunda bir mutabakata varıldığını sevinerek öğrendik

Washington'un son bulmayan rüyası: Küba'da rejim değişikliği

Küba halkının yıllardır çektiği bazı sıkıntılarda Washington'un sorumluluğunu kimse yadsıyamaz. Ancak, ABD'nin düşmanca politikalarının ve özellikle ambargonun, tüm sorunların kaynağını teşkil ettiği yönündeki savunma da, gerçekleri yansıtmayan ve kolaya kaçan bir açıklama mahiyetinde